Bir kız çocuğu tanıyorum
Gözyaşlarının rengi farklı
Ne yeşil ne mavi
Ne siyah ne de kahverengi
Yalnızlığı vermiş ona o rengi
Mutsuzluğu
Kimsesizliği
Bitmeyen bilmeyenleri
Acıları daha da koyulaştırmış
Tek başınayken
Ağlarken
Üzülürken
Aynaya bakarken
Sadece kendisi görüyor
Gözlerinin gerçek rengini
Ve ikimizden başkası bilmiyor
Yüzünü boşver
Sahte gülümsemelerini geç
Arada attığı kahkahalarını da unut
Çünkü o İçi kan ağlayan
Kırmızı Gözyaşlı Kız.
8 Mayıs 2012 Salı
3 Mayıs 2012 Perşembe
Yokluğun
Başlığa bak başlığa (boğ beni ama sana) hahah. Bugün boş boş otururken uzun zamandır
'Yokluğun' yazmadığımı fark ettim. Israr üzerine (ahaha ısrarmış, ısrara gel) dayanamadım ve yazdım.
Yokluğun; uykusuz saatler. Sigara ve nescafe.
Yokluğun; bir teras katında tek başınalık. Manzara sensizlik.
Yokluğun; vapur düdükleri. Yokluğun hep benim olduğum kıyıda, sense karşı.
Yokluğun; martıların çığlıkları. Onlar bile yokluğunda çığlık çığlığa.
Yokluğun; her sabah duyulan ezan sesi. Mutsuz uyunmuyor.
Yokluğun; bence. Çözemiyorlar tam anlamıyla bir bilmece.
Yokluğun; iki adım ötemdeki papatyalar. Merak ettiysen seviyor çıkıyor.
Yokluğun; dehliz, içine düştüğüm.
Yokluğun; anlamadığım bir şarkının en güzel mısrası.
''Seni sonsuza kadar seviyorum, seveceğim.''
Yokluğun; / a rağmen gülümsemek.
Yokluğun; saatlerce sarılıp dinlemek istemek güneşin batışında.
Yokluğun; ağlama demek değil, ağlarken beraber ağlamak.
Yokluğun; dolma. Gözlerimden yaptığım. Gözlerimin dolması.
Yokluğun; teyel. Beni sensizliğe atan.
Yokluğun; karınca. Neli olduğu bilirsin.
Yokluğun; hahahah. İnan duyuyorum.
Yokluğun; yazdığım bütün yokluğunlar.
Yokluğun; kalabalığa bakıp içimden söylediğim ''siz ne diyorsunuz lan'' bakışları.
Yokluğun; dünyaya, insanlara, hayata Fransız kalmak.
Yokluğun; düşündürüyor. Yokluğunda bunca sevilen, varlığında kim bilir nasıl sevilir?
ve
Yokluğun; halen eti gofredo.
Ayrıca bugün aşkın en güzel tanımlarından birini duydum. Yazmazsam çatlarım, muhtemelen duymamışınızdır böyle bir tanım.
Dolu dolu bir adam söyledi. Ne anlam çıkarırsın sana kalmış.
''Tanımlanamamış bir büyüklüğü hesapsızca tüketmek ve üretmek hızıdır.''
Gerçekten aşk tanımlanamayan bir büyüklük ve biz bu büyüklüğü yanlış zamanda, yanlış kişilerle
yanlış yerlerde tüketiyoruz ve yeniden üretmeye çalışıyoruz tüketirken.
Tükenmeyin, tüketmeyin, tükenmeden beraber tüketin.
'Yokluğun' yazmadığımı fark ettim. Israr üzerine (ahaha ısrarmış, ısrara gel) dayanamadım ve yazdım.
Yokluğun; uykusuz saatler. Sigara ve nescafe.
Yokluğun; bir teras katında tek başınalık. Manzara sensizlik.
Yokluğun; vapur düdükleri. Yokluğun hep benim olduğum kıyıda, sense karşı.
Yokluğun; martıların çığlıkları. Onlar bile yokluğunda çığlık çığlığa.
Yokluğun; her sabah duyulan ezan sesi. Mutsuz uyunmuyor.
Yokluğun; bence. Çözemiyorlar tam anlamıyla bir bilmece.
Yokluğun; iki adım ötemdeki papatyalar. Merak ettiysen seviyor çıkıyor.
Yokluğun; dehliz, içine düştüğüm.
Yokluğun; anlamadığım bir şarkının en güzel mısrası.
''Seni sonsuza kadar seviyorum, seveceğim.''
Yokluğun; / a rağmen gülümsemek.
Yokluğun; saatlerce sarılıp dinlemek istemek güneşin batışında.
Yokluğun; ağlama demek değil, ağlarken beraber ağlamak.
Yokluğun; dolma. Gözlerimden yaptığım. Gözlerimin dolması.
Yokluğun; teyel. Beni sensizliğe atan.
Yokluğun; karınca. Neli olduğu bilirsin.
Yokluğun; hahahah. İnan duyuyorum.
Yokluğun; yazdığım bütün yokluğunlar.
Yokluğun; kalabalığa bakıp içimden söylediğim ''siz ne diyorsunuz lan'' bakışları.
Yokluğun; dünyaya, insanlara, hayata Fransız kalmak.
Yokluğun; düşündürüyor. Yokluğunda bunca sevilen, varlığında kim bilir nasıl sevilir?
ve
Yokluğun; halen eti gofredo.
Ayrıca bugün aşkın en güzel tanımlarından birini duydum. Yazmazsam çatlarım, muhtemelen duymamışınızdır böyle bir tanım.
Dolu dolu bir adam söyledi. Ne anlam çıkarırsın sana kalmış.
''Tanımlanamamış bir büyüklüğü hesapsızca tüketmek ve üretmek hızıdır.''
Gerçekten aşk tanımlanamayan bir büyüklük ve biz bu büyüklüğü yanlış zamanda, yanlış kişilerle
yanlış yerlerde tüketiyoruz ve yeniden üretmeye çalışıyoruz tüketirken.
Tükenmeyin, tüketmeyin, tükenmeden beraber tüketin.
28 Nisan 2012 Cumartesi
Gülüşlerin
Gülüşlerin gülüş katıyor yüzüme. Senin sesini gülerken duymak mutlu ediyor beni.
Ansızın gelen misafirler gibi gülüşlerin. İçten bir hoşgeldin diyor yüzüm.
Sarılıyor, sarmalıyor. Dünyayı olmasa da dünyamı aydınlatıyor.
Ve benim dünyam dünyanın ta kendisi. Bir sigara yakıyorum efkârdan değil,
tek sebebi gülüşlerin. Senin gülüşlerin eşliğinde sigara içmek, bilemezsin tadını.
Tarif etmek gerekirse en basiti kahve ve sigara gibi. Sabah uyandığında pencereyi açıp
ne güzel bir gün demek gibi. Gülüşlerin güneş solgun dallarıma. Hayat veriyor
sararmış yapraklarıma. Filizleniyor hayatım senin gülüşlerinin ışığında.
Gülüşlerin güneş gri gökyüzümde.
Haha tamam be tamam uzatmıyorum. Bıktınız di mi benden, şiyirlerimden.
Ben de bıktım ama yapacak bir şey yok. Durup dururken yazıyorum arkadaş.
Sesin, gülüşlerin en güçlü antibiyotik bana hahah. :)
Tarihe kişisel bir not.
26 Nisan 2012 Perşembe
Yalnız Kenarı
Bir sigara yakıp deniz kenarındaki banklardan birine oturdum bugün.
Ne telaş içinde vapura yetişmeye çalışan insanları
Ne telaşla vapura yetişmiş insanları
Ne çay bahçesinde bir şeyler yiyip içen insanları
Ne vapurların peşinde uçan simit düşkünü martıları
Ne balıkçı teknelerini
Ne reislerini
Ne otobüs bekleyen mutsuz insanları
Ne hayattan bezmiş tek başına başka bir bankta düşünen insanları
Ne güneşi ne gökyüzünü
Ne denizin mavisini
Ne iş çıkışı evine yetişmeye çalışan insanları
Ne beşyüze su satanları
Ne kuyrukta ömrünü harcayanları
Ne okuldan evine gitmeye çabalayan öğrencileri
Ne de el ele yürüyen sevgilileri
Görmedi gözüm görmedi kimseleri
Kendi yalnızlığıma bakmaktan.
edit: çok az saçmalayıp gideceğim.
Yıllardır sigara içmeme rağmen dün dakikalarca sigaraya baktım yakmadan. Öyle duvara bakar gibi baktım.
Sonuç ne merak ediyorsun değil mi? Aynı anlamı veremezsen hiçbir şey ifade etmeyecek ayrı bir mevzu.
''Tütün bile kağıda sarılmış.''
edit: çok az saçmalayıp gideceğim.
Yıllardır sigara içmeme rağmen dün dakikalarca sigaraya baktım yakmadan. Öyle duvara bakar gibi baktım.
