Selamlar. Tesadüfen bu fotoğrafı gördüm ve o kadar hoşuma gitti ki. İnternetteyken kendime ve size bakışım. Bakışlarda kibir yok bence. Kendini beğenmişlik yok sadece yalın bir gerçeklik var. Nefret değil. Bambaşka bir şey beni sen anlarsın ve fotoğrafı görünce gülersin, bilirim. :)
Hani o internet yalanları var ya. Mutluyumlar, iyiyimler, eğleniyoruzlar. Bir sürü fotoğraf eklemeler, beğenmeler, beğenilmeler. Oysa o fotoğraflar unutulduktan sonra yaşananları herkes biliyor. Nefret, kavga, bağırışlar, üzgünlükler, üzülmeler, konuşacak birisini aramalar. Birine sarılmak istemeler, elinden tutmak istemeler, doyasıya ağlamaklar.
İnternet sahteliğin göstergesi. Gerçeği, gerçeklerin üstünü kapatan bir örtü. Herkes gerçeğini yani mutsuzluğunu, üzüntüsünü, kimsesizliğini unutmaya çalışıyor. Ben dahil? bilmiyorum. Tek bildiğim nefret ettiğim.
Bildiğim tek şey var. Ve buna olan inancım her gün giderek artıyor ve katlanıyor.
Seni gerçekten ama gerçekten çok seven birkaç kişi belki de 1 kişi var hayatında.
Ailen? evet. Dostların? evet. İş, okul arkadaşların? evet.
Neyse uykum var ve sizi bu güzel bakışla başbaşa bırakıyorum.
15 Ağustos 2014 Cuma
28 Haziran 2014 Cumartesi
Selamlar gençler halen arada bakıyor musunuz buralara merak ediyorum. :))
Nasılsınız? halen berbat bir hayatı yaşamaya mı çalışıyorsunuz? yoksa biraz iyicene mi?
Bu aralar garip rüyalarımla meşgulum hep. Geçen gece önce yemyeşil bir orman gördüm rüyamda.
Daha sonra ananemi, bağdaş kurmuş elinde tesbihi oturuyordu. Yine aynıydı hep aynıydı hep güzeldi.
Akşam Mert'imle beraber yemek yiyoruz. Televizyonu açtım 'Çağrı' başlamış. Mert'in dünyadan haberi yok. Zorla izlettirmeye başladım adjalkjda. :)) Bak senin adın geçiyor dedim. Söylenen her ismi sormaya başladı. O kim, bu kim, onlar nerdeler.
- İnsanlar arasında en güzel isim senin ismin biliyor musun? Allah'ın en çok sevdiği isim.
- Ney senin adın? (genelde herkes mert diyor, lakin iki ismi var)
+ Mert Muhammed. Niye en güzel isim?
- Annene gelince sorarsın.
şaşırdı çocuk anlamadı tabii. Onlar nerede diyor? Cennette diyorum. Tüm masum çocuk haliyle gülümsüyor. :)
Eyle işte. Adı gibi olur inşaallah ömrü de kendisi de.
Bi de aranızdayken kendimi böyle hissediyorum. jaslkadj evet aynen böyle
Nasılsınız? halen berbat bir hayatı yaşamaya mı çalışıyorsunuz? yoksa biraz iyicene mi?
Bu aralar garip rüyalarımla meşgulum hep. Geçen gece önce yemyeşil bir orman gördüm rüyamda.
Daha sonra ananemi, bağdaş kurmuş elinde tesbihi oturuyordu. Yine aynıydı hep aynıydı hep güzeldi.
Akşam Mert'imle beraber yemek yiyoruz. Televizyonu açtım 'Çağrı' başlamış. Mert'in dünyadan haberi yok. Zorla izlettirmeye başladım adjalkjda. :)) Bak senin adın geçiyor dedim. Söylenen her ismi sormaya başladı. O kim, bu kim, onlar nerdeler.
- İnsanlar arasında en güzel isim senin ismin biliyor musun? Allah'ın en çok sevdiği isim.
- Ney senin adın? (genelde herkes mert diyor, lakin iki ismi var)
+ Mert Muhammed. Niye en güzel isim?
- Annene gelince sorarsın.
şaşırdı çocuk anlamadı tabii. Onlar nerede diyor? Cennette diyorum. Tüm masum çocuk haliyle gülümsüyor. :)
Eyle işte. Adı gibi olur inşaallah ömrü de kendisi de.
Bi de aranızdayken kendimi böyle hissediyorum. jaslkadj evet aynen böyle
21 Nisan 2014 Pazartesi
Şiyir Değil Bu :))
Dolu gözlerim,
Bünyamin dedim
Şimdi erdi aklım
Bünyamin'miş dedim.
Kıyamamış dedim
Ben kendime kıyarken
Dur demiş
Ellerimden kendimi almış
Gönlü razı olmamış dedim
Beni kuyuda bırakıp gitmeye dedim
Bilmem, ne ettim de bu kadar çok sevildim
Allah seni çok sevsin dedim
Biraz önce.
Bünyamin dedim
Şimdi erdi aklım
Bünyamin'miş dedim.
Kıyamamış dedim
Ben kendime kıyarken
Dur demiş
Ellerimden kendimi almış
Gönlü razı olmamış dedim
Beni kuyuda bırakıp gitmeye dedim
Bilmem, ne ettim de bu kadar çok sevildim
Allah seni çok sevsin dedim
Biraz önce.
13 Nisan 2014 Pazar
Sizinle uzun zamandır ayrı kaldığımı fark ettim. Birkaç kelam edip gideyim.
Biraz önce mutfaktaydım. Açlıktan dolabı üstalt ettim portakal buldum. Portakalı yerken gözüm tezgahın üzerindeki çay tabağına ilişti. İçinde çok çok az su ve bir tane çiçeğin filizi var.
Beni taa nerelere götürdü. İnsan hakikaten annesine benziyor dedim kendi kendime.
- anne bu ne?
+ çiçek, elleme sakın dikicem yarın.
Rahmetli ananem geldi yine aklıma. Ananem de aynıydı. Bahçede ağaçlarla, çiçeklerle uğraşıp dururdu.
Yazmıştım galiba ya buraya ya sözlüğe. Bir gün bahçede (yaklaşık olarak 85-90 arasındaydı o zamanlar) yürümeye takati yok çıplak ayakla bahçede kendince bir şeyler yapıyordu. Ben tabii o halini görünce süper zeka olarak atarlandım.
- anane ne yapıyorsun çıplak ayakla.
+ anam, baksana toprağa çatlamış.
bak üzerinden yıllar geçti, ben şu cümle aklıma geldikçe, halen kendime gelemem. Aldım elime kazmayı, toprağı bi güzel eşeledim. Su yolu yaptım. Ondan sonra bahçeyi suladım.
İşte annem aynı ananem. Ve aklıma şimdi şu geldi.
''Siz yerdekilere merhamet edin ki göktekiler (ALLAH ve melekler) de size merhamet etsin"
Merhamet etmek bambaşka bir şey. Acıyanı olmayanın acıyanı olun.
Ağaçları, çiçekleri, hayvanları, insanları her şeyi sevin. Merhamet edin.
Biraz önce mutfaktaydım. Açlıktan dolabı üstalt ettim portakal buldum. Portakalı yerken gözüm tezgahın üzerindeki çay tabağına ilişti. İçinde çok çok az su ve bir tane çiçeğin filizi var.
Beni taa nerelere götürdü. İnsan hakikaten annesine benziyor dedim kendi kendime.
- anne bu ne?
+ çiçek, elleme sakın dikicem yarın.
Rahmetli ananem geldi yine aklıma. Ananem de aynıydı. Bahçede ağaçlarla, çiçeklerle uğraşıp dururdu.
Yazmıştım galiba ya buraya ya sözlüğe. Bir gün bahçede (yaklaşık olarak 85-90 arasındaydı o zamanlar) yürümeye takati yok çıplak ayakla bahçede kendince bir şeyler yapıyordu. Ben tabii o halini görünce süper zeka olarak atarlandım.
- anane ne yapıyorsun çıplak ayakla.
+ anam, baksana toprağa çatlamış.
bak üzerinden yıllar geçti, ben şu cümle aklıma geldikçe, halen kendime gelemem. Aldım elime kazmayı, toprağı bi güzel eşeledim. Su yolu yaptım. Ondan sonra bahçeyi suladım.
İşte annem aynı ananem. Ve aklıma şimdi şu geldi.
''Siz yerdekilere merhamet edin ki göktekiler (ALLAH ve melekler) de size merhamet etsin"
Merhamet etmek bambaşka bir şey. Acıyanı olmayanın acıyanı olun.
Ağaçları, çiçekleri, hayvanları, insanları her şeyi sevin. Merhamet edin.
3 Şubat 2014 Pazartesi
Eymen
''Rivayettir;
Derviş baba dağ başında tek başına oturmakta, zikretmekte, tefekkür etmekte imiş. Bir adam gelmiş ve demiş ki "Be hey derviş! burada bir başına ne yapmaktasın?"
Derviş baba usulca kaldırmış başını, adama bakmış ve cevaplamış
"Sen geldin, yalnız kaldım." ''
Eymen, arkadaşımın oğlu, 6 yaşında. İçinde durduramadığım bir canavar var. En sonunda 'elimi bırakmak yok' dedim. Haliyle bırakamadı. Yürüyen merdivenlerde daraldı ve bıraktı. ''Ama ablam bıraktı'' diyor. Avm'de ellerimde çocuklar geziyorum.
Konu başka. 6 yaşında ve bana göre büyük insan.
Ben- Eymen bana ders verir misin?
Eymen- Veririm, akşamları gel bize öğretirim ben sana.
Aradan 5-10 dakika geçiyor Eymen oyun oynamakla ve koşturmakla meşgul.
+ Eymen, bana ders vereceksin değil mi?
- Tamam, sen babamı ara, geleceğini söyle. Her akşam 1 saat ders vereceğim.
Ders mi? Bebeğin besi.
En yakın arkadaşım Eymen. Ben de Eymen'den ders alacağım. :)
Bir de insanlar geldikçe yalnız kalıyorum. Dağ başı yok ve insanlar akın akın geliyor, kaçamıyorsun.
Ne güzel kaçtın. Ve üzgünüm biliyor musun? Yüzüm yok, şimdilik ama şimdilik. Kaçamadığım için hiçbir şey yapamıyorum.
Selamlar, merhaba demek istedim. Çok şey demek istedim ama diyemedim. Konuşmayı özledim.
İyiyim, sana yazınca.
Hayatta bir şeylerden vazgeç ki
Bir şeyler sana gelsin
Bir şeylere kavuş ki
İğrençlikler gitsin.
İğrençlikler gitsin diye uğraşmaktayım, sabrediyorum, sabır diyorum, sığınıyorum.
Ondan sonra ben de benden gideceğim. Az kaldı, umarım zamanım vardır.
Allaha emanet ol.
Derviş baba dağ başında tek başına oturmakta, zikretmekte, tefekkür etmekte imiş. Bir adam gelmiş ve demiş ki "Be hey derviş! burada bir başına ne yapmaktasın?"
Derviş baba usulca kaldırmış başını, adama bakmış ve cevaplamış
"Sen geldin, yalnız kaldım." ''
Eymen, arkadaşımın oğlu, 6 yaşında. İçinde durduramadığım bir canavar var. En sonunda 'elimi bırakmak yok' dedim. Haliyle bırakamadı. Yürüyen merdivenlerde daraldı ve bıraktı. ''Ama ablam bıraktı'' diyor. Avm'de ellerimde çocuklar geziyorum.
Konu başka. 6 yaşında ve bana göre büyük insan.
Ben- Eymen bana ders verir misin?
