31 Aralık 2010 Cuma

2bin 1bir

Unutamayacağım bir yılı geride bırakıyorum. İkinci bir hayat belki de. Şans, insanın yüzüne bir ya da iki kez bilemedik üç kez gülermiş. Birincisinde çok pis sırıttı bana, ucuz atlattım. Aklımda kalan ''küüüütttt'' diye bir ses ve içimdeki sesimin söylediği bir kelime ''gidiyorum'' sonrası boşluk saniyeler süren en uzun boşluk. Herhalde ömrümün sonuna kadar aklımdan çıkmayacak.

Sonrası hep komedi, şu bendeki sinir pek az kimsede var diye düşünüyorum. Manzaraya bak şimdi. Yerde acı içinde kıvranıyorum. Göl haline gelmiş su birikintisi içindeyim, yağmur bir yandan, rüzgar diğer. Üşüyorum, yüzümü göremiyorum ama yüzümden akan şeyin yağmur damlaları olmadığının farkındayım. Elimi yüzümde gezdiriyorum. Yağan yağmurun rengi kırmızı :)) elim kıpkırmızı. Aldırış etmiyorum, inan etmiyorum. Kafamı kaldırıp ayaklarıma bakıyorum, şükür diyorum hafifçe hareket ettiriyorum, o an buna seviniyorum. Başımı kaldırıma dayayıp sağ tarafımın üzerine kıvrılıyorum.

Hep küfür ederdim o bilinçsiz ve telaşlı kalabalığı yaralı insanın başında gördüğümde televizyonda. Ambulans gelene kadar adam hayattaysa ne mutlu ona. O an hatırladıklarım;

- Arabaya atalım hemen.
- Adam ölüyor.
- Boynunun altına bir şey koyun.
- Ambulans geç gelir bu trafikte, tutalım arabaya koyalım.
- Adın ne.
* Çarpan arabanın plakasını alın.

Palyaço- Ellemeyin, dokunmayın bana, ambulansı arayın yeter, bilincim yerinde kendimdeyim. Sadece omuzum kötü. Yüzüm hariç, göremiyorum ya.

Aradan 10 dakika geçti, o telaşlı kalabalık bana dokunamamanın, iyilik yapamamanın derin üzüntüsü içinde kahroluyor. ahaha cidden bak, içi içini yiyor hepsinin. Birisi yine kalabalığı gaza getirmeye çalışıyor.

- Bu ambulans gelmeyecek, şu arabaya atalım hemen.

Acı içinde adamalara nasıl bağırdım biliyorum.

- dokunmayın banaaa, ambulansı arasın birisi (sinirden ağlamaya ramak var)

Böyle diyince haliyle sustular, neyseki 15 dakika içinde geldi ambulans. Sonra ver elini hastahane. Ambulansta ilk müdahaleyi yaptılar. Yüzüme hemen sargı bezi pamuk vs. Acil tarafından giriş yaptık. Acilde ilk olarak pansuman odasına soktular. Sağ gözümün üstünde sargı bezi varmış ve nasıl bir kırmızı renge bürünmüş anla işte.

- omuzun ve burnun kırıkmış galiba, şimdi yüzüne pansuman yapıp dikiş atacağız. Ama gözünde de sorun var gibi.

+ Bilmiyorum.

Doktor suratıma dikişleri attı, sıra geldi gözüme. Gözümde bir şey yok diye düşünüyorum, tabi o manzarayı görmediğim için. Zaten kapalı gözüm, sol gözle bakıyorum. Sargı bezini gözümün üstünden kaldıramıyor doktor. Hani böyle yaraya bakamazsın, için kalkar, suratını ekşitirsin ya aynen öyle bir surat ifadesi.

Ben ne yaptım o an? Güldüm, bildiğin güldüm doktorun o haline.

- bi şey yok, gözüm sağlam, korkmayın.

Doktordaki rahatlamayı anlarsın artık. Sonra sedye üstünde oradan oraya sürüklenme macerası. İnsanların acı dolu bakışları içinde ''yaşıyorum, hayattayım ya sen ona bak'' diyememek.

En komik anları ise hastane odasında yatarken yaşadıklarım.

hemşire- geçmiş olsun, trafik kazası mı?
palyaço- evet, trafik kazası.
hemşire- arabayı siz mi kullanıyordunuz?
palyaço- yok, ben kendimi kullanamadım.

Sol kol parmaklar dahil kullanamamaktayım.Vücuda sarılı, aleni olarak bellidir ve bütün serumlar iğneler sağ koldan yapılmaktadır. Artık serum için taktıkları kelebek eskidiği için yenisini takacaklar ve eskisini çıkarır hemşire hanım.
İğneyi koldan çıkarır, pamuğu kan çıkan noktanın üstüne getirir ve

hemşire- pamuğu bir kaç dakika basılı tutun.
palyaço+ neyle?

Ameliyattan sonra röntgen çekilmek üzere röntgen odasına gidilir. Görevli stajer hemşire ya da öğrenciler vardır.

- Şimdi hafifçe sağa dönün.
- Şimdi yan durun.

Sol elimi tutar hiç beklemediğim bir an.

+ Bıraaak (diye bağırırım bir güzel kurbağa gibi.)
+ Tutuşalım desem sapık muamelesi yaparsınız.

Röntgen odasındaki herkes yarılır.

En komiği Hasan amca galiba. Tam karşımdaki yatakta yatıyordu. 93 yaşında, aklı gelip gidenlerden(diye biliyorduk).

