21 Temmuz 2012 Cumartesi

Vazgeçtim

Bir şeyler ayrı :)


Bu sözü en sevdiğim düşünür, bi tanem, canımın içi, saçlarımdan sonra başıma gelen en bi güzellik söyledi. Yazılı olan tarihten yaklaşık olarak 2 ay önce. Kitabın son sayfasına yazdım. O gece son ana kadar kafam bir dünyaydı. Sabah bir cafeye uğradık, sigaramı unuttum. Akşam yanlış otobüse bindim. Cumartesi gününden sonra salı gününün geldiğini bile söyledim farkında olmadan. Ama hepsine değdi.

Normalde odamın duvarına ne bir söz ne de bir poster asarım. Öyle bir alışkanlığım, göz zevkim yok, zaten görmüyorum hahah. Duvarlar bomboş. Boş duvarlarla konuşmaya alışkın olduğumdan olsa gerek. Orjinali duvarımda asılıydı. Her sabah uyandığımda bu söze baktım. Kendi kendime vazgeç dedim ve vazgeçtim. Evet 2 ay her şeyden vazgeçtim. Eğer bir şeyler elde etmek istiyorsan vazgeçmeyi bilmen gerekiyormuş. Bir şeyler kazanmak istiyorsan, bir şeyleri kaybetmeyi göze almalıymışın. Aldım, kaybettim. Kaybettiklerim pek umurumda değil. Çünkü büyük kayıplar değil, hatta kayıp değil. Rutin bir hayatın içinde kaybolanlar işte. Ama kazandığım şey benim için tanımlayamadığım bir büyüklüğün ilk adımı, ilk adımın ayak sesleri.

Bir diğer söz geliyor aklıma. ''Bin kilometrelik bir yol bir adımla başlar.''
İlk adımı attım haha çok temiz gaza geldim ayrı bir konu.

Başarmak güzel şey. Hele de herkesin zor dediği, çok zor dediği, başarması zaman ve emek isteyen bir olayı başarmak.

Bazen Şebo'mun dediği gibi Sil Baştan başlamak gerek, hayatı sıfırlamak. Tam 5 yıl önce durduğum noktaya geri döndüm. Sil baştan başladım ve ilk adımı kazandım. Yüzümde kazanmanın ve başarmanın salak bir tebessümü var akşamdan bu yana. Evet uzun zaman sonra gülmelerimin yanında gerçek bir gülümseme var.

Ve sana ne desem az gelecek. Söz uçar yazı kalır.

Seni çok seviyorum.

20 Haziran 2012 Çarşamba

İyi Çek Filmini Bi Daha Bulaman

Uzun zaman sonra televizyonun kumandasını elime aldım. Bugünkü berbat haberleri, oyunları, masalları izledim. Susacağım yine, ne söylesem boş.

O klişe var ya gerçekten doğru. Biz büyüdük, büyüyoruz ve dünya kirleniyor. Baştan sona izlesem kesin ağlardım. Son 10 dakikası bile hüzünle karışık gülümsetti. Yaşlı insanlardaki o insanlık denen duygu, düşünce, saflık, doğallık, güzellik her ne dersen de o yok işte bizlerde. Varsa bile çok çok az. Bizim kitle halinde bambaşka dertlerimiz var. Bugün dünyanın yarısının derdi çeyrek finalistler kimler olacak/tı.

Neyse uzatmayacağım. Boş vaktimde baştan sona izleyeceğim bu belgeseli. Son 10 dakikasında bir görüntü vardı. Çocuklar Ömer Dede'ye öyle bir koştular ki öyle bir sarıldılar ki. Aklıma o yaşa gelirsem acaba öyle bir manzara ile karşılaşır mıyım? ben de aynısını yaşar mıyım diye bir soru geldi. Çünkü o manzaranın aynısına şahit olmuştum bir köy okulunda. Çocuklar arkadaşıma dokunmak, sarılmak için nasıl koştular anlatamam. Hani mutluluğun tanımını, mutluluğu arıyor ya şehir insanı. İşte mutluluk dediğimiz, arayıp bulamadığımız şey o görüntülerde fazlasıyla var. İnşallah yaşarım bir gün. Etrafınızda, yakınınızda yaşlı bir insan varsa ona yaşlı muamelesi yapmayın. Konuşun, paylaşın, anlattırın, dinleyin. Çayından bir yudum almadan ona ikram etmesi bile bir başka geldi, yok böyle bir güzellik. En güzel anılar, en güzel hikâyeler, en güzel hüzünler ve de en önemlisi gerçekler onların beyninde.

Haklısın, bulamayız Ömer Dede.


14 Haziran 2012 Perşembe

Geri Geri Yürü

Bugün, geçenlerde yazdığım 2 yazı içinde bahsettiğim büyük ve mor insanla konuşuyoruz. Ellerim dikkatini çekti. Arkadaş adam ilginç, bilgili, her konuda bir sözü mutlaka var ama boş değil. Ellerime baktı şöyle bi. Yetmedi o bakış. Sağ elimi ellerine aldı. Sanki tezgahtan domates seçer gibi ellerime bakıyor, inceliyor.