Eymen- Veririm, akşamları gel bize öğretirim ben sana.
Aradan 5-10 dakika geçiyor Eymen oyun oynamakla ve koşturmakla meşgul.
+ Eymen, bana ders vereceksin değil mi?
- Tamam, sen babamı ara, geleceğini söyle. Her akşam 1 saat ders vereceğim.
Ders mi? Bebeğin besi.
En yakın arkadaşım Eymen. Ben de Eymen'den ders alacağım. :)
Bir de insanlar geldikçe yalnız kalıyorum. Dağ başı yok ve insanlar akın akın geliyor, kaçamıyorsun.
Ne güzel kaçtın. Ve üzgünüm biliyor musun? Yüzüm yok, şimdilik ama şimdilik. Kaçamadığım için hiçbir şey yapamıyorum.
Selamlar, merhaba demek istedim. Çok şey demek istedim ama diyemedim. Konuşmayı özledim.
İyiyim, sana yazınca.
Hayatta bir şeylerden vazgeç ki
Bir şeyler sana gelsin
Bir şeylere kavuş ki
İğrençlikler gitsin.
İğrençlikler gitsin diye uğraşmaktayım, sabrediyorum, sabır diyorum, sığınıyorum.
Ondan sonra ben de benden gideceğim. Az kaldı, umarım zamanım vardır.
Allaha emanet ol.
1 Ocak 2014 Çarşamba
Yorum yapasım var hem de çook ama tek kelime etmeyeceğim. :))
''
Yaş 25 evlilik zamanı geldi geçti .........derken annem açtı yuva kurma konusunu.
''
Yaş 25 evlilik zamanı geldi geçti .........derken annem açtı yuva kurma konusunu.
Saliha bir kız olsun gerisi gelir diye düşünüyordum.
Yakın bir akrabamızdan haber geldi.komşuları çok dindarmış, kızlarının
ailesinden dahada dine bağlı olduğunu duyunca sevindim.Gittik bir
görelim görüşelim dedim.Ilk ailesiyle konuştum...Hatta ben konuşmadım
sürekli onlar konuştu.şaşırdım kaldım... Bir şey diyemedim... Kına
gecesinde en iyi müzüsyenler olacakmış...Düğünde keza aynı... Ev dayalı
döşeli olacakmış,hemde hepsi en pahalısından... Araba olacakmış son
model hemde, çünkü komşunun damadı sıfır araba almış geçende...Anne hadi
kalkalım diyecektim utandım... Kızla görüştürmek istediler...İslamiyete
uygun olarak görüştük... on beş bilezik...En güzel gelinlik(10 bin
tl)...En büyük düğün salonu...Ne diyeceğimi bilemedim... Ben Saliha Bir
Eş istiyordum sadace... Istekleri bir türlü bitmiyordu...O anda yan
taraftaki aynaya gözucuyla baktım kendime...Görünüşümdede bir iş adamı
profilide yoktu... Yirmi beş dakika konuştu istekleri bitince sıra bana
geldi. Senin isteklerin nelerdir dedi... Biran önce kalkıp gitmek
istiyordum sıkılmıştım, geleli bir saat olmasına rağmen dünya malına
bağlananlarla birlikte olmak içimi karartmıştı...Tekrar sordu isteklerin
nelerdir... Hayırlısı olsun dedim kalktım... Nezaketle ayrıldık
evden...
Yolda giderken telefon geldi... Amcam arıyordu..
Yan komşuları serhat amcanın kızı varmış...Serhat amca çok
iyidir...Cocukluğumdan beri tanırdım kendisini... Tamam dedim dedim
amcama geliriz... Serhat amcalara gitmek için hazırlanıp annemle
koyulduk yola, on beş dakika sonra ulaştık evlerine. Sohbet açıldı
çocukluğumuzdan,başladı beni övmeye… Kızardıkça kızardım utancımdan
birşeyde diyemiyorum… Derken söz asıl konuya gelmişti… Evladım seni
severim maksat gençleri mutlu etmek Allahü tealanın izniyle dedi ve
başladı isteklerini saymaya… O kadar çok şey saydı ki uykum gelmeye
başladı… En sonunda da benim oğlumun kumar borcu var onu ödemeden
evlilik de olmaz zaten dedi. Birden gözlerim açıldı,şaşırmıştım
açıkçası… Gözümü yerden alamadım uzun süre… Serhat amca gençleri
görüştürelim dedi… Bir odaya geçtik kız konuşmaya başladı… Onceki
görüştüğüm kız gibi ne varsa herşeyi istiyordu …Konuşmasını çalan
telefonu böldü açıp konuştu kapattı. Tekrar çaldı konuşup kapattı… Sonra
tekrar.. Dayanamadım sordum arayan kim diye. Eski nişanlısıymış
ayrılalı on gün olmuş. Neden ayrıldıklarını sordum.
Çay
bahçesinde bir erkekle otururken görmüş sonra tartışmışlar, tartışma
büyüyünce de ayrılmak zorunda kalmışlar. Oturduğun kişi kimdi ki? ...
Calıştığı yerdeki müşterilerinden biriymiş… Demek önceden
çalışıyordunuz? Evet ben masörüm dedi… Soktan şoka giriyordum.. Beş
dakikada bilmediğim bir sürü şey çıkmıştı… Evlilik amacını sordum…
Nişanlısı çok rahatsız ediyormuş farklı bir hayat,farklı bir ortam
istiyormuş… Açık konuşmak gerekirse hava değişimine ihtiyaç duymuş… Daha
fazla dayanamayıp izin istedim kalktım… Ben sadece saliha bir eş
istiyordum… nezaketle evden ayrıldık annemle…
Daha sonra öğrendim ki serhat amca arkamdan bir sürü laf etmiş…
Gülümseyip,bugün öven yarın söver dedim içimden…
Artık evlilik düşüncesinden vazgeçmek üzereydim. Haftalardır dışarı çıkmıyordum.
Akşamları hava almak için balkonda oturup kitap okuyordum… Karşı komşumuz gece çalıştığı için
akşam dokuz gibi evden çıkıyordu. On yaşındaki oğlu da babasının peşinden ağlayıp dururdu her
gece ablası çocuğu oyalamak için balkona çıkarıyor ve her fırsatta benimle konuşmaya çalışıyordu…
Bu sık sık tekrar etmeye başlayınca bunaldım artık.
Bir akşam kıyamet ve ahiret kitabını alıp aynı saatte çıktım balkona…
Beni görünce o da çıktı balkona, bir konu bulup yine başladı konuşmaya…
Her akşam kitap okuyorsun nedir onlar… işte beklediğim fırsat gelmişti okumak istersen vereyim
deyince olur dedi… Besmele çekip iki üç metre karşıdaki kıza attım kitabı. Hadi gir de evde
okumaya başla dedim… Kitabı okumuş olacak ki bir daha balkona çıkmaz oldu…
Evlilikten vazgeçmiştim bir eş bulmak bana uzak görünüyordu…Aradan aylar geçmişti.
o zaman zarfında birkaç kızla daha görüşmeye gittim annemle…
Fakat netice aynı değişen bir şey yoktu…
Bir Salı akşamıydı içim çok daralmıştı, adeta boğuluyordum…
O gece iki rekat namaz kılıp yattım… Acayip bir rüya gördüm… Birine anlatmalıydım bu rüyayı…
O akşam balkonda dolunayı izlerken telefonum çaldı…Gözüm dolunayda, cebimden çıkarttım
telefonu kimin aradığına bakmadan kulağıma götürüp telefonu açtım…Arayan ses tanıdıktı…
Fakat o günden sonra hayatımın değişeceğini nereden bilebilirdim ki…
Arayan en yakın arkadaşım Aliydi. Canı sıkılmış beni çağırıyordu.
Abdest aldım evin yakınındaki çay bahçesine gittim. Çocukluğumuzdan açıldı konu sonra
gördüğüm rüyayı anlatmak istedim…Tozlu bir köy yolunda gidiyordum elimde bir tane kılıç
vardı etrafımda ise bir sürü yılanlar… Yılanlar bir metre kadar yükseltmişler kafalarını yukarıya doğru…
Hepsi üzerime atılmak için zaman kolluyorlardı… Kılıçla kendimi
savunuyordum… Bana yaklaşanları kılıçla öldürüp ilerliyordum… Ileride
uyuyan biri vardı bilmediğim bir ses işittim ama ortalıkta kimse yoktu…
Uyuyan kişiye baktım… O ses; yatan kişi Musab bin Umeyrdir dedi.
Sonra ileride giden iki kişi gördüm biri Peygamberimizdi diğerinin kim olduğunu göremedim…
Ali yorumlamaya başladı rüyamı… Düşmanlarını yenerek iyi bir neticeye ulaşacaksın dedi…
Konu evliliğe geldi yine… Başımdan geçenleri anlattım… Dertliydim bu konuda…
benim eşim dünyaya bağlı olmamalıydı,
sadece dünyalık uğruna yaşamamalıydı…
Uzunca dinledi Ali sıkıntılarımı… O konuşmaya başladı bu sefer.
Evden çıkarken annem dedi bizim mahallede bir kız varmış onunla görüştürmek istiyorlar seni.
Yok Ali bundan sonra kolay kolay kimseyle görüşmek istemiyorum dedim… Kızda pek istekli değilmiş
zaten dedi… niye diye sordum.. O da birkaç kişiyle görüşmüş daha sonra evlilikten soğumuş iyice…
Alinin annesi ısrar edince de olur görüşelim demiş...Tamam dedim yarın gideriz diye sözleştik…
Rüyam gerçek mi olacaktı acaba… Bu zamana kadar sabrettim önüme gelen
engelleri Allahü tealanın izniyle aşmıştım…
Ali ile vedalaşıp eve geldim konuyu anneme açtım… Yarın gidecektik görüşmeye…
Cok heyecanlıydım nedense… Sabah erkenden kalkıp giyindim… Heyecan gitmek bilmiyordu bir
sağa bir sola yürüyüp duruyordum evin içinde… Ilk defa bu kadar heyecanlıydım… Oğle namazını
kıldıktan sonra yola koyulduk annemle… Ali bizi kızın evine kadar götürdü… Kapıyı çaldım…
Kapıyı babası açtı eve buyur etti… Biraz sohbet ettik söz asıl konuya geldi sonra…kızın babası
konuşuyordu; evladım benim söyleyeceğim bir şey yok sen kızımla konuş bu konuları dedi.
Şaşırmıştım gerçekten çünkü ilk defa böyle bir durumla karşılaşıyordum… dünyalık bir konu
açılmamıştı ilk defa… Bir odaya aldılar beni kızla görüşecektim… Sandalyeye oturdum
ellerim masanın üzerinde avucumun içerisinde ise terleyen ellerimi silmek için bez bir mendil vardı…
Odaya kız girdi nurani yüzlüydü… önüne bakarak konuşmaya başladı…
Diğer kızlar gibi bilezikten gelinlikten girmedi konuya…
Ilk sorusu namazdan oldu….
Bana namaz kılıyor musun demedi, namazı kaç dakikada kıldığımı sordu.
Mesela öğle namazın kaç dakikada bitiyor dedi… on beş dakika civarında diye söyledim…
Memnun oldu… sonra birikmiş ne kadar paran var deyince önceki görüştüklerim gibi konuşmaya
başlayacak herhalde dedim içimden… 45 bin lira var… Paranın zekatını
veriyor musun deyince yanlış düşündüğün için utandım.. Evet veriyorum
dedim…
Konuşmasına ağır ağır devam etti…
Sizden önce üç kişi ile daha görüştüm hepsi de zengindi,
güvendikleri tek şeyleri paralarıydı.Bütün konuşmaları paraya zenginliğe dayanıyordu.
