5 Aralık 2010 Pazar

Eski Bir Saçmalık (saçmalı yorum 2)

hayat sana biraz önce epey küfür ettim. haberin olsun. dur aynı şarkıyı tekrar dinlemem lazım kezlerce. evet hayat diyordum, çok küfür ettim diyordum, vazgeçtim diyordum. derken bile vazgeçemiyordum. şarkı nasıl güzel biliyor musun? bilemezsin, aynı anlamı yükleyemezsin. beni bu yağmurlar mahvetti. iliklerime kadar ıslandım, sırılsıklamım. çay bir yanımda, sigara elimde. kaç tane içtim bilmiyorum. şarkıda bir yer var, nasıl çağırıyor biliyor musun? gel diye. gidiyorum. bedenim burada ruhum kaybolmuş gitmiş. aramıyorum zaten, adres belli, sahip belli. azad olmak isterken bütün herkes, köle olmayı yeğlemek. yeğledim. kül tablası dolu ağzına kadar. kibrit çöplerini hep kutunun içine atıyorum ve ne zaman elimi atsam yeni bir sigara yakmak için yanmış bir kibrit çöpü geliyor kutudan. şansızlık mı, gülüyorum. kutup ayısı elinde kadehiyle şerefe diyor. onun bu haline bitiyorum. zevkini çıkarıyorum. farkındayım çok güzel saçmalı yorum. savaşlar olmadı hiç, savaşlarım olmadı bu boyaların sebebi savaş değildi aslında. gerçekten, gerçekler, gerçek neydi bilmedim. biliyormuş gibi de davranmadım. kızdım mı? kızdım. sustum mu? sustum. öpünce geçmiyor çünkü. düşünüyorum aklım bambaşka yerlerde, aklım gitmiş benden, odaklanmışım aynı saçmalığa. saçmalık mı bilemiyorum. zaten her şeye saçmalık diyorum. ne kadar güzel olurlarsa olsunlar, umurumda değil. gülümsetmiyor beni. nefesimi kesiyorum bazen, onların kesmesine izin vermeden. onlar anlamadan ben bitiyorum. bitmek güzel şey. onlar sana zarar vermeden yerle bir etmek seni, belki de en güzeli. son kararı senin vermen ve onların soru sormasına izin vermeden üç nokta koymak saatlerdir küfür ettiğim hayata. cümleler her şeyi açığa çıkarıyormuş gibi gelse de saklar esasında. ''demek istedikleri'', demek istediklerim ne ben bile bilmiyorken sen o çok yaşayan aklınla anlamazsın. giz, olduğundan değil. ne olduğunu da boşver. sorularla gelme. canını acıtabilirim. incitsen de incitme, bu kez incitebilirim. geriye dönüp bakınca parçalar hiç oturmamış yerine. hep bir şeyler eksik, yarım kalmış, tadı dudaklarımda. aynı özlem, duruyor halen başucumda. gömüyorum, kimseye göstermeden, örtüyorum üstünü. yerini sadece ben biliyorum, dayanamıyorum tekrar gün ışığına çıkartıyorum. bakıp bakıp duruyorum. çay-sigara belki de sakinleştirici. durmadan ardı ardına içebilirim. iyi geliyor ya da iyi geldiğini düşündüğüm için, iyi hissetmek için içiyorum. buradan anladığın iyi değilim değil mi? iyiyim ben iyiyim de o iyi değil. o'nun kim olduğunu boşver. yaşadım! bugün de yaşadım. sebebini bilmediğim günler gibi tıpkı ya da sebebini bilmediğin günler. bağlanılan yer hayat, sinyal gücü az. neden mükemmel değil, çözemedim. öyle bir düğüm ki, atan ben, çözmeye çalışan ben. ama düğüm çözülmek istemiyor. gitgide kördüğüm halini alıyor. aklımın uçları birbirine karışmış, yarım aklımın. bu arada şarkı halen devam ediyor. delilik mi? hadi oradan diyorum. yaptığın şu hayatta yaptığın en akıllıca şey ne ki? ya da var mı? gördüğüm manzara ne biliyor musun. mutsuzluk, kocaman bir mutsuzluk. kime baksam, yüzümü kime dönsem mutsuz. mutsuzluktan ölüyorlar. bir ordu var mutsuzluktan kan revan içinde, yaraları kimsenin görmediği, göremediği kalplerinde. mutluluğa çok şey addetmişler, öyle ki ulaşamacakları ne varsa mutluluk olarak bellemişler, hafızalarına böyle kazımışlar. suratlar üzgün, suratlar yaşlanmış, her birinin feri sönmüş gözlerinin. aldıkları ilk yaranın darbesiyle yığılıp kalmışlar. yüksekten yürüyorsan rüzgarı hesap edeceksin. üşümeyi göze alacaksın. ama bunlar donuyor resmen. resimler, sarı tebessüm, sararmış sevgisizlikten. gülüşler acı, gülüşler artık