Durdu durdu ve başladı konuşmaya.

- Sen büyük bir hata yapıyorsun palyaço. Yazık.

Tabii ben bir şeycikler anlamadım. Trene bakar gibi bakıyorum.

- Parmakların çok ince ve çok uzun. Senden harika bir 'kontrbas' olur. Ellerin çok elverişli. Gitarı da mükemmel çalabilirsin. Var mı böyle bir şey, herhangi bir müzik aleti çalıyor musun?
+ Yok, çalmıyorum.

O an etrafta kim varsa ellerime bakıyor ahaha. Kıskandılar tabii. Yetmedi bu ele bakma hikâyesi. Bu sefer ters çevirdi elimi, avucumdaki çizgilere bakıyor.

- Sen daha önce ağır bir kaza ya da hastalık geçirdin mi?
+ Evet, direkten döndüm. (gülüşmeler) (röportajlarda yazıyorlar ya uyuz oluyorum ahah)
- Çok sağlıklı bir hayat yaşayacaksın sen ve en az 90 yıl. (lan ben 90 yıl dayanamam bu dünyaya)

El falıma baktı bir de. Herkes bu sefer yalvarıyor 'bizim de ellerimize bakın' diye.
- Onun elleri güzel, yapacak bir şey yok.

Ne kadar yaşacağımı da öğrenmiş bulunmaktayım. O yaşta bir palyaço hiç çekilmez herhalde. Yani ben 90 yaşında bir bana zor dayanırım ahaha. Hele iç sesime hiç dayanamam. 90 yaşında bir iç ses bütün gün kafa şey yapar ahaha anladın.

Ayrıca benim gibi çok sigara içmiyor yiyorsanız size önemli bir tavsiye. Hani bu kırmızımsı, mor soğan var ya ondan yiyin ya da yeyin. Gerçekten bak çok ciddiyim. Ben soğanın kokusuna karşı özel bir illet duyduğum için yemiyorum ama sigaranın zararını azaltmak istiyorsanız çok iyi geliyormuş. Kalp damarları tıkalı birisi fosur fosur sigara içiyor ve etkilenmiyormuş ya da zararını minimuma indiriyormuş. Dikkat et bak muş. Onun doğrucusuyum.

Son bir tavsiye daha. Şimdi bir sirkine git palyaço diyeceksiniz ama aklınızda olsun. Belki işinize yarar.
Kilo vermek istiyorsanız ve rejimdeyseniz,  gün içinde diyet, spor, yürüyüş, koşu vs. her türlü naneli şeyi yapıyorsunuzdur ve bir türlü o kilolardan kurtulamıyorsunuzdur büyük ihtimal. Yürüyün diyeceğim ama farklı bir şekilde. GERİ geri yürüyün. Evet, bunu uygulayın. 2 kat kolari yaktırırmış bu size.

Daha neler neler anlatır da ne onun ne benim vaktim var. = ) Ama güzel insan.

Haydi görüşürüz.

10 Haziran 2012 Pazar

Boş İşler

Kişiler ve Fikirler.

Senin için hangisi önemli? Neyi kimin söylediği mi yoksa kimin neyi söylediği mi, hangisi daha önemli.
Şu zamanda önemli olan Neyi kim söylemiş. Kişiler önemli.  Ne söylediğinin pek bir önemi yok.
Unutuluyor; hatırlanacak, yer edecek, işe yarayacak bir şey söylemiyor. Boşluk üzerine inşa edilmiş bir
görüntü. Her bir kelime havada. Ne anlattığı, ne söylediği daha da önemlisi ne demek istediği önemsiz.

Şu bir kaç konu aşağıda sınav diye bir başlık atmıştım. Orada işe yarar birkaç bilgi vermiştim. Heh işte o bilgileri veren büyük adamla muhabbet ediyoruz. Aşırı zeki, hem komik hem de bilgili. Mor İnsan. Zordur mor insan olmak. Ama o olmuş. Bir hikâye anlattı. Hikâyenin başrolünde o var. Haklı, dibine kadar haklı. İstese hakkını sonuna kadar alabilir ve hikâyenin kötü adamını mahvedebilir. Tek yaptığı şey ''tanımamak'' olmuş.

- Merhaba, beni tanıdınız mı ben bilmem ne prof. bik bik bik.
+ Pardon, tanıyamadım.
- İsmim (bik bik bik) hani şu konu, hatırladınız mı?
+ Yine tanıyamadım.

Kötü adam suratı beş karış şekilde onu herkesin tanıdığı bir kalabalığın içinde nokta gibi ezilerek yok olmuş.
Hikâye daha güzel ama detayları vermeyeyim. Küçük bir detay sadece. Kötü adam yani prof'un ders olarak anlattığı saçmalığın kitabını büyük adam yazmış hahah.(buradaki büyüklüğü görebiliyor musun?)Hayatta bir insan bu kadar güzel ''hiç'' yerine konulamaz.

Büyük adam ise tek bir şey söyledi. ''İsteseydim ona her şeyi yapabilirdim. Fakat ben kişilerle değil fikirlerle ilgilenirim.'' dedi.