Dine ait hiçbir bilgileri yoktu ve namaz bile kılmıyorlardı. Size ilk sorum namaz oldu çünkü
namazı doğru olan ve huşu içinde kılan bir insandan zarar gelemez. Ailesinin hakkını
gözetir haksızlık yapamaz. Herkes için en iyisini en güzelini ister. Kimseyi hor görmez ve ezmez.
Böyle insanı bütün mahlukat sever,mahlukatın sevdiğini de Allahü teala
sever.Allahü tealanın sevdiği kul ise makbul edilen kuldur… ve devam
etti konuşmasına…Sonra zekatı sordum çünkü o parada fakirlerin hakkı da
var. Fakirlerin hakkını gözetmeyen eşinin hakkını da gözetmez. Allahü
teala ondan nasıl razı olur ki…
Ne kadar doğru konuşuyordu
konuşmaları beni çok mutlu etmişti. Dünyalık bir şey istemiyorum diye
dem etti... Yan taraftaki kitaplığı göstererek okuduğu kitapları
gösterdi. Görünce çok mutlu oldum çünkü benim okuduğum Ehli sünnet
Alimlerinin kitaplarını okuyormuş. Ben kızarıp terliyordum nedense,
elimdeki bez mendil de iyice ıslanmıştı. Benim ise kıza soracağım bir
şey kalmamıştı,ben sormadan herşeyi anlattı bana. Son olarak annemle
konuşmak isteti, ben dışarı çıkmak için ayağa kalkınca elimdeki mendil
yere düştü. Yere göz gezdirdim ama göremedim dışarı çıktım…
annemle de on dakika kadar konuştular içeride, annem çıkınca evden izin
isteyip ayrıldık. İki tarafta birbirinden memnun olmuştu. Anneme içeride
ne konuştuklarını sordum. Anneme nasıl davrandığımı ailemle olan
ilişkilerimi sormuş. Çünkü anne ve babanın razı olmadığı bir evlattan
Allahü teala razı olmazdı. Eve gidince konuyu babamla konuştuk çok
sevindi… abdest aldım iki rekat namaz kıldım odamda sonra birkaç gün
önce gördüğüm rüya geldi aklıma… Elimdeki sabır kılıcıyla zorlukları
aşmak nasip olmuş ve sonuca ulaşmıştım… Bu günden itibaren düğün
hazırlıklarına başlayacaktık artık…
Söz kesilip aileler
arasında yüzük takıldı. Düğün konusu biraz sıkıntılı olmuştu...… akraba
tarafı çalgılı olmasında ısrar ediyor ,ben ise dini yönden olmayacağını
anlatmaya çalışıyordum. Ben yumuşak huylu oldukça onlar daha fazla
üzerime geliyorlardı. Düğün çalgılı olurmuş onlara göre. Cenaze evi gibi
dualar edilip mevlit okutulmazmış… Ne yapacağımı şaşırmış ve iyice
bunalmıştım. Defalarca haram olduğunu anlatsam da çalgısız olması
gerektiğini kabul ettiremiyordum… Bir akşam evde akrabalarla toplandık
bu konu hakkında konuşuyorduk. Bir şartla isteğinizi kabul ederim
deyince hepsi şaşırdı… herkes gözlerini bana çevirmiş ne diyeceğimi
bekliyorlardı. Öldüğümde mezara benimle girecek olan varsa ve benim
yerime hesap vermek isteyen olursa kabul edeceğimi söyledim… Kimse
yüzüme bakmıyordu artık utanmışlardı açıkçası… Bu konu da böylece
şekilde kapamış oluyordu…
Bir Perşembe günü kız tarafıyla sözleşip düğün alış verişine çıktık…
Nişanlım sanki yanımda köle gibi duruyordu. Ben ne göstersem olur beğendim diyordu.
Bir insan bu kadar mı mütevazi bu kadar mı ince olabilirdi. Onun bu durumunu gördüğüm zaman
ben en kaliteli en güzel olan eşyaları alıyordum. Onu mutlu etmek için
elimden geleni yapmak istiyordum… Evimizi döşemiştik her şey çok güzel
gidiyordu… düğün günü gelip çatmıştı… heyecandan
ölecek gibiydim elim ayağıma dolaşıyordu adeta.
Düğün tam istediğim gibi olmuştu….
Evliliğimizin ilk yılları diğer evlikler gibi tartışma ya da kavga ile geçmiyordu.
Biz İslamın etrafında birleşmiştik. Hiçbir sorunumuz da olmuyordu.
Eşimin zekasına güzel ahlakına güler güzüne hayrandım… Onsuz zaman geçmiyordu,
işteyken fırsat buldukça arıyordum,sesini duyuncada çok mutlu oluyordum. Konuşmasında içimi
rahatlatan bir tesir vardı. Bunu nasıl yapıyordu bir türlü anlayamıyordum. Eve gittiğimde beni
her zaman güler yüz ile karşılardı, o anda bütün yorgunluğum giderdi. Yemek hazırlarken yardım
ederdim. Sen otur yorgunsun der, ben de içeri gidip otururdum. Onun
üzülmesini hiç istemiyordum çünkü. Her ne isterse yerine getirmek için
can atıyordum… Benden bir şey istesin diye gözlerinin içine bakardım.
Arada bir arabamla gezerdik,gezdirince mutlu olurdu… Yine bir gün
gezdirmek için çıkıp arabaya bindik. Dönüp bana baktı. Sabır çok
güzeldir,sabır insanı bu araba gibi ulaşmak istediği yere götürür dedi.
Neden böyle bir şey söylediğini anlamamıştım… biraz gezip eve gelmiştik…
Birkaç gün önce yatak odasının kapısı bozulmuş, kilidi zor açılıp
kapanıyordu.
Geçen gün mahallemizde hırsızlık olayı olduğu için odamızın kapısını kilitliyorduk…
Bir haftadır eşimin midesi bulanıyor bunun içinde geceleri sık sık
kalkıyordu… benim uykum çok hafif olduğu içinde hemen uyanıyordum… O
gece tekrar midesi bulanmış olacak ki kalktı, kalktığını hissedip
gözlerimi açtım ama uyandığımı anlamadı. Yavaş yavaş kapıya doğru
ilerledi…Fakat o anda gözlerime inanamayacağım bir olay gerçekleşti…
Ben rahatsız olmayım diye kilitli olan kapının anahtarına bile dokunmadı…
kapı kilitliydI Eşim Bismillahirrahmanirrahim dedi ve kapıyı açmadan
dışarı çıkmıştı. Bu durumu görünce kalbimin atışları hızlandı terlemeye
başladım… yataktan kalktım gözlerim, kapıya odaklanmıştı… yatak odasının
camından lavabonun ışığı belli oluyordu…
Lavaboda elini yüzünü yıkayıp ışığı söndürdü.
Ben hemen yatağa yatıp uyuyormuş gibi yaptım. Fakat eşim kapıyı açmadan
odaya girdi… Kalp atışlarım iyice artınca dayanamadım uyanmış gibi
yaparak Yatakta doğrulup oturdum… Eşimin yüzüne baktım… adeta güzü
nurlanmış parlıyordu… Uyandığımı görünce gülümseyerek yüzüme baktı. Ne
yapacağımı ne diyeceğimi bilemedim. Rahatsız mı ettim diye sordu. Yok
çıktığını bile duymadım deyince gülümsedi ve yattı…
Işe gittiğimde sürekli o anları düşünüp duruyordum.
Bu nasıl olabilirdi?... Akşam eve gittiğimde zile basmadım ve kapıyı anahtarımla açtım.
Kapıyı açtığımda eşimi karşımda buldum… işten geldiğimde kapıyı açmak
için bekliyormuş… Selam verip içeri girdim elimi yüzümü yıkayıp sofrayı
hazırladık yemeği yedik… Bu gün neden durgunsun bir şey mi oldu? Diye
sordu… Cevap veremedim… Dün geceki olayı nasıl sorabilirdim ki… Sana bir
şey söyleyeceğim diyerek elimden tutup beni ayağa kaldırdı…gözlerinin
içine bakıyordum… buyur söyle dedim… Hamileyim dedi… Ondan sonrasını
hatırlamıyorum zaten… O anda ayaklarım boşaldı… Düşüp kalmışım yerde…
Yarım saat sonra kendime geldiğimde eşim yanı başımda oturuyordu…
Yattığım yerden doğrulup eşime bakınca utanıp yüzünü yere çevirdi… Bu
habere o kadar sevinmiştim ki anlatamam…
Akşamları işten eve
gelirken artık bebek eşyaları alıyordum… Gece yattığımızda eşimle hep
hayal kurap duruyorduk… Cocuğumuz belli bir yaşa geldiğinde ilk hangi
kitabı okumalıydı acaba… Ilk önce namaz kitabındaki bilgileri
öğrenmeliydi. Ondan sonra hangisini okutsak acaba İslam Ahlakını mı?
Herkese Lazım olan İmanı mı okutsaydık… Yok yok ilk önce Halifelerin
menkıbeleriyle yeşertmeliydi kalbini… Benim evladım Ehli Sünneti savunan
Ehli Sünneti yaymak için çabalayan bir kul olmalıydı onu bu şekilde
yetiştirmeliydik… Her akşam belli bir zaman dilimi içerisinde eşimle
İmam-ı Rabbaninin mektubatını okuyorduk. Bir akşam okurken yorgunluktan
gözüme ağrı girince eşime rica edip sesli okumasını söyledim ve
gözlerimi dinlendirmek için kapattım.
212. Mektubu okuyordu…
Bir ara gözlerimi açtım elindeki kitap kapalıydı. Gözlerimi açtığımı
görünce hemen kitabı açıp gözlerini kitaba dikti… anladım ki o kadar
sayfayı ezberlemiş ve ezberinden okuyordu. Okuduğu mektup bitince durdu…
mektubatı bu zamana kadar kaç defa okudun diye sorunca bilmiyorum dedi…
Peki kitabı bitirmen ne kadar sürüyor? Bir hafta diye cevap verdi..
Anladım ki eşim manevi derecelere yükselmişti.. beni rahatsız etmemek
için kapıyı açmadan çıkması bir kerametti…
O günden sonra eşime
olan hürmet ve saygım daha da arttı. Eşim bir evliya idi… Ilmihal
okuduğumda anlamadığım yerleri eşime soruyordum. Öyle güzel açıklayıp
anlatıyordu ki hayran kalmamak mümkün değildi… Hikmetini bilmediğim en
ufak bir davranışını görsem soruyordum. O da hemen açıklar; ilmihalin şu
sayfasında yazıyor diye söylerdi… Her haline sabrediyordu ve her
haliyle de şükrettiği ortadaydı… İslamiyeti yaşayan bir numune vardı
karşımda, bu yüzden Allahü tealaya her saniye şükretsem yine az gelirdi…
Eşimin birkaç kerametini daha görünce dayanamadım, artık ne pahasına
olursa olsun bu konuyu konuşacaktım kendisiyle… her zamanki gibi işten
geldim yemek yedik konuyu konuşmak için eşimi karşıma aldım… giderek
büyüyen bir heyecanla yavaş yavaş konuşmaya başladım..
İslamiyetin en ince kurallarına en güzel şekilde dikkat ediyorsun.