Sonuç ne merak ediyorsun değil mi? Aynı anlamı veremezsen hiçbir şey ifade etmeyecek ayrı bir mevzu.
''Tütün bile kağıda sarılmış.''
19 Nisan 2012 Perşembe
Ben Bu Yazıyı da Sana Yazdım
Haha saat itibariyle palyaçoluğum üzerimde saçmalayacağım.
Sen yüzüme gülüş katansın.
Sen aklıma düşünce katansın.
Sen içime mutluluk katansın.
Sen ansızın gelen baharsın.
Sen sıcakta esen rüzgârsın.
Sen hayatın anlamısın.
Sen bütün boşluklarıma dolansın.
Sen uzakta olsan da en yakınsın.
Sen bu kalpte atansın.
Tamam daha fazla uzatmıyorum. Tarihe not düşüyorum sadece.
Mutluluğa garip anlamlar yüklediğimden.
İstanbul. Saat: 05:22
Telefonu kapattıktan sonra.
Sen yüzüme gülüş katansın.
Sen aklıma düşünce katansın.
Sen içime mutluluk katansın.
Sen ansızın gelen baharsın.
Sen sıcakta esen rüzgârsın.
Sen hayatın anlamısın.
Sen bütün boşluklarıma dolansın.
Sen uzakta olsan da en yakınsın.
Sen bu kalpte atansın.
Tamam daha fazla uzatmıyorum. Tarihe not düşüyorum sadece.
Mutluluğa garip anlamlar yüklediğimden.
İstanbul. Saat: 05:22
Telefonu kapattıktan sonra.
18 Nisan 2012 Çarşamba
Çığlık
Asıl çığlık bu. Bütün dünyanın görmesi gereken. Nedenleri, sebepleri, niçinlerini geçtim. Umurumda değil. Kim haklı, kim haksız. Ölüm var sonunda, 11 yaşında bir kız çocuğunun çığlıkları var. Neden sadece fotoğraf olarak kalıyor. Neden sadece ödüllerle anılıyor bunlar. İşte bahsettiğim bencillik bu. Evet tüm dünyanın görmesi, öğrenmesi için gerekli. Fakat bunu neden ödüllendiriyorlar aklım almıyor. Cezalandırılması gerekenler varken, sesini çıkartmak varken, bu fotoğrafın çekilmesine sebep olanlara gerekenlerin yapılması varken. cidden aklım almıyor.
Açtığım her gazete sayfasında ölüm haberi. Masum insanların boş yere ölmeleri. Dün okumuştum, bir doktor, 26 yaşında öldürülmüş. Bir kadın kocası tarafından 12 kere bıçaklanmış. Kahvaltı masasında adam kardeşini öldürmüş. Bir başkası, bir başkası, bir başkası.
Belki komik belki saçma gelecek şimdi şu satırlar. Biraz önce bankaya giderken yolda genç bir kız gördüm. Eline eldivenleri takmış. Üzerinde tulum, şu 30 40 kg'lik bidonlardan birisini temizliyordu. Dışını, içini ovuyordu. Dünya geldi aklıma. Keşke bir cif olsa da bütün pisliklerini temizleyebilsek bir şekilde diye düşündüm. Evet, kafayı yiyorum. Nasıl yapacaksın palyaço hayal alemine dalma deme. Cif, bizleriz.
Açtığım her gazete sayfasında ölüm haberi. Masum insanların boş yere ölmeleri. Dün okumuştum, bir doktor, 26 yaşında öldürülmüş. Bir kadın kocası tarafından 12 kere bıçaklanmış. Kahvaltı masasında adam kardeşini öldürmüş. Bir başkası, bir başkası, bir başkası.
Belki komik belki saçma gelecek şimdi şu satırlar. Biraz önce bankaya giderken yolda genç bir kız gördüm. Eline eldivenleri takmış. Üzerinde tulum, şu 30 40 kg'lik bidonlardan birisini temizliyordu. Dışını, içini ovuyordu. Dünya geldi aklıma. Keşke bir cif olsa da bütün pisliklerini temizleyebilsek bir şekilde diye düşündüm. Evet, kafayı yiyorum. Nasıl yapacaksın palyaço hayal alemine dalma deme. Cif, bizleriz.
İnsanların, dünyanın başka yerlerinde yaşananlar üzerine düşünmesini istiyorum
Çenem çok düştü bugünlerde ama yazacağım. Kendini anlat deseler ya da kötü özelliklerini sırala deseler iddia ederim milyonlarca insan negatif anlamda bu özelliklerin arasına ''bencillik'' yani bencilliği eklemez. Koymaz, düşünmez bile, aklına getirmez. Çünkü, insan kendine ve etrafındakilere göre bencil değildir.
Düşünsene ne kadar iyisin? Paylaşımcısın, yardımseversin. Yok, gram ironi yok, dalga da geçmiyorum. Bu özelliklerin hepsi mevcut. Gerçekten iyisin, paylaşmayı sevensin, yardım edensin. Yeri geldiğinde, gelmediğinde, açık seçik ya da gizli bir şekilde bunları yapıyorsun.
Başlık eski bir entryimden alıntı. Ne kadar bencil olduğumu/zu hatırlattı yine. Ne kadar benciliz, ne kadar az düşünüyoruz. Tek düşündüğümüz kendimiz. Berbat hayatımız, güzelliğimiz. Tuttuğumuz takımın o haftaki durumu, siyasi partimizin durumu, takip ettiğimiz şarkıcının hayatı, aşkları, kaç aylık hamile olduğu. Dizilerin konusu, facebook'ta eklediğimiz arkadaşlarımızın fotoğrafları, ne kadar güzel çıktıkları. Twitter'da yazdığımız özsüz sözler, kaç kişini retweet yaptığı.
Benciliz biz
tek düşündüğümüz kendimiz.
O kadar çok ki derdimiz, başkalarının derdini düşünümez olduk. Hatta onlar bize dert bile değil. Akşam haberlerinde ekranda beliren 2 dakikalık bir görüntü ah'lar eşliğinde.
Nasıl hiçleşiyoruz farkında mısınız? Bizi hiçleştirmelerine günden güne izin veriyoruz. Susuyoruz, sustukça sesimizi unutuyoruz. Bağırdığımız tek yer stadyumlar artık. Üzüldüğümüz tek şey kaçan goller.
Garip lan sabahın 5: 30'u üzgünüm şiir yazamıyorum. Çemkireyim bir daha şiir yazarken iyiyidi ama.
Dünyanın başka yerlerinde yaşananlar üzerine düşünebilsek keşke. Dominik cumhuriyetinde aç kalan gönüllülere üzülmek yerine başka şeylere üzülsek. Ne kadar güzel bir dünya olurdu inanın tahmin edemiyorum.
Edit: Şu kuş sesleri olmasa durmam buralarda bir dakika, ciddiyim.
Düşünsene ne kadar iyisin? Paylaşımcısın, yardımseversin. Yok, gram ironi yok, dalga da geçmiyorum. Bu özelliklerin hepsi mevcut. Gerçekten iyisin, paylaşmayı sevensin, yardım edensin. Yeri geldiğinde, gelmediğinde, açık seçik ya da gizli bir şekilde bunları yapıyorsun.
Başlık eski bir entryimden alıntı. Ne kadar bencil olduğumu/zu hatırlattı yine. Ne kadar benciliz, ne kadar az düşünüyoruz. Tek düşündüğümüz kendimiz. Berbat hayatımız, güzelliğimiz. Tuttuğumuz takımın o haftaki durumu, siyasi partimizin durumu, takip ettiğimiz şarkıcının hayatı, aşkları, kaç aylık hamile olduğu. Dizilerin konusu, facebook'ta eklediğimiz arkadaşlarımızın fotoğrafları, ne kadar güzel çıktıkları. Twitter'da yazdığımız özsüz sözler, kaç kişini retweet yaptığı.
Benciliz biz
tek düşündüğümüz kendimiz.
O kadar çok ki derdimiz, başkalarının derdini düşünümez olduk. Hatta onlar bize dert bile değil. Akşam haberlerinde ekranda beliren 2 dakikalık bir görüntü ah'lar eşliğinde.
Nasıl hiçleşiyoruz farkında mısınız? Bizi hiçleştirmelerine günden güne izin veriyoruz. Susuyoruz, sustukça sesimizi unutuyoruz. Bağırdığımız tek yer stadyumlar artık. Üzüldüğümüz tek şey kaçan goller.
Garip lan sabahın 5: 30'u üzgünüm şiir yazamıyorum. Çemkireyim bir daha şiir yazarken iyiyidi ama.
Dünyanın başka yerlerinde yaşananlar üzerine düşünebilsek keşke. Dominik cumhuriyetinde aç kalan gönüllülere üzülmek yerine başka şeylere üzülsek. Ne kadar güzel bir dünya olurdu inanın tahmin edemiyorum.