Buradan çıkaracağımız tema ise bir insan sizden saçma salak nefret ediyorsa ve üstelik haklıysanız, onunla kavga (tartışma) etmeyin. Tek bir söz bile söylemeyin. Onu tanımayın. Söyleyeceğiniz hiçbir cümle tanımamak kadar koymaz ona.

Kişilerle değil fikirlerle ilgilenin. Hayatta en sevdiğim şey dolu insanları oturup dinlemek. Acayip zevkli.

Ayrıca kel alaka, rüyamda (hayırdır inşallah deyin burada)öyle güzel bir gökkuşağı gördüm ki anlatamam yani o derece. Öyle büyüktü ki. Ve gökkuşağının altında bir sürü onlarca, yüzlerce hediye paketi vardı. İçlerinden beğendiklerimi alıyordum. Sonra dalyaço kahvaltı hazır dedi ahahaha.

Anlamına baktım şimdi. Aynen şunlar yazıyor. '' Rüyada gökkuşağı görmek, mutluluğun ve başarının işaretidir.''
Ayrıca serum tadı güzel olan meyvelerimizdendir. Mutlaka yeyin.
Acaba yeyin mi yoksa yiyin mi? ya da deyin mi diyin mi? çok takılıyorum ben buna.
Geçen gün de yayın ve yayım'a takılmıştım. Anbalaj ve Ambalaj bunlara epeydir takığım.
Ya görüyorsun di mi? Ne büyük dertlerim var. Boşuna beyazladı bu saçlar. Hepsi boş işler.

7 Haziran 2012 Perşembe

Bir Gün Geçer mi?

Geçmez. Bir gün değil bir dakika geçmez.
Akşam akşam ömrümü yedin. : )


4 Haziran 2012 Pazartesi

Pişman de sen değilim

Güzel şarkı, belki.

2 Haziran 2012 Cumartesi

Saat çok'u çok geçiyor
bir sigara daha
bir sigara daha
birsigaradahabirsigaradaha
olmuyor
sabah.

27 Mayıs 2012 Pazar

Romantik Film İzlemenin Bünyeye Yan Etkileri

Şöyle bi sevgilim olmadı repliği ile ortaya çıkıyor. Suratta salak bi sırıtış eşliğinde hayallere daldırıyor. Başrol oyuncularını sen ve o oynuyorsun falan. Sonra hüzüntülere gark ediyor.

Sana pasta yapan, kek, börek yapan, hepsini geçtin kız, kurabiye yapan bile olmadı. Akdeniz akşamları, bu şarkıyı sahilde kız tavlamak için değil, gözlerine bakıp seni sevdiği için söyleyen bir sevgilin olmadı. Hadi onu geç, parası olmadığı için kasım kasım aralık aralık kasılan bir adam değildi. Sana gül almak yerine papatya alsaydı ya bi tane. Di mi razıydın hepsine. Sen bi cafede oturup çay-simite razıydın onunla. Tek istediğin sevmekti di mi. ahaha

Dönüşü olmayan yollardan dönüp sana geldim demedi ya da seninim. Tadına baktı, acısını tattırdı sana hayatın. Şimdi otur romantik film izle ahaha. Sen böyle hayatın taaaa. Sonra film izleyince ağladığına kimse anlam veremez. Veremez elbette al duyguyu al duyguyu ver romantiği iç mi kalır insanda. İçin için ağlarsın.

'Aşkını bir sır gibi senelerce sakladım
Geceleri rüyamda ismini sayıkladım.''

Şarkı mı bu? evet.

Yazmışım, ne zaman ve neden yazdığımı da hatırladım. Ben çok güzel romantik film izlerim, cidden. Yani arka arkaya hiç sıkılmadan saatlerce izleyebilirim. En son izlediğim romantik film geldi aklıma. Başroldeki kadın (sevgili) ölüyordu ve adam sıyırma noktasına geliyordu. Bir şekilde atlattı. O arada annesi vefat etti. Kendini toparladığında babasıyla bir konuşma geçiyordu aralarında. 10 yıl sonra.

-  Buna nasıl dayandın.
+ Ben 10 yıldır ne yapıyorum zannediyorsun.

Gibi bir şeydi. Tabii yazınca hiçbir anlamı yok, filmi izlemeniz lazım. One Day.


Romantik film güzeldir.

Yalan Birey

''Yaşamak istiyorsan, sıradan biri ol!''

''Zamanımızın gerçek bireyleri, kitle kültürünün kof, şişkin kişilikleri değil, ele geçmemek ve ezilmemek için direnirken acının ve alçalışın cehennemlerinden geçmiş fedailerdir.''