Her boş kaldığında üstündeki nevresimi kafasına geçirip bir şeyler yapıyordu. Herkesin düşüncesi aynıydı, ''yazık yaşlı, ne yaptığını bilmiyor''. 3 gün boyunca
üzerindeki nevresimi kafasına geçirip bir şeyler yapıyordu, kimse buna bir anlam veremeyir ve kızıyordu.

Nevresimin iç yüzü daha sonra anlaşıldı. Üzerindeki parayı nevresimin içine atmış Hasan amca ahahah, gitti paralar tabi, her gün değişiyor nevresimler.

Asıl el bombası ise annemden geldi. Dedim ya acı içinde kıvranırken bile gülüyordum, bu sefer gülme krizine girdik ikimiz.

Kolumda saat yok, telefonumu kullanamıyorum. Saati sorup duruyorum, yataktan pek kalkmadım bu süre zarfında.

- Anne saat kaç?
+ üç.

Kafamın üzerine doğru bir bakış atıyor, bir kaç saniye geçiyor ve saati söylüyor. İçimden arkamdaki duvarda saat var herhalde diye geçiriyorum. Bu yaklaşık 3 gün sürüyor.

- anne saat kaç?

bir kaç saniye duraksama ve

+ yedi.

saatlerde hemen hemen söylediği saatler genelde üç aşağı beş yukarı tutuyor. Sonra tuvalate gitmek için yataktan kalkıyorum, gidip geliyorum. Geldiğimde yatağın üstüne oturuyorum ve etrafa bakınıyorum. En son aklıma arkamdaki duvarda asılı duran saat geliyor.

Duvara bakıyorum saat yok. Ulan 3 gündür annem duvara bakıp saati söylüyor, nasıl olmaz saat. Annem geliyor.

- anne saat nerede?

cevap veremiyor, gözleriyle işaret ediyor, orada der gibi.

ikimiz de aynı anda nasıl kopuyoruz anlatamam. Aralıksız yarım saat gülüyoruz. Manzara da kol sargılı omuz ve burun kırık, suratta dikişler yara bere içindeyim. gülmekten yerlere yatacağım o halde.

3 gün boyunca oksijen tüpünün göstergesini saat zannetmiş. Bana üzülmekten aklı gitmiş kadının, ''ben ne yaptığımı biliyor muyum üzüntüden'' diyor sonradan. :)

Bu kadar şeyi niye yazdım, hayat kısa be arkadaşlar en berbat anımda bile gülüyordum. Daha kötü olsa yine güler miydim? gülerdim büyük ihtimal. Arada yazmadığım bir çok şey var gülme krizlerine girdiğim dalyaço ile beraber. Şimdi mi sıkı sıkıya sarılmadım hayata ama güzel tarafından bakmaya çalışıyorum. En azından o tahmin ettiğim, tahmin ettiğimiz kadar uzun olmadığının farkına vardım, aydım.

Ve en gerçek şeylerden bir tanesini arkadaşımın abisi suratıma vurdu. Tek bir soru sordu bana herkesin dediğinden farklı bir şey. Sustum kaldım karşısında, belki verecek bir cevabım vardı ama veremedim, sustum sadece.

Onun için hayat kısa, ertelediğin şeyler sensin aslında. Kendini, mutluluğunu, hayatım benim dediğin hayatını erteliyorsun.

Mutsuzluk yanı başında, soruyorum sana, Kim mutlu ki? en mutlu diye düşündüğün insan bile mutsuzluktan ölüyor. Onun için mutsuzum diye söylenme, erteleyerek es geçtiğin mutlulukları yakala ve keyfini çıkar. Çünkü hayat bana verdiği gibi ikinci bir şansı sana vermeyebilir. Ölüm sana ne kadar uzak değil mi? Bana da öyleydi, halbuki her an ensemdeymiş, kırmızı burnumun ucundaymış. Öldüğünü düşündün mü hiç? Ben bu süre zarfında düşündüm. İçimde neler kalırdı diye düşündüm. Çok şey kalırmış meğersem. Sevgi sözcükleri bunun en başında geliyor. Söylenmemiş cümlelerin hasreti dudağımda kalırdı. Yapamadıklarım, yapmak istediklerim.

Yarın diye bir şey yok. 2011'de bunu aklına yerleştir ve öyle yaşa.

Mutlu yıllar yerine;

Sevdiklerinle, hayallerinle, gerçekleşenlerle, gerçekleştireceklerinle

Mutlu bir hayat diliyorum Hepimize.

Ve son bir şey, bir çoğunuzla yüzyüze gelemesek de, çok uzun şeyler paylaşamasak da sizi seviyorum.

6 yorum:

Pretty Woman dedi ki...

Çok geçmiş olsun. Bir an önce tamamiyle iyileşmenizi diliyorum. Yeni sene yeni umutlar, neşeler ve en önemlisi kocaman gülümsemeler kahkahalar getirsin. sevgiler

Sivil Palyaço-Sivil Palyaco dedi ki...

Sağolasın Pretty Woman :))
İnşallah tamamiyle iyileşeceğim, zamanla.
Yeni yılda sana da mutlu bir hayat dilerim.

Surat Dolusu Tebessümler.

piraye dedi ki...

:)) orada saate benzer bir şey vardı annenin hakkını yeme palyaço :))) böyle de laf söyletmem teyzeme :))

Sivil Palyaço-Sivil Palyaco dedi ki...

Yaa vardı guguk diye öten bir kuş bile vardı. :))

piraye dedi ki...

:)))

Adsız dedi ki...

geç olacak ama çuoookkk geçmiş olsun sayın palyaço, yalnız palyaço
aa ne guzel böyle olunca sadece palyaço gibi oldu sıfat düştü.ammada zekiyim.

Kısaca

Fotoğrafım
Email: sivilpalyanco@gmail.com