Edit: Şu kuş sesleri olmasa durmam buralarda bir dakika, ciddiyim.
Şiir Yazarken İyiydi Ama
ahahah tamam gülüyorum, ediyorum da. Harbi şu an şu üstteki başlığa nasıl gülüyorum anlatamam. Sitemime bakar mısın?
Şiir yazarken iyiydi ama di mi? He. İlla güleceksiniz, illa hüzünleneceksiniz. Televizyondaki abuk subuk show programlarının yorumlarını okuyacaksınız. Maçları izleyip anında yorumlar bekleyeceksiniz değil mi? Ya da akp-cemaat karşıtı saçma sapan yazılar yazıp (nefret ederim her iki kurumdan da ayrıca belirteyim) Atatürk'ü seviyorum diye güzel yazılar yazmalıyız değil mi? İç burkan detayları yazacağız. Sonra, sonra nick altlarınızı şenlendireceğiz. Böyle iyi böyle güzel. Az kaldı zaten gideceğim, Vecihi 'giderimi' değil bu cidden gideceğim.
Arkadaşım mutsuzsun, ama öyle saçma bir mutsuzluk ki seninkisi yüzüne söylemiyorum. Tüm besin kaynağın mutsuzluk. Beni geç, benimkisi bir delinin sayıklamaları başka bir şey değil kimse inanmasa da. Nasıl bir saçmalık üzerinde yaşıyorsun anlatamam. Senden sadece bunları yazman bekleniyor. Yok yeminlen o iki salak buton ilgilendirmiyor. Hayatta silmem, bütün entrylerimi silerim acımadan onu silmem, ki yapmışlığım var yani bilirsin hiç üşenmeden 2 bin entry sildim yine silerim. Yaklaşık iki saat oldu okuyalı halen düşünmelerdeyim ciddi ciddi. Buraya da yazacağım merak etme.
''İsrail, dünyanın Cem Garipoğlu'sudur.'' (kaknem)
Başka bir şey demeye ne tarihsel, ne de siyasi bilgim yetmiyor. Ama vicdanım bunu diyor.
Kaknem'ime ait bir tanım. Altına imzamı attığım, yanına kalbimi koyduğum bir tanım. Okumadıysanız okuyun, çünkü öyle güzel hiç kimse dökülmüyor.
Şiir yazarken iyiydi ama di mi? He. İlla güleceksiniz, illa hüzünleneceksiniz. Televizyondaki abuk subuk show programlarının yorumlarını okuyacaksınız. Maçları izleyip anında yorumlar bekleyeceksiniz değil mi? Ya da akp-cemaat karşıtı saçma sapan yazılar yazıp (nefret ederim her iki kurumdan da ayrıca belirteyim) Atatürk'ü seviyorum diye güzel yazılar yazmalıyız değil mi? İç burkan detayları yazacağız. Sonra, sonra nick altlarınızı şenlendireceğiz. Böyle iyi böyle güzel. Az kaldı zaten gideceğim, Vecihi 'giderimi' değil bu cidden gideceğim.
Arkadaşım mutsuzsun, ama öyle saçma bir mutsuzluk ki seninkisi yüzüne söylemiyorum. Tüm besin kaynağın mutsuzluk. Beni geç, benimkisi bir delinin sayıklamaları başka bir şey değil kimse inanmasa da. Nasıl bir saçmalık üzerinde yaşıyorsun anlatamam. Senden sadece bunları yazman bekleniyor. Yok yeminlen o iki salak buton ilgilendirmiyor. Hayatta silmem, bütün entrylerimi silerim acımadan onu silmem, ki yapmışlığım var yani bilirsin hiç üşenmeden 2 bin entry sildim yine silerim. Yaklaşık iki saat oldu okuyalı halen düşünmelerdeyim ciddi ciddi. Buraya da yazacağım merak etme.
''İsrail, dünyanın Cem Garipoğlu'sudur.'' (kaknem)
Başka bir şey demeye ne tarihsel, ne de siyasi bilgim yetmiyor. Ama vicdanım bunu diyor.
Kaknem'ime ait bir tanım. Altına imzamı attığım, yanına kalbimi koyduğum bir tanım. Okumadıysanız okuyun, çünkü öyle güzel hiç kimse dökülmüyor.
Yargılama
Yalvarırım yargılama, cidden yargılama. Bırak insanların dış görünüşünü. Saçını, sakalını, bıyığını. Makyajını, elbiselerini. Bırak artık şu görüntü ve güzellik klişesini. Senin gözlerin güzelse eğer baktığın kişinin güzelliğini görürsün. Bak annesi ne diyor; 'Nur yüzlü' Evet, şimdi sana da aynı onun gibi gelecek. Belki 'uzaylı' diyeceksin. Ya da Palyaço bi çay koy diyeceksin, de umurumda değil. Belki de başka bir sıfat kullanacaksın.
Cidden bırakın insanları dış görünüşüyle yargılamayı. Uzun zaman önce bıraktım ben. Evet, önceden yapardım, yalan yok. Jeton sonra sonra düşüyor. İnsan kendi olunca, kendi olursa mutlu oluyormuş. Bunu çok geç idrak ediyorsun. En mutlu insanlar, başkalarını umursamadan yaşayanlar. En basit örneğini vereyim. 'Türk erkekleri beyaz çorap giymesin.' Bütün dünyanın hastası olduğu tek adam Michael J. adam bütün konserlerinde, kliplerinde o beyaz çorabı ile beraberdi. Ama o mj değil mi? Şu sörvayvır, herkes saç sakal birbirine karışmış halde ama gayet normal geliyor değil mi? Fakat tanımadığımız, yolda sokakta, televizyonda gördüğümüz biri söz konusu olunca durum değişiyor. Sanatçı denilen ya da adının önüne 'ünlü' sıfatı eklenen birisi yaptığında gayet normal karşılanırken sen ya da ben yaptığımda neden saçma oluyor? Benim çok sevdiğim çengelköy hıyarı bir arkadaşım var. :) Yaşı da benden epey ufaktır. Giyim tarzı, saçı, sakalı, küpeleri, hayat görüşü, konuşmaları her şeyi bambaşkadır. Lakin, arkadaşların arasında en karizma kim desen onun adını söylerim. Bildiğin karizma. Fakat bir başkasına göre yargılayacak ya kesin uzaylı muamelesi görür. Adım gibi biliyorum.
Allah aşkına yapmayın. Bırakın, insan şu hayatta her şey olabilir. Gerçekten olabilir. Doktor olursun, bilim adamı olursun, çok zengin olursun, çok yakışıklı olursun. Aklına gelebilecek her şey olursun. Ama en zoru, bir insanın kendisi olabilmesidir. Bak işte o saçma sıfatı alanlar kendi olan insanlar.
"Hayatım boyunca kendi bildiğim gibi yaşadım. İnsanların bana karşı gösterdikleri tepkilere sürekli gülümseyerek karşılık vermeyi seçtim ve pişman değilim. Sadece kendim oldum. sadece ben."
Uyumuycam'cım bir soru sormuştu. Kim olmak isterdin? diye.
Epey düşünmüştüm ve şu cevap çıkmıştı ağzımdan. '':Kendim olamadım ki''
Bu yüzden ayrı bir severim kendi olabilen insanları. Etrafındakileri takmadan, umursamadan hayatını şekillendirip yaşayanları. Robot gibi yaşamadan, 'hayatım benim' deyip hayatını yaşayanları.
Ama olmuyor değil mi? Yaşayamıyoruz değil mi? Önünde maddi ve manevi engeller var değil mi?
Hepsi hikaye bana göre. Çünkü yaşadığımız hayat bizim değil. Hayatımız, hayatımız değil. Şu yukarıdaki cümlelere gelince en sevdiğim sözlerden birisidir. Hiç kimseyi umursamadan hayatını yaşayan bir adamın sözleri. Tüm dünyanın hayran olduğu bir adam. Zaten yaptıkları ve kendi olduğu için tüm dünya hastası.
Son olarak bir şey söyleyeyim de gideyim. Sen dünyalısın da ne oldu?
Cidden bırakın insanları dış görünüşüyle yargılamayı. Uzun zaman önce bıraktım ben. Evet, önceden yapardım, yalan yok. Jeton sonra sonra düşüyor. İnsan kendi olunca, kendi olursa mutlu oluyormuş. Bunu çok geç idrak ediyorsun. En mutlu insanlar, başkalarını umursamadan yaşayanlar. En basit örneğini vereyim. 'Türk erkekleri beyaz çorap giymesin.' Bütün dünyanın hastası olduğu tek adam Michael J. adam bütün konserlerinde, kliplerinde o beyaz çorabı ile beraberdi. Ama o mj değil mi? Şu sörvayvır, herkes saç sakal birbirine karışmış halde ama gayet normal geliyor değil mi? Fakat tanımadığımız, yolda sokakta, televizyonda gördüğümüz biri söz konusu olunca durum değişiyor. Sanatçı denilen ya da adının önüne 'ünlü' sıfatı eklenen birisi yaptığında gayet normal karşılanırken sen ya da ben yaptığımda neden saçma oluyor? Benim çok sevdiğim çengelköy hıyarı bir arkadaşım var. :) Yaşı da benden epey ufaktır. Giyim tarzı, saçı, sakalı, küpeleri, hayat görüşü, konuşmaları her şeyi bambaşkadır. Lakin, arkadaşların arasında en karizma kim desen onun adını söylerim. Bildiğin karizma. Fakat bir başkasına göre yargılayacak ya kesin uzaylı muamelesi görür. Adım gibi biliyorum.