Birbirini tamamlayan iki söz. Yok, twitter özlü sözlerinden değil. Takip ettiğim bir blogta okudum biraz önce.
Zaten bu sözleri twitter ya da facebook'ta görmek imkânsız. Niye yazdım. İnsan bazen, bazı an sıradan biri olmak istiyor ahaha 'değilim ben sıradan'a' çıkıyor bu cümle ama evet sıradan değilim. Sıra vardı, kalabalığı gördüm, sıra öyle çok kalabalıktı ki beklemedim. Sıranın sonunda olup, başında ne olduğunu öğrenmeye ve beklemeye vaktim yok. Bir şey diyeyim, özenilen insanların ama gerçek anlamda özenilen insanların hiçbiri sıradan değil/dir. Yaşayanların ya da ölmüş olanların biyografilerine baktığın zaman çok farklı olaylarla karşılaşırsın. Ne yaşadıysa büyük yaşamıştır. Yoksulluğu, yalnızlığı, acıyı, çaresizliği hepsinin en büyüğünü yaşamıştır. Hep böyledir bu. Ve bu yaşadıkları ona yapılması imkânsız gibi gelen yapılamazı yaptırmıştır.Bu sayede güçlendikçe güçlenip direnmeye devam etmişlerdir. Bu onları daha güçlü birisi haline getirmiştir. Görünen bu.

Görünmeyen kısım ise ikinci cümle. Yalan olmuşlardır yani yalan bireyler. Yalan birer fedailer.
Zirvede yalnız kalmışlardır, etraftaki insan görünümlü ruhsuz kalabalığa rağmen. Kitle kültürene mahkum olmayın. Neyse daha fazla saçmalamayacağım.

Ayrıca yazmazsam çatlarım galiba, dün gece şu iki satırı yazdım.

-Sana-

''Senin nefesin kesildikçe
Ben ağaçlara koşuyorum.''

17 Mayıs 2012 Perşembe

Milletimizin Başı Sağolsun 3 Dakika

Bak şimdi facebook denen zımbırtıyı cidden kullanmıyorum. Hesabım, profilim, fake profilim hiçbir şeyim yok. Canım istediğinde bakıyorum bir şekilde. Neyse mühim değil bu salak kısım. Akşam akşam canımı sıkan mevzuya bak. Şu an baktım, manzara aynen şu;

''Galatasaraylılara 2 kötü haberim var !

1- Süper Kupada Maçınız Bizimle
2- O maçta Beraberlik Yetmiyor ;)

Duvar Fotoğrafları
Galatasaraylılara 2 kötü haberim var !

1- Süper Kupada Maçınız Bizimle
 2- O maçta Beraberlik Yetmiyor ;)''


Bir alttaki haber ne dersin?

''Hatay'ın Dörtyol İlçesi'ne bağlı Kuzuculu Beldesi'nde, Amanoslar Dağları'nın eteğinde göreve giden jandarma özel hareket timine teröristlerce yapılan roketatarlı saldırı sonucu 1 binbaşı, 1 üsteğmen ve 1 teğmenimizin şehit olduğu, 2 askerimizin de yaralandığı haberini büyük bir üzüntüyle öğrendik.  Bu hain terörist saldırıyı lanetliyor; şehitlerimize Allah'tan rahmet, yaralı askerlerimize acil şifalar, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Milletimize başsağlığı diliyoruz.''

Hangi küfürü etsem, ne desem ne söylesem boş. Samimiyete bakar mısın? Üzüntüsüne bakar mısın?
Bir çok olay-haber- twitter ya da facebook'ta aynı şekilde ilerliyor. Ya hiç görmeyin, duymayın o berbat hayatı yaşamaya devam edin ya da görüyorsanız her şeyi görün. Bu mu lan acınız? 3 dakika.

Ama hayat devam ediyor? Bu hayat değil. Bu 'acıyı paylaşmak, yaşamak' hiç değil.
Sıfat bulamıyorum vallaha. Bu iki linki yayınlayan kişi 3 dakika ara ile yayınlamış.
Yani 3 dakika da o acıyı unutup birden futbola dönüyor ve şunu yapıyor.  ;)

Eğer onlardan biri isen yapma şunu yapma. Görünen resim bu.

Kocaman bir hiç.

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Kıyılmazım

Seni Seviyorum.

Bunun bir çok anlamı var biliyor musun? Öyle anlamlara geliyor ki, öyle bir şekle bürünüyor ki, o anlamlarını söylenirken ve duyarken değil bir zaman sonra anlıyorsun.

İhanet eden birisi söyler, ihanetini saklamak için.
Sadece et için söyler, gözleri köreltmek için.
Sadece giderken söyler, 'seni yalnız bırakmıyorum' demek için.

Uzar gider bu liste. Peki ya en gerçeği hangisi. Onu da sen bul. Niye yazdım peki? hahah sadece şu son satırı yazmak için yazdım. O en gerçeğini biliyor çünkü, o da öyle seviyor çünkü.

Seni seviyorum.

