13 Kasım 2011 Pazar

İnsanlarla Arasına Özenle Duvar Ören İnsan

Sözlüğe yazdım, uzatarak buraya da ekleyeyim.

Dışarıdan görünen; ukala, kendini beğenmiş, gerizekalı, burnu büyük bir tiptir büyük ihtimal. Ne kadar yakışıksız ve itici sıfat varsa hepsinin sahibidir.

Yalnız bırakılmıştır bana kalırsa. Mutsuzluktan değil, beğenmediğinden değil. Kendine bir dünya kurar kendisiyle. Sadece kendisinin olduğu. Kendi kendine de mutlu olduğunu keşfetmiştir adına ne kadar yalnızlık dense de. Bıkmıştır; yalanlardan, sahtekarlardan. Bıkmıştır hep aynı çiğliği görmekten. Seviyorum diyen insanın aldatmasından, yazık diyen insanın bir başkasını öldürürüm demesinden, canım diyen insanın canları acıtmasından.

Bıkmıştır, usanmıştır. Us anlamıştır gerçekleri, kavramıştır.O duvarları kendi örmemiştir aslında. Özenle hayatını mahveden insanlar bir bir eklemiştir üstüste. Ona da o duvarların arkasından izlemek kalmıştır o insanları ve hayatlarını.

Görünen duvar üstüne duvardır, gerçekleri örten. Ne zaman kafasını uzatsa o sert duvarın arkasından yine canı acır, yine canı yanar. Görünen başkadır, görüntünün sahipleri ise en iyi duvarcılardır, bilmezler. Hayatın her anında her yerinde var bu duvar ustalarından. Sen yeşile boyamaya çalıştıkça hayatını beton rengi bir fırça darbesi atarlar. Sonra da sana en son etiketi yapıştırırlar. Deli. Bilmezler delirttiklerini.

İnsan yalnız kalmaz dört duvar arasında, yalnız bırakılır. Kim ister ki duvarlara baka baka yaşlanmak?
Ama bu dünya yaşlandırıyor hem insanı hem de gözleri.

Editliyorum yorumda yazdığım gökkuşağını ekliyorum buraya. :)

8 yorum:

kaknem dedi ki...

Bunun üzücü bir durum olduğunu düşünmüyorum. Duvarlar olmasa mahremiyetimize, kişisel haklarımıza büyük zararlar gelirdi. Ev duvarsız nasıl imkansızsa, insanın da duvarlarının olmaması o derece savunmasızlık ve mahremiyetsizliktir. Buradaki savunma kelimesi, negatif anlamlar içermiyor, bir savaşı işaret etmiyor. İnsan hasta olduğunda, bebekken, uyurken, duş alırken de savunmasız. İnsanın bir ton korumaya ihtiyacı var hayatta. Duvar örmeyi ne kadar iyi biliyorsan, o duvarın devamındaki kapıdan içeri istediğinde birilerini/bir şeyleri almayı da o kadar bilebiliyorsun.
Açıklık, insanı kamuya ait hale getirir. Duvar, seni seçen-seçilen insan eder. O duvar olmasa benliğinden olursun.

Fazladan duvar ören benim gibilere gelince; durumumuzu yine üzücü ya da kasvetli, ne bileyim birilerini suçlamaya sebep olarak görmüyorum. Seçerek yaşıyoruz bazı şeyleri. Gereksiz samimiyetten ve hayatıma karışılmasından çok tiksiniyorum Palyanço ve insanlar buna bayılıyor. Bayılanlar, açık alanda duş almaya ve duşta birbirini parmaklamaya devam edebilir ancak benim gibiler, kapısını kitleyip duşuna girer, içeride ölürse, uzun süre bulunamayacağı riskini göze alarak. Metaforu çevireyim; herkes birbirine rahatça kendini sonuna kadar açabilir ancak benim gibiler, bir şeyleri tek başına yoluna sokmaya çalışırken fazladan yaşlanmayı, yorulmayı, eleştirilmeyi göze alır ve hatta umursamaz.

Belki sen duvar örenlere merhamet ediyor, onlar için üzülüyorsun. Ben ise duvarsız insanları değerlendirmeye kalkarsam üzülürüm çünkü o savunmasızlık beni ürkütüyor.
Yorum denen şeyde çığır açtım evet. Uzun oldu kusura bakma, sevgiler.

Sivil Palyaço-Sivil Palyaco dedi ki...