Allah aşkına yapmayın. Bırakın, insan şu hayatta her şey olabilir. Gerçekten olabilir. Doktor olursun, bilim adamı olursun, çok zengin olursun, çok yakışıklı olursun. Aklına gelebilecek her şey olursun. Ama en zoru, bir insanın kendisi olabilmesidir. Bak işte o saçma sıfatı alanlar kendi olan insanlar.
"Hayatım boyunca kendi bildiğim gibi yaşadım. İnsanların bana karşı gösterdikleri tepkilere sürekli gülümseyerek karşılık vermeyi seçtim ve pişman değilim. Sadece kendim oldum. sadece ben."
Uyumuycam'cım bir soru sormuştu. Kim olmak isterdin? diye.
Epey düşünmüştüm ve şu cevap çıkmıştı ağzımdan. '':Kendim olamadım ki''
Bu yüzden ayrı bir severim kendi olabilen insanları. Etrafındakileri takmadan, umursamadan hayatını şekillendirip yaşayanları. Robot gibi yaşamadan, 'hayatım benim' deyip hayatını yaşayanları.
Ama olmuyor değil mi? Yaşayamıyoruz değil mi? Önünde maddi ve manevi engeller var değil mi?
Hepsi hikaye bana göre. Çünkü yaşadığımız hayat bizim değil. Hayatımız, hayatımız değil. Şu yukarıdaki cümlelere gelince en sevdiğim sözlerden birisidir. Hiç kimseyi umursamadan hayatını yaşayan bir adamın sözleri. Tüm dünyanın hayran olduğu bir adam. Zaten yaptıkları ve kendi olduğu için tüm dünya hastası.
Son olarak bir şey söyleyeyim de gideyim. Sen dünyalısın da ne oldu?
17 Nisan 2012 Salı
Kupa
Bazen kendini ortaya sürersin ama karşılığın hiçbir şey ifade etmez. Klişe ise klişe değişmez. Garip. Neden böyle diye yüzlerce, binlerce kez yazabilirim şu an. Yok yazmayacağım. Okuyamazsın, okusan bile anlayamazsın ama ben sordum. En fazla ne oldu diye sorarsın. Vereyim cevabı; bir şey olmadı, olmayacak asla. Bu mutsuzluk da garip bir şey. Küçültüyor, gittikçe küçülüyorsun. Neyse uzatıp daha fazla saçmalamak istemiyorum, güzel şarkı.
Ağla ma
Geçen gece bunu yazdım, niye yazdım neden yazdım bilmiyorum. Bir anda yazdım işte.
Gözlerin uzakta
Gözlerin boşlukta
Ne kadar inansan da
Gelmeyecekler bakma boşuna
Hüzünlü tebessümlerin
Eksik gülüşlerin
İstemesen de
Terk edip gidiyor en sevdiklerin
Alnına düşen saçların
Saklıyor kara yazını
Sen, 'bahara allah kerim' dedikçe
Yaşatıyor sana kara kışları
Ağla güzel kadın ağla
Ağlamak, hiç bu kadar yakışmadı
bir kadına.
Gözlerin uzakta
Gözlerin boşlukta
Ne kadar inansan da
Gelmeyecekler bakma boşuna
Hüzünlü tebessümlerin
Eksik gülüşlerin
İstemesen de
Terk edip gidiyor en sevdiklerin
Alnına düşen saçların
Saklıyor kara yazını
Sen, 'bahara allah kerim' dedikçe
Yaşatıyor sana kara kışları
Ağla güzel kadın ağla
Ağlamak, hiç bu kadar yakışmadı
bir kadına.
Yalnızlık
Geçen gün okuduğum bir yazının en vurucu cümlesi buydu galiba. İlk önce ezberleyeyim dedim, içimden bir iki kere tekrar ettim. Aradan 5-10 dakika geçtikten sonra unuturum diye bir kağıda yazıp not ettim.
''En büyük yalnızlık yanlış kişiyle yaşamaktır.''
Yazının geneli insanların günden güne yalnız kalmak istemesi üzerine idi. İnsanlar git gide artan bir yalnızlık eğilimi gösteriyor. Herkes birbirinden kaçıyor. İyi günde ve kötü günde dahil. Uzaklaşmak istiyor, dinlemek, duymak istemiyor. İnsanlar birbirine dayanamıyor, tahammül edemiyor. mu? Herkes sorunlu, herkes dertli. Kime sorsan, sorma diyor. Hahah ben özellikle soruyorum bazen. Derdini dinledikten sonra derdine bir sana iki diyesim geliyor, susuyorum. Adam sanki dünyaları kaybetmiş, ömrünün en kötü anını anlatıyor. Ne olduğu önemli değil saçma sapan bir konu işte ve inanır mısın saatlerce konuşabiliyor bu konu üzerine. Yok, saatlerce dinlemiyorum. İlk beş dakikadan sonra bir şekilde uzaklaşıyorum.
'Sıkıldım' diye bir yazı kaleme almıştım, inanır mısın yazarken bile sıkıldım, yarım bıraktım. Sıkıntı olmayan sıkıntılar insanı sıkıyorlar. ahah aforizmaya gel. Vallahi deli ediyorlar beni. Sanırsın ki adam Afrika'daki açlık üzerine, savaş üzerine, ölümler üzerine konuşuyor. Diyelim ki bunun üzerine konuşuyor. Şunu diyor aynen; ''bilmem kaç bin mülteci gelmiş yine.'' Adamın derdine bakar mısın? Gelsin diyorum, gelsin valla gelsin. Adam hayatta kalmaya çalışıyor, kaçıyor. Ölmekten kaçıyor işte. Sana ne zararı var ki? Sahiplenmek böyle bir şey işte. Ama ölmek üzere olup hayatta kalmaya çalışan insanları değil, toprağı sahiplenmek. Bir şekilde hayattasın, her gün karnın doyuyor. Hayatını idame ettiriyorsun. Bilmem kaç bin kilometre ötedeki adamın sana ne zararı var ki? Uzar gider bu konu.
Yani diyeceğim; en büyük yalnızlık yanlış kişilerle yaşamaktır. Yanlış kişilerin yanlış düşünceleriyle aynı ortamda bulunmaktır hem de bir ömür. Bir ömrü tüketmek ve sonra bunun bir hata olduğunun farkına varmak ne acı değil mi? İşin teknolojik boyutuna gireyim mi? Yazının devamında bu da vardı. Teknolojinin insana ne kadar faydası olsa da daha çok yalnızlığa itiyor. Ayrıca fast food gıdalar da depresyon sebebi haha bilginiz olsun, fazla tüketmeyin. Güldüğüme bakma ciddiyim. Hızla tüketilen yani hızlı tüketim insanı mutsuzluğa sürüklüyor. Ardından da yalnızlığa.
Bir de istemek söz konusu. Bak bu yalnızlık değil işte. Yalnız kalmak istemek. Bu bir tercih, seçim, istek. Bilerek ve isteyerek. İstersen kaçmak, uzaklaşmak de. İnsanın kendi kendisini yalnız bırakması. Boşluktan elini eteğini çekmek. Çünkü görünen kalabalık ardında öyle bir boşluk var ki. Ne diyor Vaiz; "Boşların boşu, Vaiz diyor, boşların boşu, her şey boş!" İşte bu kalabalık boşluğun farkına varan yalnız kalmak istiyor ve kalıyor da. Sonra binbir tane sıfat ekleniyor kendini yalnız bırakan insana. Asıl sıfat eklenmesi gerekenler yalnız bırakanlar.
O değil de şu söze dönersem tekrardan ne kadar acı değil mi ya? Bir ömrü, (en fazla 30-40 sene) beraber yaşacağın insanı seçiyorsun ve o karardan geri dönemiyorsun mecburiyetten ötürü. Katlanmak zorundasın ve katlanıyorsun. Hani diyorlar ya 'çocuklarım için yaptım'. Ne acı lan bu. Çaresizlik resmen. Katlanmak dedim aklıma başka bir şey geldi. Cevaba gel ahah en sevdiğim cevaplardan birisidir;
Erkek - Bana neden katlanıyorsun? Ama öyle bir cevap ver ki benimkiyle aynı olsun.
Kadın + Seni sevdiğim için.
Kadın - Peki sen bana neden katlanıyorsun?