Konuyu uzatmak istemiyorum dediğim anda eşim konuşmaya başladı… "Sabır
güzel şeydir. Sabrederken şükretmek daha güzeldir. İnsan her haline
sabreder ve şükrederse Allahü teala ona daha iyilerini ihsan eder"…
Artık ağzımdan tek kelime çıkmıyordu, eşimde konuşmasını bitirmişti… O
günden sonra ona olan davranışlarım daha dikkatliydi. Onu kırabilecek
her şeyden uzak duruyordum… bir akşam annem aradı komşu kızının düğünü
varmış iki gün sonra, düğüne beni de davet etmişler. Eşimle birlikte
gittik düğüne, her şey İslama uygun düzenlenmişti. Erkekler ve
bayanların yerleri farklı bölümlerdeydi… düğündeki İslama uyma
titizliğini görünce çok sevindim. Bir akşam kendisine balkondan verdiğim
Kıyamet ve ahiret kitabı geldi aklıma. On dakika sonra küçük bir çocuk
geldi, o kızın kardeşiydi bu. Babası işe giderken arkasından ağlayan
çocuk… Abi eğilir misin dedi.. eğildim kulağıma ablasının bana çok
teşekkür ettiğini söyledi. Ben vesile olmuşum onun bu duruma gelmesinde.
Bunu öğrenince çok sevindim…
Eşim hamile olduğu için fazla kalamadık düğünde eve gittik…
Aradan aylar geçmiş ve eşim doğurmuş ve Bir tane oğlum olmuştu…
hayatımızdan çok memnunduk… Eşimle her akşam kitap okumaya devam
ediyorduk yine… Eşime üstadım diye hitap ediyordum… O benim üstadımdı.
Dünya ve ahiret saadetim için en büyük vesile idi… geceleri rahatsız
olmasın diye oğlumuz ağlayınca çocuğu alıp başka odaya gidiyordum…
aradan iki yıl geçmiş oğlumuz büyümüştü… Eşim her fırsatta sabır ve
şükretmemi telkin ediyordu… bir zaman sonra eşim hastalandı. Zamanımızın
çoğu hastanede geçiyordu… eşimin hastalığı artmış, benim ise elimden
bir şey gelmiyordu. Bir akşam işten eve geldiğimde kapıyı çalmama rağmen
açmadı. İçeri girdim içeriden bilemediğim mükemmel bir koku geliyordu.
İçeri girdim eşim yatıyordu ilk önce uyuyor zannettim. Uzun zaman
uyanmayınca gidip uyandırmaya çalıştığımda vefat ettiğini anladım. O
anda yıkılmıştım. İçim yanmıştı. Gözlerimden yaşlar akmaya başladı.
Annemi aradım gelmesini istedim…. Eşimi diğer gün defnettik…
Eve girdiğimde burnuma gelen o güzel koku mezardan gelmeye başladı…
Her gittiğimde o kokuyu duyardım… giremiyordum. Onu özlüyordum sadece..
Canım eşim, üstadım vefat etmişti. Söylediği gibi yapmaya çalışıyor
sabretmekten başka çare bulamıyordum… her an onu düşünüyordum… Aylar
sonra eve girme cesareti gösterdim… gözlerim doldu ağlamaya başladım.
Balkonda çıkıp sandalyeye oturdum. Dolunay vardı… Alinin beni aradığı o
akşam geldi aklıma… O akşamda aynı dolunay vardı… gözlerimden yaşlar
akarak dışarıya çıktım… doğru üstadımın, eşimin mezarına gittim.
Saatlerce ağladım…. O güzel kokuyu hissetmeye başladım tekrar… arkamdan
bir el omzuma dokundu. Arkama döndüm eşim nurlar içinde arkamda
duruyordu… Heyecandan bir şey söyleyemiyordum.. Başım dönmeye başladı ve
bayılmışım sonra…
Uyandığımda sabah ezanı okunuyordu… Kalktım etrafıma baktım…
Eşimi gördüğüm anda... sabret dediğini hatırladım… Camiye gidip sabah
namazını kıldıktan sonra dışarı çıkarken cebimde bir şey olduğunu fark
ettim… Elimi cebime attım bir tane mendil vardı… Eşimin evinde ilk
konuştuğumuz zaman avucumun içindeki mendil ayağa kalkarken yere
düşmüştü bulamamıştım daha… demek ki eşim bulup saklamış… Mendilin
bilmediğim şekilde çok güzel bir kokusu vardı…
BU GERCEK BIR HiKAYEDiR
BU HiKAYENiN YAZARI YAZININ SONUNA EKLEDİĞİ CÜMLELER İSE ŞÖYLEDİR...
( Bu yaşananları babamın günlüklerinden derleyerek sadeleştirdim…
Hikayede anlattığım kişiler annem ve babama aitti. Doğan o çocuk bendim.
Sabır ve şükür insanı en üst derecelere yükseltecek kanatlardır…)
Allahü teala herkese böyle eş nasip eylesin. Amin.''
25 Aralık 2013 Çarşamba
20 Aralık 2013 Cuma
Ma
Birçok anlamı varmış.
Benim için bir tane anlamı var. 'Tut, Al, Ye'
Sabahları ekmek almaya giderdim. Yeleğinin cebinden para çıkarırdı.
- ma, ekmek al da gel.
ya da markete bir şeyler almaya gideceğim zaman,
- ma, üstüne de kendine bir şeyler alırsın.
Sabah kahvaltı hazırlardı. Domates, salatalık, çökelek peyniri ve içinde ceviz. Ben her zamanki gibi sabah kahvaltısı yapmazdım. Öğlen eve geldiğim zaman yıkanmış domates, salatalık ve tabağın kenarında çökelekli ceviz beni beklerdi. En değerli yiyeceği cevizdi. Onları tek tek kırar, ayıklar ve sonra sahanda döverdi. Bir tane çaydanlığı vardı. Ufacık bir şey. Tek kişilikti her şeyi, çaydanlığı gibi. Kendime çay demlerdim. Bak aklıma ne geldi. Hani yıllar önce pantalonların kenarları kesilirdi ya. Salaklığa bak. Ben de kesmiştim. Pantalonum yıkandıktan sonra kenarlarını yırtık zannetmiş. O haliyle almış pantalonların paçalarını dikmiş. Bir tane dikiş makinası vardı şu an tarihi eser derecesinde. Kendi kendime gülmüştüm. Demek ki üzülmüş, yırtık pantalon giyiyor diye düşünmüş. Soramamıştım da niye diktin ya da bunlar moda diyememiştim. Modan batsın.
Hep aynı soruyu sorardım, hep aynı cevabı verirdi. Bir kere iyiyim, sen nasılsın? dememiştir ve ben o haline, cevabına alışmıştım.
- Napıyon, nasılsın .......
+ Kimseye bişey ettiğim yok, oturuyorum.
Hep aynı köşede otururdu, gelene geçene bakardı. Gözlüklerinin üzerinden bakışı geldi şimdi aklıma. Eğer konuşmak istemiyorsa tek kelime etmezdi. Ama konuşursa da öyle keyifli anlatırdı ki dinlemeye doyamazdın. Dile kolay 100 yıl neredeyse. 100 yıla insan neler sığdırır ki. Neler neler. Bitti, geldi geçti gitti.
Bir keresinde o yalnızlığını anlatmıştı, aptallaşmıştım resmen.
- Bu kadar sene nasıl alıştın yalnız durmaya?
+ Şu erik ağacını görüyor musun? (Dallar erik dolu, sayamayacağın kadar)
Ben, onları sayıyorum işte.
Bi de küsmüştüm. Bir daha evine kalmaya gitmemiştim. Yıllar sonra, demek ki içinde kalmış;
- Palyaço bana küstü, o günden sonra bir daha kalmaya gelmedi.
demiş. Küsmedim be güzel. Çocukluktu benimkisi. Geldim, geldim de yoktun evinde.
- Geldin mi?
+ Geldim.
diyemedim. Her dönüşümde kapıdan içeri girdiğimde böyle sorardı. Bu sefer soramadı. Fazla palyaçoluk yapmayacağım. Uzatmayacağım.
Kendini, kendisiyle hatırlatan tek şey ölüm.
Ölüm de var. Aklıma gelip duruyor ansızın günlerdir etrafıma bakıyorum. Kendim dahil saçmalıkların arasında kaybolup gidiyoruz, günleri bitiriyoruz. Unutuyoruz, unutmamak için elimden geleni yapıyorum. 4 şey soracaklar sana toprağın altında. Başka hiçbir şey değil. İnşaallah herkese doğru düzgün cevap vermek nasip olur. Her şey boşa her şey.
Ondan geriye bana kalan tek şey bir sürü anı ve dualar oldu. Çok çok eski 1-2 sayfalık bir dua. İnşaallah oradaki her yazan şey başıma gelir.
Ölüm de var.
Benim için bir tane anlamı var. 'Tut, Al, Ye'
Sabahları ekmek almaya giderdim. Yeleğinin cebinden para çıkarırdı.
- ma, ekmek al da gel.
ya da markete bir şeyler almaya gideceğim zaman,
- ma, üstüne de kendine bir şeyler alırsın.
Sabah kahvaltı hazırlardı. Domates, salatalık, çökelek peyniri ve içinde ceviz. Ben her zamanki gibi sabah kahvaltısı yapmazdım. Öğlen eve geldiğim zaman yıkanmış domates, salatalık ve tabağın kenarında çökelekli ceviz beni beklerdi. En değerli yiyeceği cevizdi. Onları tek tek kırar, ayıklar ve sonra sahanda döverdi. Bir tane çaydanlığı vardı. Ufacık bir şey. Tek kişilikti her şeyi, çaydanlığı gibi. Kendime çay demlerdim. Bak aklıma ne geldi. Hani yıllar önce pantalonların kenarları kesilirdi ya. Salaklığa bak. Ben de kesmiştim. Pantalonum yıkandıktan sonra kenarlarını yırtık zannetmiş. O haliyle almış pantalonların paçalarını dikmiş. Bir tane dikiş makinası vardı şu an tarihi eser derecesinde. Kendi kendime gülmüştüm. Demek ki üzülmüş, yırtık pantalon giyiyor diye düşünmüş. Soramamıştım da niye diktin ya da bunlar moda diyememiştim. Modan batsın.
Hep aynı soruyu sorardım, hep aynı cevabı verirdi. Bir kere iyiyim, sen nasılsın? dememiştir ve ben o haline, cevabına alışmıştım.
- Napıyon, nasılsın .......
+ Kimseye bişey ettiğim yok, oturuyorum.
Hep aynı köşede otururdu, gelene geçene bakardı. Gözlüklerinin üzerinden bakışı geldi şimdi aklıma. Eğer konuşmak istemiyorsa tek kelime etmezdi. Ama konuşursa da öyle keyifli anlatırdı ki dinlemeye doyamazdın. Dile kolay 100 yıl neredeyse. 100 yıla insan neler sığdırır ki. Neler neler. Bitti, geldi geçti gitti.
Bir keresinde o yalnızlığını anlatmıştı, aptallaşmıştım resmen.
- Bu kadar sene nasıl alıştın yalnız durmaya?
+ Şu erik ağacını görüyor musun? (Dallar erik dolu, sayamayacağın kadar)
Ben, onları sayıyorum işte.
Bi de küsmüştüm. Bir daha evine kalmaya gitmemiştim. Yıllar sonra, demek ki içinde kalmış;
- Palyaço bana küstü, o günden sonra bir daha kalmaya gelmedi.
demiş. Küsmedim be güzel. Çocukluktu benimkisi. Geldim, geldim de yoktun evinde.
- Geldin mi?
+ Geldim.
diyemedim. Her dönüşümde kapıdan içeri girdiğimde böyle sorardı. Bu sefer soramadı. Fazla palyaçoluk yapmayacağım. Uzatmayacağım.
Kendini, kendisiyle hatırlatan tek şey ölüm.
Ölüm de var. Aklıma gelip duruyor ansızın günlerdir etrafıma bakıyorum. Kendim dahil saçmalıkların arasında kaybolup gidiyoruz, günleri bitiriyoruz. Unutuyoruz, unutmamak için elimden geleni yapıyorum. 4 şey soracaklar sana toprağın altında. Başka hiçbir şey değil. İnşaallah herkese doğru düzgün cevap vermek nasip olur. Her şey boşa her şey.