eksik bir tane. kim yarım bırakmışsa ona yanıyorsun alev alev. bir sigara daha yaktım gördün mü? çok içiyorum farkındayım. içmek denmez esasında bildiğin yiyorum. sürekli kopan bir şeyler var, tam bağlayacakken inceldiği yerden. hayat ne tuhaf değil mi? darbeler üstüste geliyor ummadığın yerden. keşke söylemek istediklerini söylebilse insan. hani çocuklar ağzına geleni söyler ya o hesap işte. kalbine gelenleri söyleyebilsen ne güzel olur. ama içindeki ses sadece kulaklarına fısıldıyor. içindeki ses avaz avaz haykırırken senden başka kimse duymuyor ve anlatacak çok şey varken susuyor. bir yerden sonra susmanın en güzel cevap olduğunu öğreniyorsun. çünkü duymak isteyen yok karşında. gözlerin boşlukta, ellerin avuçlarında buz kesmiş, buz keser mi? kesiyor. bugün 70 yaşlarında yalnız bir kadını ziyaret ettim. görmüş geçirmiş, hayatın en güzelini yaşamış, zenginliğin, lüksün en ulaşılmazına ulaşmış belki de. hani mutluluk diye addedilen bir olgu ya zenginlik. sana göre öylesine mutlu. ama her kelimesinde hüseyin diyor. halen hüseyin diye bir adamı yaşatıyor. sanki yanıbaşında hüseyin amca. ölmemiş, gitmemiş. yalnızlığını kitaplarla doldurmuş, her gün bir tane okuyor. duvarlar yağlı boya tablo dolu ve bir müze sanki evi, her köşede ayrı bir güzellik ama umurunda değil. koskoca ev bomboş biliyor musun? ona göre. duvarlar üstüne üstüne gelmesin diye her bir köşeyi doldurmuş. dört duvar yalnızlığını yaşamamak için. onu ayakta tutan ise ziyaretine gelenlerin sevgisi. ''yalnız yaşanmıyor'', palyaçocuğum dedi. gözleri dolu dolu. bu cümleyi söylerken kafasını kaldırıp duvardaki fotoğrafa baktı. kimbilir kaç kez içinden binlerce kez ah dedi. bir sürü çocuk okutmuş biliyor musun? onlarla ne kadar mutlu anlatamam. bir tanesini yakından tanıyorum, dilini bile bilmediği ufacık çocuklara uzak diyarlarda gelecek hazırlıyor şimdi o ufak kız. yalnız mı yalnız ama mutlu. fidanlar yetiştiriyor güzel bir hayat için. dört duvar yalnızlığını yaşadın mı hiç? yaşama sakın. koca ev ayaklanır üzerine üzerine gelir, boğar seni her bir kapı açışın, izler vardır, her adımında önüne çıkar. adımların geri geri gitmeye başlar. kapı duvar gibi, duvar kapı gibi, yalnızlığın kapı duvar, sıkışmışsın arasında sesin bir o duvara bir bu duvara en sonunda acı bir gerçek gibi suratına çarpar. gözler ele veriyor insanı. gözler çok şey anlatıyor. gözler insanın kalbini açığa çıkarıyor, farkına varabilirsen, görebilirsen ya da görmek istersen. bu oyunu oynamak yordu biraz. ne yaşadın ki? yoruldun? işte tüm kösele bu. sorun yaşadıkların değil, sorun yaşayamadıkların, yaşamak istediklerin ama sadece hayallerde. halen umut edebiliyorsun. al işte bir tuhaflık daha sana. umut mutsuzun ekmeği. bitse de tükense de bayatlasa da her gün bir lokma daha yiyorsun. çünkü başka umarın yok, umut etmekten başka. umutlar tükenirse işte o gün tükeniyorsun. batarya, batıyor ya. o kadar güzel saçmalıyorum ki, işte bu yüzden delileri çok seviyorum. gülüp geçiyorsun onlara, aldırış etmiyorsun söylediklerine. ne ukala, ne kendini beğenmiş diyorsun deliler için. görünüşüne, hareketlerine anlam vermiyorsun, vermek istemiyorsun. deli deyip kestirip atıyorsun. keşke diyorum kestirip atabilseler. ne kadar memnun olurdum anlatamam. ama bir kere yapıştırmışlar sana yaftayı. buna göre hareket etmek zorundasın ömrün boyunca. keşke diyorum, biliyorum keşkelerimden ben sorumluyum, ben suçluyum. düzeltilebilir mi elbette. ama o heves yok işte. geçmiş, geçmiş ama ben halen geçmemiş. geçemedim bir türlü. ezilirken bile altında, asla indirmedim, indiremedim halen sırtımda, taşıyorum çocuksu bir gururla. karışmış, her şey birbirine karışmış, sadece fotoğraflarda gülen bir adam biliyorum, öyle de güzel