Erkek + Ben sana katlanmıyorum ki.
Direkt ayrılık sebebi hahah. Katlanılmaz arkadaş. Eğer katlanıyorsan en büyük yalnızlığı yaşıyorsundur. Bütün saçmalığım üzerimde hahah güzel günler. :)
''En büyük yalnızlık yanlış kişiyle yaşamaktır.''
Yazının geneli insanların günden güne yalnız kalmak istemesi üzerine idi. İnsanlar git gide artan bir yalnızlık eğilimi gösteriyor. Herkes birbirinden kaçıyor. İyi günde ve kötü günde dahil. Uzaklaşmak istiyor, dinlemek, duymak istemiyor. İnsanlar birbirine dayanamıyor, tahammül edemiyor. mu? Herkes sorunlu, herkes dertli. Kime sorsan, sorma diyor. Hahah ben özellikle soruyorum bazen. Derdini dinledikten sonra derdine bir sana iki diyesim geliyor, susuyorum. Adam sanki dünyaları kaybetmiş, ömrünün en kötü anını anlatıyor. Ne olduğu önemli değil saçma sapan bir konu işte ve inanır mısın saatlerce konuşabiliyor bu konu üzerine. Yok, saatlerce dinlemiyorum. İlk beş dakikadan sonra bir şekilde uzaklaşıyorum.
'Sıkıldım' diye bir yazı kaleme almıştım, inanır mısın yazarken bile sıkıldım, yarım bıraktım. Sıkıntı olmayan sıkıntılar insanı sıkıyorlar. ahah aforizmaya gel. Vallahi deli ediyorlar beni. Sanırsın ki adam Afrika'daki açlık üzerine, savaş üzerine, ölümler üzerine konuşuyor. Diyelim ki bunun üzerine konuşuyor. Şunu diyor aynen; ''bilmem kaç bin mülteci gelmiş yine.'' Adamın derdine bakar mısın? Gelsin diyorum, gelsin valla gelsin. Adam hayatta kalmaya çalışıyor, kaçıyor. Ölmekten kaçıyor işte. Sana ne zararı var ki? Sahiplenmek böyle bir şey işte. Ama ölmek üzere olup hayatta kalmaya çalışan insanları değil, toprağı sahiplenmek. Bir şekilde hayattasın, her gün karnın doyuyor. Hayatını idame ettiriyorsun. Bilmem kaç bin kilometre ötedeki adamın sana ne zararı var ki? Uzar gider bu konu.
Yani diyeceğim; en büyük yalnızlık yanlış kişilerle yaşamaktır. Yanlış kişilerin yanlış düşünceleriyle aynı ortamda bulunmaktır hem de bir ömür. Bir ömrü tüketmek ve sonra bunun bir hata olduğunun farkına varmak ne acı değil mi? İşin teknolojik boyutuna gireyim mi? Yazının devamında bu da vardı. Teknolojinin insana ne kadar faydası olsa da daha çok yalnızlığa itiyor. Ayrıca fast food gıdalar da depresyon sebebi haha bilginiz olsun, fazla tüketmeyin. Güldüğüme bakma ciddiyim. Hızla tüketilen yani hızlı tüketim insanı mutsuzluğa sürüklüyor. Ardından da yalnızlığa.
Bir de istemek söz konusu. Bak bu yalnızlık değil işte. Yalnız kalmak istemek. Bu bir tercih, seçim, istek. Bilerek ve isteyerek. İstersen kaçmak, uzaklaşmak de. İnsanın kendi kendisini yalnız bırakması. Boşluktan elini eteğini çekmek. Çünkü görünen kalabalık ardında öyle bir boşluk var ki. Ne diyor Vaiz; "Boşların boşu, Vaiz diyor, boşların boşu, her şey boş!" İşte bu kalabalık boşluğun farkına varan yalnız kalmak istiyor ve kalıyor da. Sonra binbir tane sıfat ekleniyor kendini yalnız bırakan insana. Asıl sıfat eklenmesi gerekenler yalnız bırakanlar.
O değil de şu söze dönersem tekrardan ne kadar acı değil mi ya? Bir ömrü, (en fazla 30-40 sene) beraber yaşacağın insanı seçiyorsun ve o karardan geri dönemiyorsun mecburiyetten ötürü. Katlanmak zorundasın ve katlanıyorsun. Hani diyorlar ya 'çocuklarım için yaptım'. Ne acı lan bu. Çaresizlik resmen. Katlanmak dedim aklıma başka bir şey geldi. Cevaba gel ahah en sevdiğim cevaplardan birisidir;
Erkek - Bana neden katlanıyorsun? Ama öyle bir cevap ver ki benimkiyle aynı olsun.
Kadın + Seni sevdiğim için.
Kadın - Peki sen bana neden katlanıyorsun?
Erkek + Ben sana katlanmıyorum ki.
Direkt ayrılık sebebi hahah. Katlanılmaz arkadaş. Eğer katlanıyorsan en büyük yalnızlığı yaşıyorsundur. Bütün saçmalığım üzerimde hahah güzel günler. :)
11 Nisan 2012 Çarşamba
Çifte Kumrular
Bizim apartmanın önü bahçeli. Erik ağacı, dut ağacı, incir ağacı, çiçek, böcek ne ararsan var. Bir de bunların devamlı misafirleri var. Kuşlar. Kuşlar evet, bahar geldi ya her sabah nasıl cıvıl cıvıllar. Yazın gece-gündüz-sabah-akşam odamın penceresini açık bırakıyorum. Sabah saatlerinde o ötmeleri yok mu? var. Ahah ne güzel.
Uzun zamandır her sabah ezanından sonra bir yerden, yakınlardan 'guguk guuuguguguk, guguguguk' diye sesler gelmekte. Pencereyi açıp bakıyorum etrafta kumru denilen o guguklar yok. Ama ses gitmiyor. Var yani bir yerlerde kumrular var hem de çifte. Kafayı mı yiyorum diyorum kendime ama sesi duyuyorum. Öyle de yakın geliyor ki anlatamam. Dakikalarca kumruları dinliyorum. Yavaş yavaş her şey yavaş yavaş oluyor merak etmeyin ahaha. Hüzünlüdür bu cümle güldüğüme bakma. Bir gün öğle vakti dışarıya çıkıyordum. Yine aynı sesi duydum. 'guguk guguguk' kafamı kaldırmamla bu çifte kumruları görmem bir oldu. Kendi salaklığıma gülüyorum. Kondukları yer yaklaşık olarak başımın 20 cm üzeri. Ben sağda solda arıyorum, onlar başımın üstünde. Ara ara yine geliyorlar ziyaretime ahahah.
Uzun zamandır her sabah ezanından sonra bir yerden, yakınlardan 'guguk guuuguguguk, guguguguk' diye sesler gelmekte. Pencereyi açıp bakıyorum etrafta kumru denilen o guguklar yok. Ama ses gitmiyor. Var yani bir yerlerde kumrular var hem de çifte. Kafayı mı yiyorum diyorum kendime ama sesi duyuyorum. Öyle de yakın geliyor ki anlatamam. Dakikalarca kumruları dinliyorum. Yavaş yavaş her şey yavaş yavaş oluyor merak etmeyin ahaha. Hüzünlüdür bu cümle güldüğüme bakma. Bir gün öğle vakti dışarıya çıkıyordum. Yine aynı sesi duydum. 'guguk guguguk' kafamı kaldırmamla bu çifte kumruları görmem bir oldu. Kendi salaklığıma gülüyorum. Kondukları yer yaklaşık olarak başımın 20 cm üzeri. Ben sağda solda arıyorum, onlar başımın üstünde. Ara ara yine geliyorlar ziyaretime ahahah.
9 Mart 2012 Cuma
Uzuv
Hemen hemen her gün gazete okuyorum. Sadece internetten değil yazılı olarak 4-5 tane gazeteyi okuyorum.
Okumak denirse ilgimi çeken köşeye (Haşmet Babaoğlu, Ayşe Arman, Hıncal Uluç, mutlaka okurum), habere bakıyorum. En sevdiğim gazeteler değil. Hafta sonu cumartesi ve pazar ekleri. İçeriği ne olursa olsun. Keyif ve kitap diye 2 ek var, hastasıyım. Bugün yine günlük rutinimi bitirmek üzereydim. Spor sayfasını açtım ve habere değil de fotoğrafa takıldım. Yok yok ağzı açık ayran budalası olarak değil. ''Neden'' diye. Her gün 8 Mart olsa bu ülkede hiçbir şey değişmeyecek. Başarılı bir tane sporcu yok ve başarılı olanlara da Türk pasaportu verip Türkiye adına yarışmalara sokuyorlar. Lakin gel gör ki aldığı dereceler, kazandığı madalyalar önemlli değil. Önemli olan kadın olması, vücudu, seksi bir pozu, eti.