11 Mayıs 2012 Cuma

Sınav

Bak bu vereceğim bilgiler çok engin tecrübesi olan bir insana ait. Özel yani her yerde bulamazsın, okuyamazsın. Eğer herhangi bir sınava hazırlanıyorsan daha doğrusu hazırlanamıyorsan, işin içinden çıkamıyorsan, stres üstüne stres yaşıyorsan oku. Hepsini uygula demiyorum. En azından birkaç tanesini yapmayı dene. Hangileri olacağına sen karar ver. Listedeki yiyeceklerin içeceklerin bir çoğu bana ters hahah (zaten bir şey yemiyorum sigaradan başka) Yürüyüşe çık mesela, 15 dakika yürü, aynı yolu 15 dakika geri geleceğini hesap et. Etti mi sana 30 dakika. İyi gelir, düşünürsün boş boş. Kendinle konuşursun, gülersin, üzülürsün belki ama iyi gelir yürümek. Engin tecrübesi olan insan her gün 1 saat bisiklete biniyor. Bostancı sahilden başlayıp gidebildiği yere kadar, tanımayan yok onu. Bazen bir bilenin söylediklerini uygulamalı.

YÜRÜYÜŞÜN FAYDALARI
1- Yürüyüş kan akımını ve kan damarlarında akan kanın miktarını artırarak dolaşımı iyileştirir,
kalp-damar ve beyinde oluşabilecek damar hastalıkları riskini azaltır.
2- Kalp kası dahil, vücut kaslarını kuvvetlendirerek daha etkin çalışmalarını sağlar.
3- Her bir kasılmada kalbin pompaladığı kan miktarını artırarak, dinlenirken kalp atım sayısını
(nabzı) azaltır.
4- Egzersiz ve stres durumunda arteryel kan basıncında (tansiyonda) oluşan yükselmeyi azaltır.
5- Kan basıncını düzenler.
6- Kalp kasının yan damarlardan beslenmesini destekler. Böylece kalbin ana damarlarında
oluşacak tıkanıklıkların vereceği zararı azaltır.
7- Şişmanlık riskini azaltır.
8- Sindirimi kolaylaştırır.
9- Beyne daha çok oksijen gitmesini sağlayarak,zihinsel keskinlik ve yaratıcı düşünce
potansiyelini yükseltir.
10-Lenfatik dolaşıma yardımcı olur.
11-Egzersiz sırasında ve sonrasında metabolizmayı uyarır.
12-Solunum kapasitesini ve aerobik gücü artırır.
13-Büyümeyi ve travma sonrası toparlanmayı olumlu etkiler.
14-Kan yağlarının (trigliserid) düzeyini düşürür.
15-HDL/LDL (iyi huylu-kötü huylu kolesterol) dengesini düzenler.
16-Koordinasyona olumlu etki yapar.
17-Eklem ve kasların esnekliğini artırarak, bel ve boyun ağrılarını hafifletir.
18-Kemiklerin sertleşmesini ve kuvvetlenmesini sağlar.
19-Dayanıklılığı artırır.
20-Yorgunluk duyumunu engeller.
21-Uykusuzluğu azaltır, rahatlamaya yardımcı olur.
22-Vücudun doğal keyif verici hormonları olan endorfinlerin salınımını sağlar.
23-Yaslanma sürecini geciktirerek, genç görünüm sağlar.
24-Moral, özgüven ve iyimserliği artırır.

Güçlü bir hafıza için...

Avokado : Kısa süreli bellek için gereklidir
Isırgan otu : Sınavlara hazırlananlar ısırgan çayı içebilir
Yabanmersini: Beynin kanla daha iyi beslenmesini sağlar.
Kabak : Sık sık tüketilmesi hafıza için son derece faydalıdır.
Limon : Dil öğrenirken her gün bir bardak limon suyu yararlıdır.
Soğan : Aşırı yıpranmaya ve fiziksel yorgunluğa karşı faydalıdır.
Havuç : Hatırlama yeteneğinizi artırır
Ceviz, fındık, fıstık: Sinirleri kuvvetlendirir, öğrenmeyi kolaylaştırır.
Lahana : Sinirliliği giderir, daha stressiz öğrenilir...
Armut : Beyin aktivitelerini güçlendirir.
Beyaz et : Beynin ihtiyacı olan hormonların üretimini tetikler.
Kereviz : Sinir sistemini kuvvetlendirip beyin aktivitelerini hızlandırır.
Susam : Gün aşırı tüketilmesi, sinir sistemi üzerinde olumlu etkiler yapıyor

Beynimizi daha etkin nasıl kullanabiliriz? Bilgiyi ömür boyu unutmamak üzere bilinç altımıza nasıl yerleştirebiliriz? Lazım olduğunda nasıl o yerden çıkartıp kullanabiliriz?

Bir şeyi öğrenmek için üç defa tekrarlamak gerekiyor.. En iyi yöntem de şu.. Bilgiyi beyne yükle..
Herhangi bir konuda çalıştıktan sonra uyu..

Burası çok önemli..
Uyu..
Sabah kalk, aynı konuyu bir kez daha çalış..
Bir hafta sonra yine..
Artık unutmana imkân yok..
Peki uyumak niye mi önemli?

Aslında beyin uykuda öğreniyor.. Beyne yerleştirdiğiniz bilgiler uyku sırasında kısa dönemli
hafızadan uzun dönemli hafızaya geçiyor.. Oraya yerleşiyor..
Gözler kapanınca bilinç kapanıyor ama bilinçaltı çalışıyor.. Bilgi bilinç altına yerleşince de bir daha
çıkmıyor.. Yani unutmuyorsunuz..