Bana göre üzücü evet haklılık payın fazlasıyla var ama üzücü. ('üzücü' haha yine takıldım). Etraf üzücülerle dolu her bir taraf onlarla donatılmış ve duvarın üstünden atlamak için, yıkmak için boş bir anını kolluyorlar ve o kısa zamanda da daha çok yara veriyorlar. Tek çözüm kalıyor onları görmemek, seni görmesini engellemek için; o duvarları sağlam örmek. Yine haklısın; ''Duvar, seni seçen-seçilen insan eder.'' Kimisine bu kendini beğenmişlik olarak yansıyabilir. Yazının başında da dediğim gibi hatta ukalalık olarak algılanabilir. Fakat, o duvarlar olmazsa insanın özgürlüğünün sınırları ve bir anlamı kalmıyor. Aklıma geldi. ''Hayatım Benim.'' Bunu dediğin an o umursamazlığı ediniyorsun. Bazı insanlara bunu demek çok zor geliyor. Demediğin an ise hayatının her anına müdahale ve içine ediliyor. Bu daha çok yoruyor duvar örerken yorulmaktan. Merhamete gelince yine evet 'birlikte acı çekmek' acıyı azaltır mı bilmem ya da çekilir mi? Ama en azından yalnız olmadığını bilmek güç verir insana.

Hahah yaz yaz çok kısa bile oldu. Senin madalyonun diğer tarafına bakmana hastayım. Hep tersten bak sen. Ters bakışlı :)

Öperim, güzel günler.

Haha dışarıda ne güzel bir gökkuşağı var. :)

kaknem dedi ki...

3 yaşındaki çocuğun, kıyafetini-ayakkabılarını seçtiği bir dünyada yaşıyoruz. herkesin her an seçim yaptığı ve o seçimler uğruna herkesi incittiği, harcadığı bir dünya bu. Fakat her şey sinsice ilerliyor. Söylemeden, "eşeğim" demeden her şey mübah. "Seçen-seçilen insan" cümlesi, -eğer gelecekse- bazı insanlara, dobralığından kibirli ya da garip gelir. İletişim çağı, efendim şeffaflık çağı bikbikleri büyük yalanlardır. Aslında, her anlamda en büyük gizlilikler şimdi yaşanıyor. Herkes sosyal görünüyor ama yalnız, gülümsüyor ama tiksiniyor, rahatsız ama o topukluluarı-kravatı giyecek-takacak, deprem oluyor ama aslında Amerika'nın planı, valilikte Van için 30 milyon lira var ama bir çocuk soğuktan ölüyor, herkes aşkım diyor ama aşk çoktan izini kaybettirdi, herkes çocuk yapıyor ama yaklaşık 15 yıldır her doğan insan sadece bilgisayara-telefona bakıyor, herkes evleniyor ama yarıdan fazlası boşanıyor-boşanmayan da mutsuzluktan geberiyor, herkes marka giyiyor ama borç içinde.

İşte böyle bir dünyanın içinde çıkıp da ufağından bir gerçek söz edecek olursan, seni ya deli ya kibirli ya gerizekalı ya da kompleksli ilan ederler. Sor bakalım, kibirli gözükmek umurumda mı bu tiplere? Seçtiği koltuğa bir ailenin yıllık masrafından fazlasını ödeyen bir insanın, benim seçme-seçilme özgürlüğümü kibir olarak görmesine sıçayım. Seçtiği eşe saygısı olmayanın, benim saygıdan ibaret yaşamıma karışmasına sıçayım. Sahtekarlar.

Seçtim havasındaki herkes, takipte olduğunun farkında bile değil. İnsan seçemiyor ve seçilmiyorsa, dünyanın en büyük zavallısıdır, ölse de bir kaybı olmaz.

Duvarlara karşı olmayalım, duvarlarımızı sevelim hahah tamam kaçtım.

Sivil Palyaço-Sivil Palyaco dedi ki...

Aklıma ne geldi biliyor musun?

''İletişim uğruna var olan iletişimleri sekteye uğratmak.''

Aklını sevdiğim birisi söylemişti. :) Tek sebebi bu olsa gerek. Ne kadar çok açıldıkça, görünür olduça, kendini gereksizce ve fazlaca sundukça o kadar çok yalnızlaşıyor, mutsuzlaşıyor insan. Haklısın.

Şimdi gidip odanın duvarını öpeceğim. Haha :)

Haydi güzel günler gökkuşağı. :)

Adsız dedi ki...

ukala da bişeymi psikologlar buna asosyal, depresif bilumum nevrotik bozukluğu yapıştırıp işin ticaretini yapıyorlar. önce senin her davranışına isim buluyor sonrada onu ilaçla yok etmeyi garanti ediyorlar, sistem herşeyden para kazanmaya odaklı o duvarların içinde dahi rahat bırakmıyorlar. halbuki olay "bıktım sizden" demenin kibar versiyonlarıyla tek tek kapı dışına itelemek. hatta ustalık isteyen iş insan yalan uydurmakta zorlanıyor bazen. öğrendimki insanın yaşantısına çeki düzen vermesi kendisi olabilmesi ne istediğini-istemediğini bilmesi için mutlaka yaşamının bir döneminde o duvarları örmesi gerek. kim ne derse desin daha huzurlu daha güvenli ve dışardakiler de içinden deli de deseler daha saygılı daha mesafeli olmayı öğreniyorlar ve seni böyle kabul ediyorlar. kötülük bunun neresinde.

sevgiler hemera

Sivil Palyaço-Sivil Palyaco dedi ki...