Link bu- http://www.sabah.com.tr/SabahSpor/TumSporlar/2012/03/08/en-az-iki-madalya
Fotoğraf gazeteden bakınca insanın gözüne girsin diye büyük basılmış. Amacını düşündüm o fotoğrafı basmalarının. Amaç belli aslında. Normal bir fotoğrafını koyamazlar mıydı ayakta ya da koşmaya başlarken diye düşündüm. Ne bekliyorsun ki, kaza geçirdiğinde ya da hastaneye kaldırıldığında çıplak halinin fotoğrafları çekilen kadınların olduğu bir ülkedeyiz. Sporcu da olsan, sanatçı da olsan ne olursan ol uzuvların önemli olan.
Okumak denirse ilgimi çeken köşeye (Haşmet Babaoğlu, Ayşe Arman, Hıncal Uluç, mutlaka okurum), habere bakıyorum. En sevdiğim gazeteler değil. Hafta sonu cumartesi ve pazar ekleri. İçeriği ne olursa olsun. Keyif ve kitap diye 2 ek var, hastasıyım. Bugün yine günlük rutinimi bitirmek üzereydim. Spor sayfasını açtım ve habere değil de fotoğrafa takıldım. Yok yok ağzı açık ayran budalası olarak değil. ''Neden'' diye. Her gün 8 Mart olsa bu ülkede hiçbir şey değişmeyecek. Başarılı bir tane sporcu yok ve başarılı olanlara da Türk pasaportu verip Türkiye adına yarışmalara sokuyorlar. Lakin gel gör ki aldığı dereceler, kazandığı madalyalar önemlli değil. Önemli olan kadın olması, vücudu, seksi bir pozu, eti.
Link bu- http://www.sabah.com.tr/SabahSpor/TumSporlar/2012/03/08/en-az-iki-madalya
Fotoğraf gazeteden bakınca insanın gözüne girsin diye büyük basılmış. Amacını düşündüm o fotoğrafı basmalarının. Amaç belli aslında. Normal bir fotoğrafını koyamazlar mıydı ayakta ya da koşmaya başlarken diye düşündüm. Ne bekliyorsun ki, kaza geçirdiğinde ya da hastaneye kaldırıldığında çıplak halinin fotoğrafları çekilen kadınların olduğu bir ülkedeyiz. Sporcu da olsan, sanatçı da olsan ne olursan ol uzuvların önemli olan.
8 Mart 2012 Perşembe
Aynı
Deli diye hemen hemen herkesin alay ettiği, dalga geçtiği (benimse gördüğümde güldüğüm) 25-30 yaşları arasında bir çocuk var. Sürekli gittiğim cafeye gelir, bir bardak çay içer ve gider. İçeriye adımını attığında gülmeye başlar. Her şeye, herkese güler. Güldüren bir gülümsemesi var. Onu tanıyan bir kaç kişi ona takılır, o da güzel aklıyla onlara. 'Öpücem', 'sakallarını kes', 'sarılayım' diyerek.
Geçenlerde kapıdan içeri girdi gülerek. Birisi yine takılmak için sordu.
- Naber?
+ Aynı.
İşte onun ağzından çıkan bu ''Aynı'' cevabı benim için şu 46 yıllık hayatımda hiç bu kadar anlamlı olmamıştı, anlam kazanmamıştı. Her şeyi özetler gibiydi. Öyle bir söyledi ki o an kaldım. Sanki hayatın sırrını söylemişti. Bir yandan gülüyordum, bir yandan da kendi kendime söylendim. Boşuna gülmüyor, resmen çözmüş bütün olayı, kafasında bitirmiş hayat diye çözemediğimiz bulmacayı. Siz tırlatmaya devam edin ben boşuna mı gülüyorum der gibi resmen dalga geçiyor gülüşleriyle. Ama cidden güzel gülüyor hahah. Bir de havalar soğuk diye kasket takıyor, atkısı var. Atkıyı enlemesine bağlıyor kafasına. Kulaklarından aşağı sarkıtıyor şapkanın altından. Bazen hiçbir şeyi hiç kimseyi tınlamadan giyinmek, yaşamak ne güzel. Her neyse tek diyeceğim;
Aynı
Aynı
Aynı.
Geçenlerde kapıdan içeri girdi gülerek. Birisi yine takılmak için sordu.
- Naber?
+ Aynı.
İşte onun ağzından çıkan bu ''Aynı'' cevabı benim için şu 46 yıllık hayatımda hiç bu kadar anlamlı olmamıştı, anlam kazanmamıştı. Her şeyi özetler gibiydi. Öyle bir söyledi ki o an kaldım. Sanki hayatın sırrını söylemişti. Bir yandan gülüyordum, bir yandan da kendi kendime söylendim. Boşuna gülmüyor, resmen çözmüş bütün olayı, kafasında bitirmiş hayat diye çözemediğimiz bulmacayı. Siz tırlatmaya devam edin ben boşuna mı gülüyorum der gibi resmen dalga geçiyor gülüşleriyle. Ama cidden güzel gülüyor hahah. Bir de havalar soğuk diye kasket takıyor, atkısı var. Atkıyı enlemesine bağlıyor kafasına. Kulaklarından aşağı sarkıtıyor şapkanın altından. Bazen hiçbir şeyi hiç kimseyi tınlamadan giyinmek, yaşamak ne güzel. Her neyse tek diyeceğim;
Aynı
Aynı
Aynı.
Bir de son günlerde sürekli bu şarkıyı dinliyorum çikolata niyetine.
- Yanlış Fetih mi? -
''Ne benim adım Fatih
Ne de sen İstanbul'sun.''
- Yanlış Fetih mi? -
''Ne benim adım Fatih
Ne de sen İstanbul'sun.''
28 Şubat 2012 Salı
26 Şubat 2012 Pazar
Yalnız Huzur
''Yalnızlar birbirlerini en kuytularda aramadan bulurlar. Hayatları aynı paralellikte aynı mutsuzlukta bozuk bir çeşmeden sürekli bir damla gibi akıp giderken farketmezler birbirlerini. Geçip giderler yanlarından birbirine yabancı iki yalnız gibi. Başlarını çevirmezler. Çünkü o başları hiç dik durmaz, daima yere bakar. Bozuk para gibi kaybettiği kendini kaldırımlarda arar. Yalnızların hayatları filmlerde kesişir bir çift göz gibi, verilmiş ama tutulmamış bir söz gibi. Bir kitabın satırları arasında gezinirken gözleri, kimsenin duyamayacağı bir ses yükselir hepsinin içinden ''aynı ben''
Binlercesi vardır dünya üzerinde aynı tenden. Yalnızların teni de bahçesi gibi dikenlidir. Kimse yaklaşamaz, dokunamaz, sarılamaz. Bilirler teller batarlar, kanatırlar ten olsa bile ve o bahçenin çiçekleri günden güne solar. Bütün çiçekler boynunu büker, hayata küser. Bu yüzden uzak durmaya başlarlar. Dokunacak kadar yakınken bile bir yalnıza uzaktır sana kilometrelerce. Sarılmak istersin, öpmek istersin, dokunmak istersin. Bunların bütün hepsi uyumadan önce kurulan hayaller gibidir. İyi bilirsin, asla gerçekleştiremezsin. Bir yalnızı sarhoş olmadığı sürece ağlarken göremesin. Bir yalnız ağlamaz, yalnız kalmadığı sürece. Kimse de bilmez bunu, yalnızlar sürekli ağlarlar. Dünya hayatı, maddi şeyler onlar için önemsizdir. Hiçbirini görmez her şeyi gören gözleri.
Ve en kötüsü de nedir biliyor musun? Bir yalnız, sonsuza dek yalnızlığa dayanacak kadar güçlüdür. Yalnızlığı karşısında yıkılmayan bir devdir. Fakat, bu yalnızlığa son verecek gücü asla kendinde bulamaz. Annesini kaybetmiş yetim bir çocuk kadar güçsüzdür. Onu annesi değil, acılar büyütür. Böyle büyüyen yalnızlar daima güçsüzdür ve ellerinden uyku tutmayan gecelerde gözlerini silmekten başka bir şey gelmez.''
Şimdi bu size normal bir blog yazısı gibi gelecek ama değil. Sonu olmayan bir şeyin başı.
Ciddi ciddi yorum istiyorum. :) Haydi güzel günler.
Binlercesi vardır dünya üzerinde aynı tenden. Yalnızların teni de bahçesi gibi dikenlidir. Kimse yaklaşamaz, dokunamaz, sarılamaz. Bilirler teller batarlar, kanatırlar ten olsa bile ve o bahçenin çiçekleri günden güne solar. Bütün çiçekler boynunu büker, hayata küser. Bu yüzden uzak durmaya başlarlar. Dokunacak kadar yakınken bile bir yalnıza uzaktır sana kilometrelerce. Sarılmak istersin, öpmek istersin, dokunmak istersin. Bunların bütün hepsi uyumadan önce kurulan hayaller gibidir. İyi bilirsin, asla gerçekleştiremezsin. Bir yalnızı sarhoş olmadığı sürece ağlarken göremesin. Bir yalnız ağlamaz, yalnız kalmadığı sürece. Kimse de bilmez bunu, yalnızlar sürekli ağlarlar. Dünya hayatı, maddi şeyler onlar için önemsizdir. Hiçbirini görmez her şeyi gören gözleri.
