17 Nisan 2012 Salı

Yalnızlık

Geçen gün okuduğum bir yazının en vurucu cümlesi buydu galiba. İlk önce ezberleyeyim dedim, içimden bir iki kere tekrar ettim. Aradan 5-10 dakika geçtikten sonra unuturum diye bir kağıda yazıp not ettim.

''En büyük yalnızlık yanlış kişiyle yaşamaktır.''

Yazının geneli insanların günden güne yalnız kalmak istemesi üzerine idi. İnsanlar git gide artan bir yalnızlık eğilimi gösteriyor. Herkes birbirinden kaçıyor. İyi günde ve kötü günde dahil. Uzaklaşmak istiyor, dinlemek, duymak istemiyor. İnsanlar birbirine dayanamıyor, tahammül edemiyor. mu? Herkes sorunlu, herkes dertli. Kime sorsan, sorma diyor. Hahah ben özellikle soruyorum bazen. Derdini dinledikten sonra derdine bir sana iki diyesim geliyor, susuyorum. Adam sanki dünyaları kaybetmiş, ömrünün en kötü anını anlatıyor. Ne olduğu önemli değil saçma sapan bir konu işte ve inanır mısın saatlerce konuşabiliyor bu konu üzerine. Yok, saatlerce dinlemiyorum. İlk beş dakikadan sonra bir şekilde uzaklaşıyorum.

'Sıkıldım' diye bir yazı kaleme almıştım, inanır mısın yazarken bile sıkıldım, yarım bıraktım. Sıkıntı olmayan sıkıntılar insanı sıkıyorlar. ahah aforizmaya gel. Vallahi deli ediyorlar beni. Sanırsın ki adam Afrika'daki açlık üzerine, savaş üzerine, ölümler üzerine konuşuyor. Diyelim ki bunun üzerine konuşuyor. Şunu diyor aynen; ''bilmem kaç bin mülteci gelmiş yine.'' Adamın derdine bakar mısın? Gelsin diyorum, gelsin valla gelsin. Adam hayatta kalmaya çalışıyor, kaçıyor. Ölmekten kaçıyor işte. Sana ne zararı var ki? Sahiplenmek böyle bir şey işte. Ama ölmek üzere olup hayatta kalmaya çalışan insanları değil, toprağı sahiplenmek. Bir şekilde hayattasın, her gün karnın doyuyor. Hayatını idame ettiriyorsun. Bilmem kaç bin kilometre ötedeki adamın sana ne zararı var ki? Uzar gider bu konu.

Yani diyeceğim; en büyük yalnızlık yanlış kişilerle yaşamaktır. Yanlış kişilerin yanlış düşünceleriyle aynı ortamda bulunmaktır hem de bir ömür. Bir ömrü tüketmek ve sonra bunun bir hata olduğunun farkına varmak ne acı değil mi? İşin teknolojik boyutuna gireyim mi? Yazının devamında bu da vardı. Teknolojinin insana ne kadar faydası olsa da daha çok yalnızlığa itiyor. Ayrıca fast food gıdalar da depresyon sebebi haha bilginiz olsun, fazla tüketmeyin. Güldüğüme bakma ciddiyim. Hızla tüketilen yani hızlı tüketim insanı mutsuzluğa sürüklüyor. Ardından da yalnızlığa.

Bir de istemek söz konusu. Bak bu yalnızlık değil işte. Yalnız kalmak istemek. Bu bir tercih, seçim, istek. Bilerek ve isteyerek. İstersen kaçmak, uzaklaşmak de. İnsanın kendi kendisini yalnız bırakması. Boşluktan elini eteğini çekmek. Çünkü görünen kalabalık ardında öyle bir boşluk var ki. Ne diyor Vaiz; "Boşların boşu, Vaiz diyor, boşların boşu, her şey boş!" İşte bu kalabalık boşluğun farkına varan yalnız kalmak istiyor ve kalıyor da. Sonra binbir tane sıfat ekleniyor kendini yalnız bırakan insana. Asıl sıfat eklenmesi gerekenler yalnız bırakanlar.

O değil de şu söze dönersem tekrardan ne kadar acı değil mi ya? Bir ömrü, (en fazla 30-40 sene) beraber yaşacağın insanı seçiyorsun ve o karardan geri dönemiyorsun mecburiyetten ötürü. Katlanmak zorundasın ve katlanıyorsun. Hani diyorlar ya 'çocuklarım için yaptım'. Ne acı lan bu. Çaresizlik resmen. Katlanmak dedim aklıma başka bir şey geldi. Cevaba  gel ahah en sevdiğim cevaplardan birisidir;

Erkek - Bana neden katlanıyorsun? Ama öyle bir cevap ver ki benimkiyle aynı olsun.
Kadın + Seni sevdiğim için.
Kadın - Peki sen bana neden katlanıyorsun?
Erkek + Ben sana katlanmıyorum ki.

Direkt ayrılık sebebi hahah. Katlanılmaz arkadaş. Eğer katlanıyorsan en büyük yalnızlığı yaşıyorsundur. Bütün saçmalığım üzerimde hahah güzel günler. :)

2 yorum:

ay dedi ki...

"katlanılmaz arkadadş. eğer katlanıyorsan en büyük yalnızlığı yaşıyorsundur " ;sevdim güzel bi saçmalama olmuş

Sivil Palyaço-Sivil Palyaco dedi ki...

:))) di mi?

Kısaca

Fotoğrafım
Email: sivilpalyanco@gmail.com