Ondan geriye bana kalan tek şey bir sürü anı ve dualar oldu. Çok çok eski 1-2 sayfalık bir dua. İnşaallah oradaki her yazan şey başıma gelir.
Ölüm de var.
1 Aralık 2013 Pazar
- en sevdiğin torunun benim di mi?
avucunu açıyor, kocaman parmaklarını gösteriyor.
+ anam, beş parmak birbirinden ayrılır mı hiç?
- olsun, sen en çok beni seviyorsun.
gülümsüyor, tüm yaşlı hınzır gülümseyişi ile. hepinizi aynı seviyorum deyip susuyor.
Ama gülümsemesi evet.
1 yıl oldu gideli. Ölüm ne çabuk geçiyor. Acısı ise her aklına geldiğinde kendini tazeliyor.
Olsun diyorum, tek bir şeye inanıyorum. Son anlarında gülümsüyormuş hep.
O gittiği yerde mutlu ve huzurlu diyorum. Öyle temiz, saf kalpli bir kadının gideceği yer belli diyorum.
Bak saflığa bak kalbindeki.
televizyon izliyoruz, bir yandan da yemek yiyoruz. ekrana bakıyor durup durup. yemek yerken çekiniyor.
kaşığı falan zorla ağzına götürüyor. ve bomba geliyor.
- anam, bunlar bizi görüyorlar mı?
+ yok anane yok, ye yemeğini ne görmesi.
biz haliyle onun o güzelliğine gülüyoruz. çok şey var aklıma gelen ama yeter.
Özledim sadece. bana sarıldığı gülümsemeyen fotoğrafı ve diğer gülümsediği fotoğraflara bakıyorum.
Hümeyra'nın şarkısı var ya; bütün özlediklerim benden ayrı yaşıyor. Bütün sevdiklerim benden ayrı yaşıyor.
İnan çok özledim. Ve aklıma ne geldi? Ben hesap kitap yapmadan, öyle tüm palyançoluğuma sevmiştim.
Bir çocuk kadar masum.
Kimi sevsem çekip gidiyor.
Ondan sonra soruyorlar.
Niye birisini sevmiyorsun diye.
Onu gitmesi için mi seveyim?
avucunu açıyor, kocaman parmaklarını gösteriyor.
+ anam, beş parmak birbirinden ayrılır mı hiç?
- olsun, sen en çok beni seviyorsun.
gülümsüyor, tüm yaşlı hınzır gülümseyişi ile. hepinizi aynı seviyorum deyip susuyor.
Ama gülümsemesi evet.
1 yıl oldu gideli. Ölüm ne çabuk geçiyor. Acısı ise her aklına geldiğinde kendini tazeliyor.
Olsun diyorum, tek bir şeye inanıyorum. Son anlarında gülümsüyormuş hep.
O gittiği yerde mutlu ve huzurlu diyorum. Öyle temiz, saf kalpli bir kadının gideceği yer belli diyorum.
Bak saflığa bak kalbindeki.
televizyon izliyoruz, bir yandan da yemek yiyoruz. ekrana bakıyor durup durup. yemek yerken çekiniyor.
kaşığı falan zorla ağzına götürüyor. ve bomba geliyor.
- anam, bunlar bizi görüyorlar mı?
+ yok anane yok, ye yemeğini ne görmesi.
biz haliyle onun o güzelliğine gülüyoruz. çok şey var aklıma gelen ama yeter.
Özledim sadece. bana sarıldığı gülümsemeyen fotoğrafı ve diğer gülümsediği fotoğraflara bakıyorum.
Hümeyra'nın şarkısı var ya; bütün özlediklerim benden ayrı yaşıyor. Bütün sevdiklerim benden ayrı yaşıyor.
İnan çok özledim. Ve aklıma ne geldi? Ben hesap kitap yapmadan, öyle tüm palyançoluğuma sevmiştim.
Bir çocuk kadar masum.
Kimi sevsem çekip gidiyor.
Ondan sonra soruyorlar.
Niye birisini sevmiyorsun diye.
Onu gitmesi için mi seveyim?
21 Kasım 2013 Perşembe
Başım ağrıdı neredeyse bütün akşam. Ne yapsam yine fayda etmedi.
En son yine inandığım tek şeye döndüm.
Şimdi başımın ağrısı geçer gibi, geçiyor hafif hafif geçiyor biliyor musun?
Gereksizliklerle boğuşmaktan kendi zamanımın katiliyim.
Zamanı öyle kolay öyle basit öldürüyorum ki.
Hiç kimse zamanı boş yere öldürdüğü için bir başkasına katil demiyor.
Dün kendi kendime 'ben de seni seviyorum ey sevgili' dedim.
Sonra duyar mı ki acaba dedim?
Sonra 'hazırlıklı ol' diye bir şey duydu gözlerim.
Zaten bu dünyaya ait kendimden başka bir şeyim yok ki dedim.
Hazırlıklıyım dedim, Gülümsedim.
Yarısını bitirdim.
Adımlarım çok ufak. Yetişir miyim bilmem.
Özledim gitmeden
Ya bi de gitsen?
Kalp ağrısına ne iyi gelir ki?
Geçmişi düşününce biraz geçiyor sanki.
En azından gerçekmiş yüzümün gülüşleri.
En son yine inandığım tek şeye döndüm.
Şimdi başımın ağrısı geçer gibi, geçiyor hafif hafif geçiyor biliyor musun?
Gereksizliklerle boğuşmaktan kendi zamanımın katiliyim.
Zamanı öyle kolay öyle basit öldürüyorum ki.
Hiç kimse zamanı boş yere öldürdüğü için bir başkasına katil demiyor.
Dün kendi kendime 'ben de seni seviyorum ey sevgili' dedim.
Sonra duyar mı ki acaba dedim?
Sonra 'hazırlıklı ol' diye bir şey duydu gözlerim.
Zaten bu dünyaya ait kendimden başka bir şeyim yok ki dedim.
Hazırlıklıyım dedim, Gülümsedim.
Yarısını bitirdim.
Adımlarım çok ufak. Yetişir miyim bilmem.
Özledim gitmeden
Ya bi de gitsen?
Kalp ağrısına ne iyi gelir ki?
Geçmişi düşününce biraz geçiyor sanki.
En azından gerçekmiş yüzümün gülüşleri.
29 Ekim 2013 Salı
21 Ekim 2013 Pazartesi
5 TL
Ne yazsam ki?
Yıl eskiler. Uzaklarda öğrenciyim epey uzaklarda. Bilirsiniz öğrencinin zengini olmaz. En zengini bile şu an özel üniversiteleri saymazsak normal bir profildedir. Yani ne ahım şahım ne de çok dip. Zaten dipte olanlar okuyamıyorlar ya da okuyup çalışıyorlar. Her neyse diyeceğim başka.
Üniversitedeyim. Rahmetli Japon (lakabı) amca vardı. Her öğlen çarşıya inerken bizim kapının önünden geçerdi. Selam verirdi, benimle şakalaşırdı. Çünkü hemen hemen her öğlen aynı yerde oturur, suyun akışını izlerdim. Gülmeyin yapardım bunu. Kağıttan kimsesizlikler bırakırdım suya. Bunu da geç. Yine bir gün oturuyorum aynı yerde. Japon amcam çarşıya iniyor. Genç derdi bana.
- Genç, sana İstanbul'dan selam var. (cep telefonları yok gibi bir şeydi hatta yok diyelim biz)
+ Aleyküm selam. Hayırdır?
- Amcan selam söyledi. Sana harçlık yollamış.
5 TL yollamış bana. O yolladığı para yani şu anki bildiğimiz 5 TL o zamanlar benim için çok büyük paraydı. Üzerinden yıllar geçti, unutmam. Unutamam da zaten. Bu parayı yollayan amcam bizim ailenin en zenginidir. Ciddi ciddi abartı boyutlarda bir zenginliği var. Gizli zengin derler ya öyle bir zenginlik. Allah daha çok versin. Bu zenginliğinden dolayı insanlar onu sevmez, hor görürler ama yaptığını (iyilik) kimse yapmazdı. Ne zaman lafı geçse 'konuşmayın arkasından, o benim amcam' derdim gülerek. Çünkü üniversite hayatım boyunca bana ailem dışında tek para gönderen insan o olmuştu. Karşılığı mı bilmiyorum ama birçok insana göre daha değerliydi benim için. Biraz önce fotoğraflara baktık annemle. ''Çocukken hep size para verirdi.'' 'anne amcam para verdi'' derdiniz, bayram ederdiniz dedi fotoğraflara bakarken annem.
Akşam üstü odamdayım, telefon çaldı. Annem açtı telefonu. Konuştu konuştu o konuştukça içimizden bir şeyler gitti parça parça. Şimdi dualar etsem o 5 TL'nin karşılığını ödeyemem diyorum kendi kendime.
Yani diyeceğim o ki, ölüm var arkadaşlar. Ne olursanız olun, kim olursanız olun, neyiniz olursa olsun. Şimdi herkes bin pişman. Keşke öyle demeseydik, konuşmasaydık diyorlar. Hayat o kadar uzun değil. Sevdiklerinizin değerini bilin. Yeri geldikçe de söyleyin sevdiğinizi. Bazen yere gidiyor sevdiğiniz.
Yıl eskiler. Uzaklarda öğrenciyim epey uzaklarda. Bilirsiniz öğrencinin zengini olmaz. En zengini bile şu an özel üniversiteleri saymazsak normal bir profildedir. Yani ne ahım şahım ne de çok dip. Zaten dipte olanlar okuyamıyorlar ya da okuyup çalışıyorlar. Her neyse diyeceğim başka.
Üniversitedeyim. Rahmetli Japon (lakabı) amca vardı. Her öğlen çarşıya inerken bizim kapının önünden geçerdi. Selam verirdi, benimle şakalaşırdı. Çünkü hemen hemen her öğlen aynı yerde oturur, suyun akışını izlerdim. Gülmeyin yapardım bunu. Kağıttan kimsesizlikler bırakırdım suya. Bunu da geç. Yine bir gün oturuyorum aynı yerde. Japon amcam çarşıya iniyor. Genç derdi bana.
- Genç, sana İstanbul'dan selam var. (cep telefonları yok gibi bir şeydi hatta yok diyelim biz)
+ Aleyküm selam. Hayırdır?
- Amcan selam söyledi. Sana harçlık yollamış.
5 TL yollamış bana. O yolladığı para yani şu anki bildiğimiz 5 TL o zamanlar benim için çok büyük paraydı. Üzerinden yıllar geçti, unutmam. Unutamam da zaten. Bu parayı yollayan amcam bizim ailenin en zenginidir. Ciddi ciddi abartı boyutlarda bir zenginliği var. Gizli zengin derler ya öyle bir zenginlik. Allah daha çok versin. Bu zenginliğinden dolayı insanlar onu sevmez, hor görürler ama yaptığını (iyilik) kimse yapmazdı. Ne zaman lafı geçse 'konuşmayın arkasından, o benim amcam' derdim gülerek. Çünkü üniversite hayatım boyunca bana ailem dışında tek para gönderen insan o olmuştu. Karşılığı mı bilmiyorum ama birçok insana göre daha değerliydi benim için. Biraz önce fotoğraflara baktık annemle. ''Çocukken hep size para verirdi.'' 'anne amcam para verdi'' derdiniz, bayram ederdiniz dedi fotoğraflara bakarken annem.
Akşam üstü odamdayım, telefon çaldı. Annem açtı telefonu. Konuştu konuştu o konuştukça içimizden bir şeyler gitti parça parça. Şimdi dualar etsem o 5 TL'nin karşılığını ödeyemem diyorum kendi kendime.