Ve en kötüsü de nedir biliyor musun? Bir yalnız, sonsuza dek yalnızlığa dayanacak kadar güçlüdür. Yalnızlığı karşısında yıkılmayan bir devdir. Fakat, bu yalnızlığa son verecek gücü asla kendinde bulamaz. Annesini kaybetmiş yetim bir çocuk kadar güçsüzdür. Onu annesi değil, acılar büyütür. Böyle büyüyen yalnızlar daima güçsüzdür ve ellerinden uyku tutmayan gecelerde gözlerini silmekten başka bir şey gelmez.''
Şimdi bu size normal bir blog yazısı gibi gelecek ama değil. Sonu olmayan bir şeyin başı.
Ciddi ciddi yorum istiyorum. :) Haydi güzel günler.
9 Şubat 2012 Perşembe
...
Ne yazacağımı da bilmiyorum. Böyle zamanlarda hep saçmalıyorum. Aklımdan, ağzımdan anlamlı bir cümle çıkmıyor. Kalıyorum öyle. Düşünüyorum ne düşündüğümü bilmeden. Gün içinde çok az içmiş gibi bir sigara daha yakıyorum. Yaktım bile. Önceden bir sigarayı içme sürem 3-5 dakika ise şimdi 1 ya da 2 dakika en fazla. Kendini geçtiğin oluyor mu? Benim çok oluyor. Yine oldu. Yine kendimi geçtim. Yazıyı buraya ekleyip eklememek arasında kaldım. Eklemeyeceğim ama okumanızı ve İzmir'de olanlar eğer ellerinden bir şeyler geliyorsa yapmalarını isteyeceğim. Ellerinden benim gibi hiçbir şey gelmeyenler, gökyüzüne açabilirler ellerini.
Umarım bir an önce sağlığına kavuşur ve yavrusundan, canından ayrılmaz.
http://atakan310309.wordpress.com/2012/02/03/seyahate-giden-anne-gibiyim/
Umarım bir an önce sağlığına kavuşur ve yavrusundan, canından ayrılmaz.
http://atakan310309.wordpress.com/2012/02/03/seyahate-giden-anne-gibiyim/
8 Şubat 2012 Çarşamba
Kendine Yolculuk, Gitmek
Kendine yolculuk yapan bir kadının koyu yalnızlığı. Kendine gitmiş, durduğu yerde, yaşadığı yerde bir türlü bulamadığı kendine. Arayış, kendini arayış bir an bile olsa bulmuş ve bulduklarını yolculuk olarak adlandırmış. Sıkışıp kalmak. Kendiyle hayatı arasında. Düşüncelerle, düşüncesizler arasında. Mutluluk ve mutsuzluk arasında. Arayış ve kayboluş arasında. Onunla konuşurken en çok evet dedim. Kendine yolculuk yaparken yazdığı ve ona yolculuk yaparken, okurken, altını çizdiğim cümlelerin bir kısmı.
Her şey anını beklermiş. Bu kitabı geç mi okudum yoksa tam vaktinde mi okudum, bilmiyorum. Bir ses kalk diyordu kalk! Git kendine bir kitap al diyordu bir ses, al ve oku. En sevdiğim ses. :) Gittim, kitapların arasında 2 saat gezindikten sonra, hangi kitabı alsam diye bir kararsızlık içindeyken gözüme ilişti, ''Beni oku'' der gibi. Daha bir çok cümle var altını çizdiğim buraya yazmadığım. Baktığı, gördüğü her şey ve bunu yazıya döküşü mükemmel. Belki kendime yakın bulduğum için böyle. Yaşadıkları, yaşayamadıkları, yaşamak istediği. Aynı şeyi yaşamak ya da düşünmek olabilir sebebi, bilemedim. Ah be güzel kadın. Tanımadan sevdiğim bütün kadınlar, kendilerini bana çok, neden bilmem çok sevdirdiler.
''zamanı kaldıran olgu, hep benimle birlik kılıyor onu.''
''kimse senin kadar güzel, hiç kimse senin kadar canlı gitmedi ölüme.''
''her sevginin başlangıcı ve süreci, o sevginin bitişinin getireceği boşluk ve yalnızlık ile dolu. belirsizlikler arasında belirlemeye çalıştığımız yaşam gibi. sevgi isteği, kendi kendine yaşamı kanıtlama dileği kadar büyük.''
''her var oluş kendisiyle birlikte ölümü getirmiyor mu.''
''uykusuz bıraktım. ya da acıların uzun uykularını uyuttum. sevmediği tenleri okşattım. onu yaşantılar ardında koşturdum.''
''duvarlar yaşamımızdaki mezarlar mı, duvarlar arasında en çok kendimiz olmuyor muyuz. en çok duvarlar arasında direnmiyor, en çok duvarlar ardında duymuyor muyuz. duvarlar arasında bu doyumsuz yaşamdan soluklar alarak ve alamayarak ayrılmayacak mıyız.''
''kimse her insanın yaşamının ortak yanlı olduğunu düşünmüyor. özlem. acı. diğer sözcükleri kullanmıyorum. çok büyük sözcükler. çok büyük olguları çağrıştırıyor.''
''yaşlılar önlerinde pasta, oturuyorlar. yitik geçmişlerinin yitik anları içinde yaşıyorlar. yaşamıyorlar. yaşamları pasta ve ölüm beklentisinden oluşuyor.''
''insanın yalnız cesedi yalnız kalabilir. canlı (cesedi) asla.''
''artık gitmeyeceğim. nereden geldiğim sorusunu yanıtlamak istemiyorum. hiçbir yerden gelmiyorum. kendimden başka.''
''nasılsa her gittiğin yerde kendinsin.''
''ve öyle umursamadan söylüyor ki, sanki bir şişe daha bira ısmarlıyor.''
''merdivenleri birlikte çıkıyoruz. konuşacak birisine o denli gereksinimi var ki. insan arıyor. avunmazlığını biriyle paylaşmak istiyor.''
''yaşamım, ölümüm, her yaşam, her aşk ve her ölüm olmalı.''
.''kendinden, birlikte yaşamanın bu denli güç olduğu kendinden kaçacaksın.''
''belli bir sarhoşluk içinde yeryüzüne dayanmak daha kolay.''
''görmek istediği ben değilim. görmek istediği, benim kendime olan bağımlılığımdan taşan bağımsızlığım.''
''ama genç yaşlarda, henüz bana, yaşamı yaşanır kılan bu duyguya varmadan önce, gidememek, derin, derin, derin bir acıydı.''
''en yakın dostlarım romanların kahramanları gerisindeki yazarlar mı olmalıydı.''
''yaşamım boyunca uykuyu beklediğim kadar kadar hiçbir şeyi beklemedim. ancak anlamsızlık ve acı sonsuz bir gelişigüzelliğe vardığı günlerde derin derin, uzun uzun çok yorucu uykuları uyudum. yorgun, isteksiz ve umutsuz uyanıncaya dek.''
''bir yüksekliğin, bir başıma olduğum bir yüksekliğin ucundayım. inemiyorum. yaşayamıyorum. ölemiyorum.''
''her şey geçiyor, hiçbir şey geçmese de.''
''sen günlere bir şey getirmedikçe, günler sana hiçbir şey getirmiyor. boş bir caddede yürüme olanağı bile yok. her köşe, her cadde öyle dolu, öyle dolu, öyle dolu ve bu doluluk içinde öyle boş, öyle boş, öyle boş ki...''
''hem karşı çıkıp hem de sınırlarda yaşayan insan, yaşamı boyunca çıkmazlarından sıyrılmayacak.''
''kalıplardan kaçmak için gidiyorum. gitmekten yılmayacağım. kentlere gitmek, kocalara gitmek, geri dönmek, ülkelere gitmek, tımarhaneye gitmek, gene gitmek, gene gelmek, hiçbir şey yıldırmayacak beni. yaşamı, gitmek olarak algılıyorum.''
''nereye gidebilirim ki. sürekli gitmek istemek de, bir yerde, hiçbir yerde olmak istemek değil mi.''
Her şey anını beklermiş. Bu kitabı geç mi okudum yoksa tam vaktinde mi okudum, bilmiyorum. Bir ses kalk diyordu kalk! Git kendine bir kitap al diyordu bir ses, al ve oku. En sevdiğim ses. :) Gittim, kitapların arasında 2 saat gezindikten sonra, hangi kitabı alsam diye bir kararsızlık içindeyken gözüme ilişti, ''Beni oku'' der gibi. Daha bir çok cümle var altını çizdiğim buraya yazmadığım. Baktığı, gördüğü her şey ve bunu yazıya döküşü mükemmel. Belki kendime yakın bulduğum için böyle. Yaşadıkları, yaşayamadıkları, yaşamak istediği. Aynı şeyi yaşamak ya da düşünmek olabilir sebebi, bilemedim. Ah be güzel kadın. Tanımadan sevdiğim bütün kadınlar, kendilerini bana çok, neden bilmem çok sevdirdiler.