gülüyor ki. gülümsemesi seni de gülümsetebilir. içinde bir deniz var, yüzüp yüzüp boğulduğu. kapalı, neyin kapalı olduğunu boşver. o denizin tek sebebi işte, kapalı olmasına borçluyum diyor. kimisi bir insanın gözlerini unutumaz, kimisi bakışlarını, sarılışlarını, öpüşlerini, dokunuşlarını, seni seviyorum demelerini, anlamsız iltifatlarını, gülüşlerini. bir insanda unutulmayacak çok şey vardır. sırtı gibi. giderken sırtını döndüyse eğer ona ait hatırladığın tek şey sırtı olur. sözler bazen yaralar. saplanır kalır bir yerlerine, dokunur hatta acıtır. bir bıçak gibi keser. kanar kanar da senden başka kimse göremez. hele de söylenmeyen sözler. dilinin ucuna getirip getirip dile getiremediğin sözler. tutulur nutkun, tutuldu nutkum. biraz önce yine ıslandım. bu sefer bilerek. amaç yağmuru hissetmek. gökyüzü ağlıyor dedim, o bile ağlıyorsa sen ağlamışsın çok mu? çok. güneşli günlerin acısını tadıyor belki de ne dersin? yıllar bir kurşun gibi ağır, sözler beynine saplanıyor. bu sinir kime ait bilmiyorum. öfkeli, sinirli insan susar mı? susar. susadım, öyle çok susadım ki, seraba varamadım. oysa çok yakındaydı ama oysa. di'li geçmiş zamanları sevemedim belki de bu yüzden. her şey dün gibi üzerinden ne kadar geçerse geçsin. bu aynadaki sen misin? değilsin. paketin birisi boşalırken diğeri doluyor izmaritlerle. herkes odanın sigara koktuğundan dert yanar? kimse sormaz niye içiyorsun diye. vardır elbet içenin bir derdi. rahmetli, hep 'unutuyorum' derdi. her gün uykuya değil, ölüme yatardı. ancak uyurken unutuyormuş. tam şurası, iyi bak tam şurası diyorum, görebiliyor musun? gördüysen tek kelime etmem bunun üzerine, anlamışsındır. bazen kelimelere gerek kalmaz. bir iz, bir bakış yeterlidir çok şeyi anlatmaya. hayat dediğin, cidden hayat dediğin şey ne? kime sorsam, kime baksam aynı kapıya çıkıyor. hayat eşittir dört nokta. asla derdim olmadı, etmedim, etmem de. zaman geçiyor, zaman bitiyor. niye, neden, nasıl bilmiyorum ama bitiyor bir şekilde. tıpkı yılların nasıl bittiğini fark edemediğin gibi. yıllar önce çektirdiğin fotoğraflara baktığında kendine bile inanamıyorsun, bu ben miyim? diye soruyorsun ve evet sensin o. ne kadar da yaşlanmışsın, ne kadar da değişmişsin, ellerine baksana ufacıkmış, daha büyük acılara tutunmak için zamanla büyümüş. yaşlılık meğer ne kadar zormuş. hapsediyorsun kendini kendine, biri çalarsa kapını ne ala, çalmazsa otur ağla yalnızlığına. çok var demiş. bende de çok var ama halen buralardayım. sınırları zorluyorum. sınırıma gelene kadar. güldüm desem inanır mısın bu kadar satırdan sonra. inanma ben olsam hiç inanmam. yine de güldüm, gülümsedim. gülüm seni dim. gülüm settin. gülümsendin. boşluk var son gülümsendi de.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

inanılmaz ifadeler ve okuruda gülümseten... teyze dolu dolu yaşamış duvarlar ustune gelse ne olur gelmese ne olur(ölebilir de sakıncası yok hem hepimiz ölmeyecekmiyiz çok gaddarım) ve onu ziyaret edenler var ne mutlu. ya sen ben onlar yetmişine dayanmadan duvarlar ustune yıkılanlar. gülümse bak seni de okuyan okurlar var. teknolocinin son jesti karşısındakinin yüzüne söyleyemeyeceğin duyumsamaları rahatça ifade etmek.mahrem ama isteyerek paylaşılan ve okurund akendinden bişeyler bulmasıyla değer vermesiyle özel olan velhasılı iyihissettiren paylaşım.bu arada küllükteki izmaritler birikince tutuşup alev alıyor ve küllük çat diye patlayıp tüm kül izmarit odaya dağılıyor tam kepazelik durum. aklınızda olsun sık sık boşaltın.

Sivil Palyaço-Sivil Palyaco dedi ki...

Haha, çok çook teşekkür ederim. Okuduğun için. Sağ olasın.
Bütün yorumların için, yazdıkların için surat dolusu tebessümler.

Kısaca

Fotoğrafım
Email: sivilpalyanco@gmail.com