Kediler üzerinde bir araştırma yapılmış.. Kedileri iki gruba ayırmışlar.. Aynı şeyleri öğretmeye
çalışmışlar.. Birinci gruptaki kedilere her öğrettikleri şeyden sonra uyumaları için izin vermişler.. İkinci
gruptakiler daha az uyumuş, bol bol çalışmış..
Sonuç.. Uyuyanlar daha hızlı kavramış.. Daha başarılı olmuş..
Diyorlar ki stres altındayken bir şeyi öğrenemezsin.. Çünkü stres altındayken vücut kimyasal bir
madde salgılıyor.. O madde öğrenmeyi, hatırlamayı engelliyor..
Hafıza şampiyonları yeni bir şey öğrenirken derin bir transa giriyormuş..
Yani bilgiyi doğrudan bilinç altına gönderiyorlar..
Nasıl mı?
Üç defa derin nefes alın, rahatlayın.. Beyninizi öğreneceğiniz şeye odaklayın..

Hepsi bu..
Bir de uzun çalışmanın da çok yararlı olmadığını söylüyorlar.. Saatlerce masa başında kalmanın..
Örnek mi?

Bir saat kesintisiz çalışacağına her 20 dakikada bir beş dakika mola ver.. Beyni rahatlat, çok
daha iyi öğrenirsin..
Bir konferansa, seminere katılmışsınızdır veya uzun bir toplantıya..
Konuşmaların başını ve sonunu net biçimde hatırlarsınız.. Peki ya ortasını?
Uçar, gider!
Beyin almaz.. Hafıza algılamaz..
Küçük bir ipucu daha.. Öğrenirken o bilgiye duygular kat.. Beyninde resmet.. İstersen komik hale
getir, abart..
Sonra o halini düşünerek kullan..

Bir daha hiç unutmazsın..

8 Mayıs 2012 Salı

İyi ki

Başka bir şey bu. Bunu hep söylüyorum nasıl anlatsam, ne desem, ne söylesem eksik kalacak.

Vardır hayatınızda böyle insanlar. Yere göğe sığdıramadığınız, dev olduğundan değil. Kalbinin büyüklüğünden. Öyle büyük, öyle güzel ki. Kalbi, kalbi. Hep kalbine bakmış, hep kalbine göre hareket etmiş. Evet, gözyaşları çok. Kalbindekiler onu çok ağlatmış. Ama bütün güzelliği ağladıklarından geliyor. Onu ağlatanlar tüm güzellikleri, iyilikleri hak ediyor. O, onların güzellikleri haketmelerine rağmen hakedememelerine ağlıyor. Biliyorum onun gözyaşları boşuna akmıyor. Diyorum ya ne söylesem eksik kalacak. Güzelliğini hiçbir söz tamamlayamayacak.

Hayatınızda, kalbinizde ve aklınızda varsa böyle insanlar sıkı sıkı sarılın onlara. Yanında olamasanız da her zaman yanında olduğunuzu hatırlatın. Hayat; insanı her zaman güzelliklerle karşılaştırmıyor. Karşılaştırdıklarını da erkenden ayırıyor. Hayat fazla mutluluğa gelemiyor, tahammül edemiyor. Benim hayatımda var böyle bir kaç güzel insan. Ne kadar uzak olursam olayım, sıkı sıkı sarıldığım.

O yüzden eğer kazandıysanız, asla kaybetmeyin. Ve evet ona göre abartsanız bile, boşverin yüceltin.
Varın yüceltin. O, tavus kuşu misali hep ayaklarına baksa bile, ne çıkar siz bir kere onun kalbini gördünüz.
 

                                                                                                                                                 İyi ki Varsın.



Kırmızı Gözyaşlı Kız

Bir kız çocuğu tanıyorum
Gözyaşlarının rengi farklı
Ne yeşil ne mavi
Ne siyah ne de kahverengi
Yalnızlığı vermiş ona o rengi
Mutsuzluğu
Kimsesizliği
Bitmeyen bilmeyenleri
Acıları daha da koyulaştırmış
Tek başınayken
Ağlarken
Üzülürken
Aynaya bakarken
Sadece kendisi görüyor
Gözlerinin gerçek rengini
Ve ikimizden başkası bilmiyor
Yüzünü boşver
Sahte gülümsemelerini geç
Arada attığı kahkahalarını da unut
Çünkü o İçi kan ağlayan
Kırmızı Gözyaşlı Kız.

3 Mayıs 2012 Perşembe

Yokluğun

Başlığa bak başlığa (boğ beni ama sana) hahah. Bugün boş boş otururken uzun zamandır
'Yokluğun' yazmadığımı fark ettim. Israr üzerine (ahaha ısrarmış, ısrara gel) dayanamadım ve yazdım.