''zamanı kaldıran olgu, hep benimle birlik kılıyor onu.''
''kimse senin kadar güzel, hiç kimse senin kadar canlı gitmedi ölüme.''
''her sevginin başlangıcı ve süreci, o sevginin bitişinin getireceği boşluk ve yalnızlık ile dolu. belirsizlikler arasında belirlemeye çalıştığımız yaşam gibi. sevgi isteği, kendi kendine yaşamı kanıtlama dileği kadar büyük.''
''her var oluş kendisiyle birlikte ölümü getirmiyor mu.''
''uykusuz bıraktım. ya da acıların uzun uykularını uyuttum. sevmediği tenleri okşattım. onu yaşantılar ardında koşturdum.''
''duvarlar yaşamımızdaki mezarlar mı, duvarlar arasında en çok kendimiz olmuyor muyuz. en çok duvarlar arasında direnmiyor, en çok duvarlar ardında duymuyor muyuz. duvarlar arasında bu doyumsuz yaşamdan soluklar alarak ve alamayarak ayrılmayacak mıyız.''
''kimse her insanın yaşamının ortak yanlı olduğunu düşünmüyor. özlem. acı. diğer sözcükleri kullanmıyorum. çok büyük sözcükler. çok büyük olguları çağrıştırıyor.''
''yaşlılar önlerinde pasta, oturuyorlar. yitik geçmişlerinin yitik anları içinde yaşıyorlar. yaşamıyorlar. yaşamları pasta ve ölüm beklentisinden oluşuyor.''
''insanın yalnız cesedi yalnız kalabilir. canlı (cesedi) asla.''
''artık gitmeyeceğim. nereden geldiğim sorusunu yanıtlamak istemiyorum. hiçbir yerden gelmiyorum. kendimden başka.''
''nasılsa her gittiğin yerde kendinsin.''
''ve öyle umursamadan söylüyor ki, sanki bir şişe daha bira ısmarlıyor.''
''merdivenleri birlikte çıkıyoruz. konuşacak birisine o denli gereksinimi var ki. insan arıyor. avunmazlığını biriyle paylaşmak istiyor.''
''yaşamım, ölümüm, her yaşam, her aşk ve her ölüm olmalı.''
.''kendinden, birlikte yaşamanın bu denli güç olduğu kendinden kaçacaksın.''
''belli bir sarhoşluk içinde yeryüzüne dayanmak daha kolay.''
''görmek istediği ben değilim. görmek istediği, benim kendime olan bağımlılığımdan taşan bağımsızlığım.''
''ama genç yaşlarda, henüz bana, yaşamı yaşanır kılan bu duyguya varmadan önce, gidememek, derin, derin, derin bir acıydı.''
''en yakın dostlarım romanların kahramanları gerisindeki yazarlar mı olmalıydı.''
''yaşamım boyunca uykuyu beklediğim kadar kadar hiçbir şeyi beklemedim. ancak anlamsızlık ve acı sonsuz bir gelişigüzelliğe vardığı günlerde derin derin, uzun uzun çok yorucu uykuları uyudum. yorgun, isteksiz ve umutsuz uyanıncaya dek.''
''bir yüksekliğin, bir başıma olduğum bir yüksekliğin ucundayım. inemiyorum. yaşayamıyorum. ölemiyorum.''
''her şey geçiyor, hiçbir şey geçmese de.''
''sen günlere bir şey getirmedikçe, günler sana hiçbir şey getirmiyor. boş bir caddede yürüme olanağı bile yok. her köşe, her cadde öyle dolu, öyle dolu, öyle dolu ve bu doluluk içinde öyle boş, öyle boş, öyle boş ki...''
''hem karşı çıkıp hem de sınırlarda yaşayan insan, yaşamı boyunca çıkmazlarından sıyrılmayacak.''
''kalıplardan kaçmak için gidiyorum. gitmekten yılmayacağım. kentlere gitmek, kocalara gitmek, geri dönmek, ülkelere gitmek, tımarhaneye gitmek, gene gitmek, gene gelmek, hiçbir şey yıldırmayacak beni. yaşamı, gitmek olarak algılıyorum.''
''nereye gidebilirim ki. sürekli gitmek istemek de, bir yerde, hiçbir yerde olmak istemek değil mi.''
6 Şubat 2012 Pazartesi
Mutsuz Uyuyup Mutlu Uyanmak
Aslında mutsuz uyumak değil bu. Mutsuzluktan uyuyamamak gibi bir uykusuzluk hali. Hani çok fazla alkol alınca sızarsın ya, işte buradaki uyumak hali bu. Yatağın içinde bir sağa bir sola debelenip durduktan sonra, artık bu spor sonucunda bedenin yorgun düşer ve sen gelmesini beklediğin ama bir türlü gelmeyen uykun eşliğinde dalar gidersin bin bir düşüncenin içinde uyku denirse uykuya. Her ne kadar senin için rutin bir durum olmuş olsa da bu alışamamışındır bir türlü.
Sürekli düşünürsün, sürekli. Düşüncelerin gelir aklına. Gece, aklına yazdığın kağıda dökülmeyen satırlar. Senin adına günün başlayacağı saatlerde mutlu olmak için bir sebep yoktur. Bilirsin güzelim işte yoktur. Adın kadar emin olduğun bir gerçekte budur işte. Yine aynı ruhsuzlukla kaldırırsın o bedeni yataktan. Yine aynı rutini yaşatırsın ona. Dünün aynısı.
Ama bazen değişir her şey. Sabahın köründe herkes işe gitmek için çoktan kalkmışken yatağından, sen uykunun en başındayken telefon çalar. Arayan banka ya da herhangi bir şirketin müşteri hizmetleri değildir. Kalbine karşılıksız sevgi sunan birisidir, uzaktadır, yakındır. Sesi en güzel günaydın olur sana. Hayatın gerçeği, ne kadar mutluyum rolü yapabilirsin ki? İkiniz içinde ne kadar eksik ve boktan olursa olsun hayat gülümsersiniz, gülersiniz. O seni merak eder, sen onu. Söylenmeyen kelimeler vardır, bilirsin. Söylenmeseler bile söylenmiş kadar olan. Onları dile getirmeden dile getirirsiniz. Sen özledim dersin, o daha çok özledim der. Acıtsa bile gülümsetir. İşte onun o gülüşü, sesindeki gülüşler anlık bile olsa senin mutsuz uyuyup mutlu uyanmana sebep olur. Sebebim oldun ahahah.
Değerini bilin hatta zam yapın o değere, arttırın. Kalbinizin en üst köşesine koyun onu, bir daha boyunuzun hiç erişemeyeceği bir yere, ki o istese bile inmesin aşağıya.
Yazılmayan bir çok satır var burada.
Sürekli düşünürsün, sürekli. Düşüncelerin gelir aklına. Gece, aklına yazdığın kağıda dökülmeyen satırlar. Senin adına günün başlayacağı saatlerde mutlu olmak için bir sebep yoktur. Bilirsin güzelim işte yoktur. Adın kadar emin olduğun bir gerçekte budur işte. Yine aynı ruhsuzlukla kaldırırsın o bedeni yataktan. Yine aynı rutini yaşatırsın ona. Dünün aynısı.
Ama bazen değişir her şey. Sabahın köründe herkes işe gitmek için çoktan kalkmışken yatağından, sen uykunun en başındayken telefon çalar. Arayan banka ya da herhangi bir şirketin müşteri hizmetleri değildir. Kalbine karşılıksız sevgi sunan birisidir, uzaktadır, yakındır. Sesi en güzel günaydın olur sana. Hayatın gerçeği, ne kadar mutluyum rolü yapabilirsin ki? İkiniz içinde ne kadar eksik ve boktan olursa olsun hayat gülümsersiniz, gülersiniz. O seni merak eder, sen onu. Söylenmeyen kelimeler vardır, bilirsin. Söylenmeseler bile söylenmiş kadar olan. Onları dile getirmeden dile getirirsiniz. Sen özledim dersin, o daha çok özledim der. Acıtsa bile gülümsetir. İşte onun o gülüşü, sesindeki gülüşler anlık bile olsa senin mutsuz uyuyup mutlu uyanmana sebep olur. Sebebim oldun ahahah.
Değerini bilin hatta zam yapın o değere, arttırın. Kalbinizin en üst köşesine koyun onu, bir daha boyunuzun hiç erişemeyeceği bir yere, ki o istese bile inmesin aşağıya.
Yazılmayan bir çok satır var burada.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