Yani diyeceğim o ki, ölüm var arkadaşlar. Ne olursanız olun, kim olursanız olun, neyiniz olursa olsun. Şimdi herkes bin pişman. Keşke öyle demeseydik, konuşmasaydık diyorlar. Hayat o kadar uzun değil. Sevdiklerinizin değerini bilin. Yeri geldikçe de söyleyin sevdiğinizi. Bazen yere gidiyor sevdiğiniz.
9 Ekim 2013 Çarşamba
Sevmek
Sevmek.
Bak o kadar yazdım saçmaladım şiyir diye, sayıkladım deli diye.
Başka bir şey bu. Bizim: adına, yapılana, yapana ithafen seviyorum dediğimiz şey başka.
Sevmek ise bambaşka bir şey. Yazdıklarımı at çöpe. Atma elbette ama hepsinden farklı bir şey.
Gerçekten sevmenin, gerçek sevmenin karşılığı yokmuş. Nasıl yok deme, var işte basbaya deme.
Aşkı arıyoruz, çok sevilmek istiyoruz. Adresi hep yanlış yerlerde arıyoruz. Adres elinde değil içinde.
Şu günlerde daha farklı bir boyut kazandı, başka bir tanıma büründü. Bana ait değil ama belki bu bak:
Tanımlanamayan bir büyüklüğü aynı hızla üretmek ama tüketememek.
Öyle bir büyüklük ki idrakın yetmiyor, tüketemiyorsun. O karşılıklı büyüyor.
Sen tek tarafını biliyorsun, diğer tarafı hep ummakla. Umuyorsun sadece.
Karşılıksız sevmek gibi ama değil. Karşılığını alacağını umuyorsun.
Soruyorum: karşılıklarını aldıkların ne oldu? karşılığını aldın da ne oldu?
Fena yerden geldi soru. Hiç, hiçbir şey. Sen aynı sen, hayatın aynı hayat.
Öyle sevilmiyor gençler ve insan sevince güzel. ahaha öyle güzel saçmayım ki
Umarak, ummadan sevin.
Bak o kadar yazdım saçmaladım şiyir diye, sayıkladım deli diye.
Başka bir şey bu. Bizim: adına, yapılana, yapana ithafen seviyorum dediğimiz şey başka.
Sevmek ise bambaşka bir şey. Yazdıklarımı at çöpe. Atma elbette ama hepsinden farklı bir şey.
Gerçekten sevmenin, gerçek sevmenin karşılığı yokmuş. Nasıl yok deme, var işte basbaya deme.
Aşkı arıyoruz, çok sevilmek istiyoruz. Adresi hep yanlış yerlerde arıyoruz. Adres elinde değil içinde.
Şu günlerde daha farklı bir boyut kazandı, başka bir tanıma büründü. Bana ait değil ama belki bu bak:
Tanımlanamayan bir büyüklüğü aynı hızla üretmek ama tüketememek.
Öyle bir büyüklük ki idrakın yetmiyor, tüketemiyorsun. O karşılıklı büyüyor.
Sen tek tarafını biliyorsun, diğer tarafı hep ummakla. Umuyorsun sadece.
Karşılıksız sevmek gibi ama değil. Karşılığını alacağını umuyorsun.
Soruyorum: karşılıklarını aldıkların ne oldu? karşılığını aldın da ne oldu?
Fena yerden geldi soru. Hiç, hiçbir şey. Sen aynı sen, hayatın aynı hayat.
Öyle sevilmiyor gençler ve insan sevince güzel. ahaha öyle güzel saçmayım ki
Umarak, ummadan sevin.
2 Ekim 2013 Çarşamba
Kaç Kişi
Selamlar.
Bak daldan dala konuyorum. Yazmazsam unutacağım çünkü.
Düşünsene seni kaç kişi seviyor? Ailen: anne-baba-kardeşlerin, akrabaların, komşun, arkadaşların, dostların, sevgilin, eşin. Hayatında yer alan, hayatında yer aldığın kaç kişi seviyor? ve dahası neden, nasıl seviyor. Anlatamayacağım bu soruyu ama anlatmaya çalışıyorum.
Hepsi çok seviyor değil mi? Deli gibi seviyor. Kılına zarar gelse dünyayı yerinden oynatacak kadar çok seviyorlar. Kan bağı, can bağı, yar bağı. Hepsi bir sebebe bağlı. İlla ki bir sebebi var. Her sevginin bir karşılığı var. Çünkü hepsi senden bir şeyler bekliyorlar, tıpkı senin onlardan beklediğin gibi. Peki o zaman bu sevgi mi?
İnsan sevgisine anında karşılık almak istiyor. Anında olmasa bile en kısa zamanda. Bir şeyler bekliyor, bir şeyler istiyor aynı şekilde. Belki daha fazlasını, daha iyisini umuyor yaptığı her neyse bunun karşılığında. İnsan sevmesi karşısında bekliyor, hep bir beklenti halinde.
Ailen: yıllarca seviyor seni, son nefesine kadar. Ama hep bir şeyler istiyor, bekliyor senden. Bak geliyor: ''besle kargayı oysun gözünü'' bu aslında beklentilerin gizli kapısı. Seni severken, sevmeye başlarken ilk oluşan şey beklenti. Onlara karşı yapacağın güzellikler, iyilikler.
Arkadaşların, komşun, akrabaların, hayatındaki herkes kısaca hep ama hep bir beklenti.
Söylesene bana, seni senden hiçbir şey beklemeden kaç kişi seviyor. Senden hiçbir şey beklemeden ve senin ona bir şeyler verip vermeyeceğini umursamadan, düşünmeden anlatılmaz bir sevgi ile seni seven kaç kişi var?
Ben galiba bu sabah kaç kişi olduğunu anladım. Cevabı aldım yani kendime verdim. Bu sevilmemek değil genel tabirle. Sizin kadar seviliyorum merak etmeyin. ahaha buradan 'beni sevin' anlamı da çıkmasın. Çok sevenim var benim aalskdjalkds. Yazının sonuna doğru cıvıtmak, palyançolaşmak bu oluyor galiba.
Değerini bilin. Sizi gerçekten ama gerçekten bahsettiğim daha doğrusu bahsetmek isteyip bahsemediğim şekilde seven insan sayısı çok çok çok az.
Beklentisiz seven insan? Var mı? Var elbette. Onu da siz kendiniz bulun. İpucu vereyim mi? ıh ıh kalsın. Beklentisiz sevmek için insanın dünyayı unutması lazım. Ve dünyayı unutmak için kendini unutmak.
Kendini unutsana.
Az kişi.
Bak daldan dala konuyorum. Yazmazsam unutacağım çünkü.
Düşünsene seni kaç kişi seviyor? Ailen: anne-baba-kardeşlerin, akrabaların, komşun, arkadaşların, dostların, sevgilin, eşin. Hayatında yer alan, hayatında yer aldığın kaç kişi seviyor? ve dahası neden, nasıl seviyor. Anlatamayacağım bu soruyu ama anlatmaya çalışıyorum.
Hepsi çok seviyor değil mi? Deli gibi seviyor. Kılına zarar gelse dünyayı yerinden oynatacak kadar çok seviyorlar. Kan bağı, can bağı, yar bağı. Hepsi bir sebebe bağlı. İlla ki bir sebebi var. Her sevginin bir karşılığı var. Çünkü hepsi senden bir şeyler bekliyorlar, tıpkı senin onlardan beklediğin gibi. Peki o zaman bu sevgi mi?
İnsan sevgisine anında karşılık almak istiyor. Anında olmasa bile en kısa zamanda. Bir şeyler bekliyor, bir şeyler istiyor aynı şekilde. Belki daha fazlasını, daha iyisini umuyor yaptığı her neyse bunun karşılığında. İnsan sevmesi karşısında bekliyor, hep bir beklenti halinde.
Ailen: yıllarca seviyor seni, son nefesine kadar. Ama hep bir şeyler istiyor, bekliyor senden. Bak geliyor: ''besle kargayı oysun gözünü'' bu aslında beklentilerin gizli kapısı. Seni severken, sevmeye başlarken ilk oluşan şey beklenti. Onlara karşı yapacağın güzellikler, iyilikler.
Arkadaşların, komşun, akrabaların, hayatındaki herkes kısaca hep ama hep bir beklenti.
Söylesene bana, seni senden hiçbir şey beklemeden kaç kişi seviyor. Senden hiçbir şey beklemeden ve senin ona bir şeyler verip vermeyeceğini umursamadan, düşünmeden anlatılmaz bir sevgi ile seni seven kaç kişi var?
Ben galiba bu sabah kaç kişi olduğunu anladım. Cevabı aldım yani kendime verdim. Bu sevilmemek değil genel tabirle. Sizin kadar seviliyorum merak etmeyin. ahaha buradan 'beni sevin' anlamı da çıkmasın. Çok sevenim var benim aalskdjalkds. Yazının sonuna doğru cıvıtmak, palyançolaşmak bu oluyor galiba.
Değerini bilin. Sizi gerçekten ama gerçekten bahsettiğim daha doğrusu bahsetmek isteyip bahsemediğim şekilde seven insan sayısı çok çok çok az.
Beklentisiz seven insan? Var mı? Var elbette. Onu da siz kendiniz bulun. İpucu vereyim mi? ıh ıh kalsın. Beklentisiz sevmek için insanın dünyayı unutması lazım. Ve dünyayı unutmak için kendini unutmak.
Kendini unutsana.
Az kişi.
25 Eylül 2013 Çarşamba
Elbette
Gece gece tesadüfen karşıma çıktı. Millete Songül Karlı çıkıyor bana da bu ahaha. Elbette mi ya?
Değil bence abi, abla, kardeş, arkadaş, dost/um. Elbette değil. Aynı insan, aynı kalıyor. Hep gördüğüm ve dilinden şu kelimeyi düşürmeyen, dünya ve kendisi umurunda olmayan çocuğun söylediği gibi. ''AYNI''
'Acıların seni acılaştırmasına izin verme'
Acılar dediğimiz şeyler acı değil mi acaba? Yoksa biz mi çok acındırıyoruz. Gerçek acı bu değil diyorum hep.
Ne için dediğimi boşver. En son tensel acı duyduğumda bildiğin ağlamıştım. Şu yaşıma kadar öyle bir acı duymamıştım tenimde. Gerçekten abartmıyorum. Kimse ağlama dememişti annemden başka. Farkındaydılar çünkü nasıl bir acı olduğunun. Annemin ağlama demesinin sebebi kendisi zaten ağlıyordu benim yerime :)
Ama hakikaten abartmıyorum çok güzel ağlamıştım ve öyle bir acıyı yaşamamıştım şu kısacık hayatım boyunca. Küllük yine sigara doldu bu arada. Sigaradan bu kadar nefret edip, içmeye halen devam etmem?
İçmek mi? resmen yiyorum. Küllükte izmaritin durmasına bile dayanamıyorum. O kadar nefret ve bir o kadar da içiyorum.
Görmeyeli yalnızlık almışsın sen. Hıhı evet, biraz.
Veriyor muyuz? Düşününce hep, hiç hak etmiyoruz diyorum. Halen vermeye devam ediyorum. Vermekten vazgeçemiyor insan. Anlatılmaz bir haz mı duyuyoruz bundan, acının yanında? Yoksa yine boşluktan mı?
Hep soru işareti. İnsan içine nasıl yatıyorsa bir türlü kalkmak bilmiyor. Bir de şu var. Sevdiğiniz insanlardan bir 'merhaba'yı esirgemeyin. Elveda diyemeyecek kadar geç kalabilirsiniz çünkü.