Yokluğun; uykusuz saatler. Sigara ve nescafe.
Yokluğun; bir teras katında tek başınalık. Manzara sensizlik.
Yokluğun; vapur düdükleri. Yokluğun hep benim olduğum kıyıda, sense karşı.
Yokluğun; martıların çığlıkları. Onlar bile yokluğunda çığlık çığlığa.
Yokluğun; her sabah duyulan ezan sesi. Mutsuz uyunmuyor.
Yokluğun; bence. Çözemiyorlar tam anlamıyla bir bilmece.
Yokluğun; iki adım ötemdeki papatyalar. Merak ettiysen seviyor çıkıyor.
Yokluğun; dehliz, içine düştüğüm.
Yokluğun; anlamadığım bir şarkının en güzel mısrası.
''Seni sonsuza kadar seviyorum, seveceğim.''
Yokluğun; / a rağmen gülümsemek.
Yokluğun; saatlerce sarılıp dinlemek istemek güneşin batışında.
Yokluğun; ağlama demek değil, ağlarken beraber ağlamak.
Yokluğun; dolma. Gözlerimden yaptığım. Gözlerimin dolması.
Yokluğun; teyel. Beni sensizliğe atan.
Yokluğun; karınca. Neli olduğu bilirsin.
Yokluğun; hahahah. İnan duyuyorum.
Yokluğun; yazdığım bütün yokluğunlar.
Yokluğun; kalabalığa bakıp içimden söylediğim ''siz ne diyorsunuz lan'' bakışları.
Yokluğun; dünyaya, insanlara, hayata Fransız kalmak.
Yokluğun; düşündürüyor. Yokluğunda bunca sevilen, varlığında kim bilir nasıl sevilir?
ve
Yokluğun; halen eti gofredo.

Ayrıca bugün aşkın en güzel tanımlarından birini duydum. Yazmazsam çatlarım, muhtemelen duymamışınızdır böyle bir tanım.
Dolu dolu bir adam söyledi. Ne anlam çıkarırsın sana kalmış.

''Tanımlanamamış bir büyüklüğü hesapsızca tüketmek ve üretmek hızıdır.''

Gerçekten aşk tanımlanamayan bir büyüklük ve biz bu büyüklüğü yanlış zamanda, yanlış kişilerle
yanlış yerlerde tüketiyoruz ve yeniden üretmeye çalışıyoruz tüketirken.
Tükenmeyin, tüketmeyin, tükenmeden beraber tüketin.


28 Nisan 2012 Cumartesi

Gülüşlerin


Gülüşlerin gülüş katıyor yüzüme. Senin sesini gülerken duymak mutlu ediyor beni.
Ansızın gelen misafirler gibi gülüşlerin. İçten bir hoşgeldin diyor yüzüm.
Sarılıyor, sarmalıyor. Dünyayı olmasa da dünyamı aydınlatıyor.
Ve benim dünyam dünyanın ta kendisi. Bir sigara yakıyorum efkârdan değil,
tek sebebi gülüşlerin. Senin gülüşlerin eşliğinde sigara içmek, bilemezsin tadını.
Tarif etmek gerekirse en basiti kahve ve sigara gibi. Sabah uyandığında pencereyi açıp
ne güzel bir gün demek gibi. Gülüşlerin güneş solgun dallarıma. Hayat veriyor
sararmış yapraklarıma. Filizleniyor hayatım senin gülüşlerinin ışığında.
Gülüşlerin güneş gri gökyüzümde.

Haha tamam be tamam uzatmıyorum. Bıktınız di mi benden, şiyirlerimden.
Ben de bıktım ama yapacak bir şey yok. Durup dururken yazıyorum arkadaş.

Sesin, gülüşlerin en güçlü antibiyotik bana hahah. :)
Tarihe kişisel bir not.

26 Nisan 2012 Perşembe

Yalnız Kenarı


Bir sigara yakıp deniz kenarındaki banklardan birine oturdum bugün.
Ne telaş içinde vapura yetişmeye çalışan insanları
Ne telaşla vapura yetişmiş insanları 
Ne çay bahçesinde bir şeyler yiyip içen insanları 
Ne vapurların peşinde uçan simit düşkünü martıları 
Ne balıkçı teknelerini 
Ne reislerini
Ne otobüs bekleyen mutsuz insanları 
Ne hayattan bezmiş tek başına başka bir bankta düşünen insanları 
Ne güneşi ne gökyüzünü
Ne denizin mavisini 
Ne iş çıkışı evine yetişmeye çalışan insanları
Ne beşyüze su satanları
Ne kuyrukta ömrünü harcayanları
Ne okuldan evine gitmeye çabalayan öğrencileri 
Ne de el ele yürüyen sevgilileri
Görmedi gözüm görmedi kimseleri
Kendi yalnızlığıma bakmaktan.

edit: çok az saçmalayıp gideceğim.

Yıllardır sigara içmeme rağmen dün dakikalarca sigaraya baktım yakmadan. Öyle duvara bakar gibi baktım.
Sonuç ne merak ediyorsun değil mi? Aynı anlamı veremezsen hiçbir şey ifade etmeyecek ayrı bir mevzu.

''Tütün bile kağıda sarılmış.''

19 Nisan 2012 Perşembe

Ben Bu Yazıyı da Sana Yazdım

Haha saat itibariyle palyaçoluğum üzerimde saçmalayacağım.