Hemera; giriş cümlene nasıl güldüm anlatamam, neden diye sorma söylemem. Bunu sadece psikologlar yapmıyor ki herkes yapıyor. Psikologların bir çoğu hasta (kötü anlamda değil) olarak görüyor. Evet müşteri ve para olarak görenler vardır ama para bence bu işin son kısmında yer alıyordur. Çünkü zor bir dal. Doktorlara bile 6 yılın sadece 6 ay'ı ruhla ilgili eğitim verip kalan yıllarda bedenle ilgili eğitim veriyorlar. Kıyas yaptığında elbet bir bedeli var ama fazla değil bence. Bedeni hayata döndürmek, ruhu hayata döndürmekten daha kolay bence. Aslında düşündükçe dışarıdakilerin ne dediğinin bir öneminin olmadığını kavrıyorsun. Hatta onların bir öneminin olmadığını. Dedim ya 'hayatım benim'. Şey var; o duvarların arkasında bazen ön tarafında olması gerekenler de mecburen arkasında kalıyor ve bu onlara dokunuyor. Bana dokunur mesela. Galiba en başta dediğim kısım (üzücü) bu.

Tebessümler.

Adsız dedi ki...

sormam zaten:) nedenini biliyorum.

eskiden insanlar daha yalnızdı herşey gizlisaklı duygular ifade edilmez yaşamlar suskun gönlüne küskündü. şimdi teknoloinin geldiği son noktada internet radyo tv patavatsız saygısız yada hastalıklı sahte davranışları saymazsak insanlar artık düşüncelerini ifade edecek paylaşacak platform buluyor yazıyla sözle birine ulaşabiliyor dokunabiliyor ve daha çok şey öğreniyor bazısı kirli bilgi olsa dahi bunu ayrıştırmayı da başarıyor. tüm ideolojiler yavaş yavaş yerle bir oluyor özne vatan yada kutsal değerler değil insan ve insanca yaşama hakkı ve bunun mücadelesi olmakta.açlığın adaletsizliğin ihanetin sesleri okadar yukseliyorki kulak tıkamak imkansız herkesin ipliği pazarda, bu korkutucu bir iyilik hali. en yakınındakinden en uzağındekine kadar kendisi için kimin ve neyin iyi-kötü olduğunu farkedip duvarlar örebilmek daha temkinli dikkatli olmak adına cesurca bir tavır. sürüden ayrılma kendi olabilme mücadelesi. pöfff sabahın köründe konuyu nerden alıp nereye bağladım soğukta kıçımı kaldırıp duvarın ardından çıkıp hiç bihalt yapasım gelmiyor biliyorum bu duvar o duvar değil :)

sevgiler hemera

Sivil Palyaço-Sivil Palyaco dedi ki...

Bak yine güldüm. Eskiden insanlar yalnız değildi. Aksine çok kalabalıktı. Yaşlı insanların hangisi teknolojiyi kullanarak iletişimde insanlarla? İstisnaları saymayalım lütfen. O zamanlar duygular daha güzel daha net ifade edilirdi. Uluorta yaşanmadığı için biz ifade edilmez zannediyoruz.
Bak bizimki halen şunu der arasıra dalga geçse bile; o benim 40 yıllık hayat arkadaşım. Ben bundan daha güzel bir ifade biçimi bilmiyorum. :)

İşte bir üstteki cümlem ile bunu anlatmak istedim. İnsanlar o platformlarda anlattığını, konuştuğunu, bir şeyleri dile getirdiğini zannediyor. Sistemi takip ediyoruz ilgiyle. Şurada baksana ne kadar uzun (aslında çok kısa) yorum yaptığımız halde çok konuştuk diyoruz. En basiti 140 karakterle bir şeyler anlatabilmek için çok şey yaşamış ve bilmesi gerekli insanın. Dolu dolu olması gerekir. Evet, kirli bilgiden ibaret hepsi. Gülmek ve eğlenmek dışında hepsi kirli bana göre de.

Biraz çimento biraz su
dünyanın her yeri senin evindir. :)

Kısaca

Fotoğrafım
Email: sivilpalyanco@gmail.com