Havalar soğudu, omzumda ince bir sızı. Yarayı gören yüzünü ekşitip kapat diyor. İnsanlar bir başkasının yarasını görmeye tahammül edemiyor. Bu izi kalan bir yara. Peki ya izi kalmayan yaralar. İşte bu yüzden acı.
İzsiz yaralar sahibinden başka hiç kimseyi acıtmaz.
Arkadaşım dünyama gidiyor. Nasıl da saçmalıyorum di mi? Yo yo bu cümlenin başı çok güzel bir anlatılmazlığı anlatıyor. Keşke. Ne zaman yazdığımı hatırlamıyorum ama şu dünyada kıskandığım tek arkadaşımdır. Yok fesatlık yok. Hani seni mutlu eder ya, kendi kendine sevinirsin ya onun için, öyle bir kıskanma benimkisi. Maddi bir şey de değil zaten. Çünkü insanların aklına kıskanmak deyince maddi olgular geliyor hep. Bak benim de geliyor ki açıklama gereği hissediyorum. Ama ben seni çok. ahaha takılıp kalırsın bazen plak gibi.
Mutsuz insanlar çok gülermiş.
Anlamadığım şey ben bu şarkıya nereden geldim biliyor musunuz?
Didier Drogba'nın gollerinden ahaha. Nasıl geldim onu düşünüyorum. İzlediğim şeye bakar mısın?
Dua dedim de aklıma geldi. Nerede dedin diye sorma. Yazarken bile içimden konuşuyorum. Rahmetli ananemin öyle güzel bir duası vardı ki, unuttum. Ak paşam derdi bana. :) Ak paşan çok. Neyse bu berbat saçmalamanın sonuna geleyim bitmeyecek.
12 Eylül 2013 Perşembe
Karışığım
Selam septikler deyip yine yarılacam kendi kendime. Tamam tamam palyaçoluğun lüzumu yok. :)
Merhabalar olsun.
Aklıma geldi bir anda. Şebnem Ferah'ın 'Vazgeçtim Dünyadan' adlı bir şarkısı var. Şimdi o geldi aklıma, o da buraya getirdi beni. Galiba sihirli kelime buymuş. Galiba bütün her şeyin sebebi buymuş. Henüz tam vâkıf değilim olaya. Ama başlangıç noktası burası. Bu vazgeçme başka bir geçiş.
Vazgeçemediğimiz için bu, mutsuzluk diye tanımladığımız. Neden ben? diye sorguladığımız. Gerçi bunu sorgulamayı bırakalı çok olmuştu. Sadece yalnızlık-mutsuzluk bağlantısı. Herkes mutsuz.
Benim bu dünyaya ait kendimden başka hiçbir şeyim yok, olsun da istemiyorum zaten. Yaşadığım kadarıyla da öyle deli hayallerim olmadı maddi ve maddesel anlamda. İnsan kendini mutlu etmeye uğraşmayı bırakınca mutlu oluyormuş. Bu cümlede anahtar kelime 'kendini'. Gizli özne ise 'başkaları' değil. Kendinde olanı ama asla bunun farkına varamadığı. İşte onu mutlu ettiğinde mutlu oluyormuş. Onun mutluluğu zaten başka mutluluklara yansıyor. O ney? demeyin. Kendiniz bulun ahah kötü palyaço oldum, üzgünüm bulun.
Seni ne mutlu ediyor? diye sormuştu en son. Demiştim ki: o küçük kızın gülümsemesi.
Bana sevdiğim, istediğim güzelliği anlatan dil.
Duymak istediğimi söyleyen dil.
Görmek istediğimi görüp anlatan göz.
Beni çok şey mutlu ediyormuş ama ''ben'' hepsine uzak duruyormuş.
Merhabalar olsun.
Aklıma geldi bir anda. Şebnem Ferah'ın 'Vazgeçtim Dünyadan' adlı bir şarkısı var. Şimdi o geldi aklıma, o da buraya getirdi beni. Galiba sihirli kelime buymuş. Galiba bütün her şeyin sebebi buymuş. Henüz tam vâkıf değilim olaya. Ama başlangıç noktası burası. Bu vazgeçme başka bir geçiş.
Vazgeçemediğimiz için bu, mutsuzluk diye tanımladığımız. Neden ben? diye sorguladığımız. Gerçi bunu sorgulamayı bırakalı çok olmuştu. Sadece yalnızlık-mutsuzluk bağlantısı. Herkes mutsuz.
Benim bu dünyaya ait kendimden başka hiçbir şeyim yok, olsun da istemiyorum zaten. Yaşadığım kadarıyla da öyle deli hayallerim olmadı maddi ve maddesel anlamda. İnsan kendini mutlu etmeye uğraşmayı bırakınca mutlu oluyormuş. Bu cümlede anahtar kelime 'kendini'. Gizli özne ise 'başkaları' değil. Kendinde olanı ama asla bunun farkına varamadığı. İşte onu mutlu ettiğinde mutlu oluyormuş. Onun mutluluğu zaten başka mutluluklara yansıyor. O ney? demeyin. Kendiniz bulun ahah kötü palyaço oldum, üzgünüm bulun.
Seni ne mutlu ediyor? diye sormuştu en son. Demiştim ki: o küçük kızın gülümsemesi.
Bana sevdiğim, istediğim güzelliği anlatan dil.
Duymak istediğimi söyleyen dil.
Görmek istediğimi görüp anlatan göz.
Beni çok şey mutlu ediyormuş ama ''ben'' hepsine uzak duruyormuş.
30 Ağustos 2013 Cuma
Yıldız
Selam septikler ahahaha. Şimdi siz neden güldüğümü ve bu selamımı anlamayacaksınız.
Bu yüzden ikinci bir selam vereyim. Merhabalar olsun.
Daha önce yazdım mı yoksa yazmadım mı hatırlamıyorum. Bir şey görüyorum ara ara. Hani çızgı filmlerde olur ya karakterler bir yere çarparlar ve başlarının üzerinde yıldızlar dönüp durur. Ben bunun gerçeğini fakat bir farklı versiyonunu görüyorum. O da şöyle: bazen boşluğa dalıyorum, gözlerim gidiyor. Ve o an etrafımda böyle nokta nokta yıldız (simler) parlıyor, yere dökülüyor. Bu yaklaşık 1 dakika kadar sürüyor. Acayip bir şey, korkutucu bir yanı yok. Ama görüyorum, resmen baktığım yerde daha doğrusu dalıp gittiğim yerde böyle sanki birisi yukarıdan sim döküyor ve o boşluk parıl parıl, pırıl pırıl parlıyor nokta nokta, benek benek, puan puan. Merak etmeyin henüz delirmedim ama böyle bişi görüyorum. İşte o anlarda kalıyorum öyle, seyre dalıyorum o boşluğu.
Gerçi hep boşlukta gözlerim. Boşluk doluluğum oldu. Bütün dolulukları boşluklarla dolduruyorum bir bir.
Gece telefon çaldığında insan ürker ve korkar ya çünkü kötü bir haberin habercisidir genelde o ses. Dün gece telefon çaldı ve ekrana bakmadan önce ne ürktüm ne de korktum.
Geceyarısı telefon çaldığında aklına kötü bir şey değil de, telefonu açmadan ekranına bakmadan önce ilk olarak O'nun aradığı geliyorsa unutamamışsın demektir.
Hayat kısa, unutmak için bile.
Bu yüzden ikinci bir selam vereyim. Merhabalar olsun.
Daha önce yazdım mı yoksa yazmadım mı hatırlamıyorum. Bir şey görüyorum ara ara. Hani çızgı filmlerde olur ya karakterler bir yere çarparlar ve başlarının üzerinde yıldızlar dönüp durur. Ben bunun gerçeğini fakat bir farklı versiyonunu görüyorum. O da şöyle: bazen boşluğa dalıyorum, gözlerim gidiyor. Ve o an etrafımda böyle nokta nokta yıldız (simler) parlıyor, yere dökülüyor. Bu yaklaşık 1 dakika kadar sürüyor. Acayip bir şey, korkutucu bir yanı yok. Ama görüyorum, resmen baktığım yerde daha doğrusu dalıp gittiğim yerde böyle sanki birisi yukarıdan sim döküyor ve o boşluk parıl parıl, pırıl pırıl parlıyor nokta nokta, benek benek, puan puan. Merak etmeyin henüz delirmedim ama böyle bişi görüyorum. İşte o anlarda kalıyorum öyle, seyre dalıyorum o boşluğu.
Gerçi hep boşlukta gözlerim. Boşluk doluluğum oldu. Bütün dolulukları boşluklarla dolduruyorum bir bir.
Gece telefon çaldığında insan ürker ve korkar ya çünkü kötü bir haberin habercisidir genelde o ses. Dün gece telefon çaldı ve ekrana bakmadan önce ne ürktüm ne de korktum.
Geceyarısı telefon çaldığında aklına kötü bir şey değil de, telefonu açmadan ekranına bakmadan önce ilk olarak O'nun aradığı geliyorsa unutamamışsın demektir.
Hayat kısa, unutmak için bile.
26 Ağustos 2013 Pazartesi
Minicik Bir Kız Çocuğu
Son zamanlarda düşündüğümde ve karşılaştığımızda yüzümü güldüren ender insanlardan birisi. Çünkü gerçekten gülümsetiyor. Bugün yine karşılaştık. Her şeyde bir hayır var diyorlar ya, doğru diyorlar. Benim için hayırlı kısmı gülümsemek oldu. O nasıl mutlu oldu bilemem ama bunu kelimelere dökemediğini biliyorum. Bugün yine karşılaştık. Yine konuşturmaya çalıştım. O kadar ürkek, o kadar masum ve mahcup bir ifadesi var ki, konuşmaya bile korkuyordu. Orta 2'ye geçmiş hem de teşekkürle. Beni hatırlıyor musun diye sordum. Yok dedi. Şoka girdim, nasıl unutursun diye sitem edecektim ki sebebini söyledi. 'O ben değildim, kardeşimdi' dedi. Yine gülümsedi. Aslında onlar iki kızkardeşmiş ve birbirlerine o kadar benziyorlar ki. Masumiyetleri, mahcuplukları anlatamam aynı. Başlarını bile yerden kaldırmıyorlar. Hani ağzı var dili yok dersin ya aynen öyle. Ama bu sefer konuşturdum. Bu sefer gülümsettim. Başını yerden kaldırıp yüzüme baktı. 'Kardeşin beni anlatmadı mı?' diye sordum. Anlatmış kardeşi. Sorarlarsa 'Bi abi beni çok sevdi' dersin demiştim kardeşine. O da öyle demiş soranlara. Söz vermedi ama tamam dedi, derslerine çok çalışacak, büyük kız olacak. Ve ben ne zaman onları görsem aklımda hep aynı soru.
Tartıcı çocuklar insanları mı tartıyor, yoksa insanlığı mı?
Bazen diyorum ki insanl/ar/ık gram etmiyor.
Bi de annem var. Komik kadın, güzel kadın. Zeynebim benim. Ben tıkabasa yemek yiyemeyenlerdenim. 46 çeşit yemek olsa ucundan kıyısından azıcık bir şeyler yer kalkarım doydum diye. Geçen gün yine yemek yemeye çalışıyorum. Tabağı bitiremedim haliyle. 1 çeşit yemek ve 2 kepçe falandır, evet yiyemiyorum. Bugün mesela sabahın köründe kalktım akşam 4 gibi bir şeyler yedim ve halen yemek yemedim. Neyse diyaloğumuza geçiyorum.
- Anne, az bişi kaldı sen yesene.
+ Yemeğe başlarken besmele çektin mi?
- ahahah çekmediysem ne olur?
+ Besmele çektiysen bal olur o yemek bana.