Sen yüzüme gülüş katansın.
Sen aklıma düşünce katansın.
Sen içime mutluluk katansın.
Sen ansızın gelen baharsın.
Sen sıcakta esen rüzgârsın.
Sen hayatın anlamısın.
Sen bütün boşluklarıma dolansın.
Sen uzakta olsan da en yakınsın.
Sen bu kalpte atansın.

Tamam daha fazla uzatmıyorum. Tarihe not düşüyorum sadece.
Mutluluğa garip anlamlar yüklediğimden.

İstanbul. Saat: 05:22
Telefonu kapattıktan sonra.

18 Nisan 2012 Çarşamba

Çığlık

Asıl çığlık bu. Bütün dünyanın görmesi gereken. Nedenleri, sebepleri, niçinlerini geçtim. Umurumda değil. Kim haklı, kim haksız. Ölüm var sonunda, 11 yaşında bir kız çocuğunun çığlıkları var. Neden sadece fotoğraf olarak kalıyor. Neden sadece ödüllerle anılıyor bunlar. İşte bahsettiğim bencillik bu. Evet tüm dünyanın görmesi, öğrenmesi için gerekli. Fakat bunu neden ödüllendiriyorlar aklım almıyor. Cezalandırılması gerekenler varken, sesini çıkartmak varken, bu fotoğrafın çekilmesine sebep olanlara gerekenlerin yapılması varken. cidden aklım almıyor.

Açtığım her gazete sayfasında ölüm haberi. Masum insanların boş yere ölmeleri. Dün okumuştum, bir doktor, 26 yaşında öldürülmüş. Bir kadın kocası tarafından 12 kere bıçaklanmış. Kahvaltı masasında adam kardeşini öldürmüş. Bir başkası, bir başkası, bir başkası.

Belki komik belki saçma gelecek şimdi şu  satırlar. Biraz önce bankaya giderken yolda genç bir kız gördüm. Eline eldivenleri takmış. Üzerinde tulum, şu 30 40 kg'lik bidonlardan birisini temizliyordu. Dışını, içini ovuyordu. Dünya geldi aklıma. Keşke bir cif olsa da bütün pisliklerini temizleyebilsek bir şekilde diye düşündüm. Evet, kafayı yiyorum. Nasıl yapacaksın palyaço hayal alemine dalma deme. Cif, bizleriz.

İnsanların, dünyanın başka yerlerinde yaşananlar üzerine düşünmesini istiyorum

Çenem çok düştü bugünlerde ama yazacağım. Kendini anlat deseler ya da kötü özelliklerini sırala deseler iddia ederim milyonlarca insan negatif anlamda bu özelliklerin arasına ''bencillik'' yani bencilliği eklemez. Koymaz, düşünmez bile, aklına getirmez. Çünkü, insan kendine ve etrafındakilere göre bencil değildir.

Düşünsene ne kadar iyisin? Paylaşımcısın, yardımseversin. Yok, gram ironi yok, dalga da geçmiyorum. Bu özelliklerin hepsi mevcut. Gerçekten iyisin, paylaşmayı sevensin, yardım edensin. Yeri geldiğinde, gelmediğinde, açık seçik ya da gizli bir şekilde bunları yapıyorsun.

Başlık eski bir entryimden alıntı. Ne kadar bencil olduğumu/zu hatırlattı yine. Ne kadar benciliz, ne kadar az düşünüyoruz. Tek düşündüğümüz kendimiz. Berbat hayatımız, güzelliğimiz. Tuttuğumuz takımın o haftaki durumu, siyasi partimizin durumu, takip ettiğimiz şarkıcının hayatı, aşkları, kaç aylık hamile olduğu. Dizilerin konusu, facebook'ta eklediğimiz arkadaşlarımızın fotoğrafları, ne kadar güzel çıktıkları. Twitter'da yazdığımız özsüz sözler, kaç kişini retweet yaptığı.

Benciliz biz
tek düşündüğümüz kendimiz.

O kadar çok ki derdimiz, başkalarının derdini düşünümez olduk. Hatta onlar bize dert bile değil. Akşam haberlerinde ekranda beliren 2 dakikalık bir görüntü ah'lar eşliğinde.

Nasıl hiçleşiyoruz farkında mısınız? Bizi hiçleştirmelerine günden güne izin veriyoruz. Susuyoruz, sustukça sesimizi unutuyoruz. Bağırdığımız tek yer stadyumlar artık. Üzüldüğümüz tek şey kaçan goller.

Garip lan sabahın 5: 30'u üzgünüm şiir yazamıyorum. Çemkireyim bir daha şiir yazarken iyiyidi ama.

Dünyanın başka yerlerinde yaşananlar üzerine düşünebilsek keşke. Dominik cumhuriyetinde aç kalan gönüllülere üzülmek yerine başka şeylere üzülsek. Ne kadar güzel bir dünya olurdu inanın tahmin edemiyorum.

Edit: Şu kuş sesleri olmasa durmam buralarda bir dakika, ciddiyim.

Kısaca

Fotoğrafım
Email: sivilpalyanco@gmail.com