- Şimdi sen bunu yiyecek misin, yemeyecek misin? onu söyle.
+ Sen besmele çektin mi, çekmedin mi? onu söyle.
İkimizde gülüyoruz. Ne ben cevap veriyorum ne de o ama gülüyoruz.
Ben sana zehir yedirir miyim be Zeynebim.
Tartıcı çocuklar insanları mı tartıyor, yoksa insanlığı mı?
Bazen diyorum ki insanl/ar/ık gram etmiyor.
Bi de annem var. Komik kadın, güzel kadın. Zeynebim benim. Ben tıkabasa yemek yiyemeyenlerdenim. 46 çeşit yemek olsa ucundan kıyısından azıcık bir şeyler yer kalkarım doydum diye. Geçen gün yine yemek yemeye çalışıyorum. Tabağı bitiremedim haliyle. 1 çeşit yemek ve 2 kepçe falandır, evet yiyemiyorum. Bugün mesela sabahın köründe kalktım akşam 4 gibi bir şeyler yedim ve halen yemek yemedim. Neyse diyaloğumuza geçiyorum.
- Anne, az bişi kaldı sen yesene.
+ Yemeğe başlarken besmele çektin mi?
- ahahah çekmediysem ne olur?
+ Besmele çektiysen bal olur o yemek bana.
- Şimdi sen bunu yiyecek misin, yemeyecek misin? onu söyle.
+ Sen besmele çektin mi, çekmedin mi? onu söyle.
İkimizde gülüyoruz. Ne ben cevap veriyorum ne de o ama gülüyoruz.
Ben sana zehir yedirir miyim be Zeynebim.
19 Ağustos 2013 Pazartesi
Sustum
2 yıl önce bir yerde 'Seni seviyorum' yazılmış.
Sevilen biraz önce okumuş,
Anlatamaz ne kadar dokunmuş.
Biraz önce bir şey daha dokunmuş. Bak istenilene bak.
Mehir olarak Nur'u ezberle demiş.
Gönülün aradığı bu.
Ama gönüller artık çok yüksek gönüllüler.
Gönül bulur mu o kadar alçağını?
İnşaallah.
Gidemedim aç kapa parantez.
Ne yapsan ne etsen dokunuyor kendine her şey. Susarak çok şey anlatasım var.
Sussam, anlattıklarımı anlar mısınız?
Sevilen biraz önce okumuş,
Anlatamaz ne kadar dokunmuş.
Biraz önce bir şey daha dokunmuş. Bak istenilene bak.
Mehir olarak Nur'u ezberle demiş.
Gönülün aradığı bu.
Ama gönüller artık çok yüksek gönüllüler.
Gönül bulur mu o kadar alçağını?
İnşaallah.
Gidemedim aç kapa parantez.
Ne yapsan ne etsen dokunuyor kendine her şey. Susarak çok şey anlatasım var.
Sussam, anlattıklarımı anlar mısınız?
19 Temmuz 2013 Cuma
Can nası sıkkın anlatamam. Öyle böyle değil. Müslüm Gürses'in bir şarkısı var, ''Dünya yıkılsa bir taş yerinden kaldırmam artık' diye. Öyle bi bıkkınlık, böyle bi sıkkınlık. Sanki yaşanan her gün ateşliyken uyuduğunda görülen kabuslar gibi. Sürekli aklında bir soru 'Neden' diye yankılanıp duruyor. Gökyüzüne ne zaman baksan karalığına eşlik ediyor bağladığı mavilerle. Bir şeyler yaparken hiçbir şey yapmamak gibi bir şey. Eski patronlarımdan birisi böyle anlarda makası eline alıp kâğıt kesermiş. Bense kendimi, kendime alıp lime lime ediyorum kendimi. Farkındayım çok kendim dedim. Çünkü kendimdeyim. Kendimden bir adım atamıyorum. Kendimi ellerimle boğuyorum. Kendimin katiliyim. Herkes masum, ben suçluyum.
Kendim gözlerimin önünde can çekişiyor. Ne zaman 8 kat aşağıya baksam ürperiyorum. Düşerken değil, düştüğünde hissedeceğin acıyı düşünüyorum. Hep 'ya' diye bir ihtimali olan. Gözyaşlarım intihar ediyo, tutamıyorum artık. Gözlerime ne dersem diyeyim, dinlemiyorlar beni. Artık inanmıyorlar, 'Güzel günler göreceğiz' masalına.
Masallar toz siyah.
Yok işte olmuyor, inan olmuyor.
Yapamıyorum, koşmaya çalışıyorum duruyorum.
Nefes almaya çalışıyorum boğuluyorum.
Uyumaya çalışıyorum, ölüyorum.
Birkaç lokma bir şeyler yiyeyim diyorum, tabağın içinde geziniyorum.
İnanır mısın? su bile içmiyorum. Olur da yutkunurum diye.
Çünkü o kadar çok yutkundum ki hayallerimi ademelmasım boğazımı acıtıyor artık.
Şimdi anladım neden bu kadar büyük olduğunu adem elmasımın.
Elmas dediğime bakma beş kuruş etmiyor, alt tarafı bir elma.
Çok sevmek?
Dediğim zaman bilirsiniz hepiniz çok sevmenin ne demek olduğunu.
Bana da anlatınsana çok sevmek nası bişi?
Çok acımak, bak bunu iyi biliyorum. Bütün acılarım apak.
Hepsinin üzerini ince beyaz bir kefenle örttüm ve bana bakıyorlar.
Ölümün yüzünün soğuk oluşu bir şeyi değiştirmiyor.
Öpüyorsun ölümü.
Her gün ölümü öptünüz.
Ve öpüldünüz ölüm tarafından.
Can nası sıkkın anlatamam. Sadece uyumak istiyorum. Öyle bir yorgunum ki
bu yorgunluktan uyuyamıyorum. Gece uykuları ne ki?
Hayat uykularım çalındı benim. Hayata uykusuzum.
Ben hep hayallerde uyudum. Hayallere çok uyumluyum.
Hayallerimde olmasa tükenirdi umudum.
Susmak istiyorum, içim susmuyor. İçim sussa gözlerim söze giriyor.
Gözlerim ne dediğiniz hiç anlaşılmadı. Siz başka bir dilde konuştunuz
başka bir dilde sevdiniz.
Tarih 16 şubat. Ne acı bir tarihtir.
Kara bir leke gibi hayatım boyunca unutamayacağım.
hayatımın boyuncalığı ne kadar sürecek bilmiyorum ama unutamayacağımı biliyorum.
Bak aylar sonra yine buraya sığındım. 5-10 kişi varsınız ya bana yetiyorsunuz.
Hatta siz olmasanız bile yine yazardım. Yazmak bana beni unutturuyor.
Öylece duruyorum hayatta, bir süs eşyası gibi. Bir boşluğu doldurmak için buralardayım sanki.
Kendimin boşluğunu dolduruyorum. Bazen ne yapsam olmuyorum.
Aklım hep tarihlerde, aklım hep geçmişlerde.
Nasıl olmasın ki? Benim gibi insana bu yapılır!
Senin gibi insana da yapılır merak etme.
Hep o bir günün hayaliyle yaşıyor insan
ve o bir gün geldiğinde ardına bakmadan çekip gidiyor kendini.
Çekip gittim kendimi. Olmazdı yapamazdım.
Ben aynada bile kendimi hüzünlü görmeye dayanmıyorken
sana nasıl gösteririm ben diye bir hüznü?
Can çok sıkkın uyuyamadım, şimdi çok uykum var.
Günde 3 saat falan uyuyormuşum, bugün hesapladım. Akşam 6-9 arası.
Bu da uyuyabilirsem ve bir öğün yemek. Geri kalan bütün vaktitler sigara yiyip çay içiyorum.
Gözlerim kapanıyor
Gözlerimi kapatıyorum.
Saat yalnızlık öldü.
Kendim gözlerimin önünde can çekişiyor. Ne zaman 8 kat aşağıya baksam ürperiyorum. Düşerken değil, düştüğünde hissedeceğin acıyı düşünüyorum. Hep 'ya' diye bir ihtimali olan. Gözyaşlarım intihar ediyo, tutamıyorum artık. Gözlerime ne dersem diyeyim, dinlemiyorlar beni. Artık inanmıyorlar, 'Güzel günler göreceğiz' masalına.
Masallar toz siyah.
Yok işte olmuyor, inan olmuyor.
Yapamıyorum, koşmaya çalışıyorum duruyorum.
Nefes almaya çalışıyorum boğuluyorum.
Uyumaya çalışıyorum, ölüyorum.
Birkaç lokma bir şeyler yiyeyim diyorum, tabağın içinde geziniyorum.
İnanır mısın? su bile içmiyorum. Olur da yutkunurum diye.
Çünkü o kadar çok yutkundum ki hayallerimi ademelmasım boğazımı acıtıyor artık.
Şimdi anladım neden bu kadar büyük olduğunu adem elmasımın.
Elmas dediğime bakma beş kuruş etmiyor, alt tarafı bir elma.
Çok sevmek?
Dediğim zaman bilirsiniz hepiniz çok sevmenin ne demek olduğunu.
Bana da anlatınsana çok sevmek nası bişi?
Çok acımak, bak bunu iyi biliyorum. Bütün acılarım apak.
Hepsinin üzerini ince beyaz bir kefenle örttüm ve bana bakıyorlar.
Ölümün yüzünün soğuk oluşu bir şeyi değiştirmiyor.
Öpüyorsun ölümü.
Her gün ölümü öptünüz.
Ve öpüldünüz ölüm tarafından.
Can nası sıkkın anlatamam. Sadece uyumak istiyorum. Öyle bir yorgunum ki
bu yorgunluktan uyuyamıyorum. Gece uykuları ne ki?
Hayat uykularım çalındı benim. Hayata uykusuzum.
Ben hep hayallerde uyudum. Hayallere çok uyumluyum.
Hayallerimde olmasa tükenirdi umudum.
Susmak istiyorum, içim susmuyor. İçim sussa gözlerim söze giriyor.
Gözlerim ne dediğiniz hiç anlaşılmadı. Siz başka bir dilde konuştunuz
başka bir dilde sevdiniz.
Tarih 16 şubat. Ne acı bir tarihtir.
Kara bir leke gibi hayatım boyunca unutamayacağım.
hayatımın boyuncalığı ne kadar sürecek bilmiyorum ama unutamayacağımı biliyorum.
Bak aylar sonra yine buraya sığındım. 5-10 kişi varsınız ya bana yetiyorsunuz.
Hatta siz olmasanız bile yine yazardım. Yazmak bana beni unutturuyor.
Öylece duruyorum hayatta, bir süs eşyası gibi. Bir boşluğu doldurmak için buralardayım sanki.
Kendimin boşluğunu dolduruyorum. Bazen ne yapsam olmuyorum.
Aklım hep tarihlerde, aklım hep geçmişlerde.
Nasıl olmasın ki? Benim gibi insana bu yapılır!
Senin gibi insana da yapılır merak etme.
Hep o bir günün hayaliyle yaşıyor insan
ve o bir gün geldiğinde ardına bakmadan çekip gidiyor kendini.
Çekip gittim kendimi. Olmazdı yapamazdım.
Ben aynada bile kendimi hüzünlü görmeye dayanmıyorken
sana nasıl gösteririm ben diye bir hüznü?
Can çok sıkkın uyuyamadım, şimdi çok uykum var.
Günde 3 saat falan uyuyormuşum, bugün hesapladım. Akşam 6-9 arası.
Bu da uyuyabilirsem ve bir öğün yemek. Geri kalan bütün vaktitler sigara yiyip çay içiyorum.
Gözlerim kapanıyor
Gözlerimi kapatıyorum.
Saat yalnızlık öldü.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

