27 Mayıs 2012 Pazar

Romantik Film İzlemenin Bünyeye Yan Etkileri

Şöyle bi sevgilim olmadı repliği ile ortaya çıkıyor. Suratta salak bi sırıtış eşliğinde hayallere daldırıyor. Başrol oyuncularını sen ve o oynuyorsun falan. Sonra hüzüntülere gark ediyor.

Sana pasta yapan, kek, börek yapan, hepsini geçtin kız, kurabiye yapan bile olmadı. Akdeniz akşamları, bu şarkıyı sahilde kız tavlamak için değil, gözlerine bakıp seni sevdiği için söyleyen bir sevgilin olmadı. Hadi onu geç, parası olmadığı için kasım kasım aralık aralık kasılan bir adam değildi. Sana gül almak yerine papatya alsaydı ya bi tane. Di mi razıydın hepsine. Sen bi cafede oturup çay-simite razıydın onunla. Tek istediğin sevmekti di mi. ahaha

Dönüşü olmayan yollardan dönüp sana geldim demedi ya da seninim. Tadına baktı, acısını tattırdı sana hayatın. Şimdi otur romantik film izle ahaha. Sen böyle hayatın taaaa. Sonra film izleyince ağladığına kimse anlam veremez. Veremez elbette al duyguyu al duyguyu ver romantiği iç mi kalır insanda. İçin için ağlarsın.

'Aşkını bir sır gibi senelerce sakladım
Geceleri rüyamda ismini sayıkladım.''

Şarkı mı bu? evet.

Yazmışım, ne zaman ve neden yazdığımı da hatırladım. Ben çok güzel romantik film izlerim, cidden. Yani arka arkaya hiç sıkılmadan saatlerce izleyebilirim. En son izlediğim romantik film geldi aklıma. Başroldeki kadın (sevgili) ölüyordu ve adam sıyırma noktasına geliyordu. Bir şekilde atlattı. O arada annesi vefat etti. Kendini toparladığında babasıyla bir konuşma geçiyordu aralarında. 10 yıl sonra.

-  Buna nasıl dayandın.
+ Ben 10 yıldır ne yapıyorum zannediyorsun.

Gibi bir şeydi. Tabii yazınca hiçbir anlamı yok, filmi izlemeniz lazım. One Day.


Romantik film güzeldir.

Yalan Birey

''Yaşamak istiyorsan, sıradan biri ol!''

''Zamanımızın gerçek bireyleri, kitle kültürünün kof, şişkin kişilikleri değil, ele geçmemek ve ezilmemek için direnirken acının ve alçalışın cehennemlerinden geçmiş fedailerdir.''

Birbirini tamamlayan iki söz. Yok, twitter özlü sözlerinden değil. Takip ettiğim bir blogta okudum biraz önce.
Zaten bu sözleri twitter ya da facebook'ta görmek imkânsız. Niye yazdım. İnsan bazen, bazı an sıradan biri olmak istiyor ahaha 'değilim ben sıradan'a' çıkıyor bu cümle ama evet sıradan değilim. Sıra vardı, kalabalığı gördüm, sıra öyle çok kalabalıktı ki beklemedim. Sıranın sonunda olup, başında ne olduğunu öğrenmeye ve beklemeye vaktim yok. Bir şey diyeyim, özenilen insanların ama gerçek anlamda özenilen insanların hiçbiri sıradan değil/dir. Yaşayanların ya da ölmüş olanların biyografilerine baktığın zaman çok farklı olaylarla karşılaşırsın. Ne yaşadıysa büyük yaşamıştır. Yoksulluğu, yalnızlığı, acıyı, çaresizliği hepsinin en büyüğünü yaşamıştır. Hep böyledir bu. Ve bu yaşadıkları ona yapılması imkânsız gibi gelen yapılamazı yaptırmıştır.Bu sayede güçlendikçe güçlenip direnmeye devam etmişlerdir. Bu onları daha güçlü birisi haline getirmiştir. Görünen bu.

Görünmeyen kısım ise ikinci cümle. Yalan olmuşlardır yani yalan bireyler. Yalan birer fedailer.
Zirvede yalnız kalmışlardır, etraftaki insan görünümlü ruhsuz kalabalığa rağmen. Kitle kültürene mahkum olmayın. Neyse daha fazla saçmalamayacağım.

Ayrıca yazmazsam çatlarım galiba, dün gece şu iki satırı yazdım.

-Sana-

''Senin nefesin kesildikçe
Ben ağaçlara koşuyorum.''

17 Mayıs 2012 Perşembe

Milletimizin Başı Sağolsun 3 Dakika

Bak şimdi facebook denen zımbırtıyı cidden kullanmıyorum. Hesabım, profilim, fake profilim hiçbir şeyim yok. Canım istediğinde bakıyorum bir şekilde. Neyse mühim değil bu salak kısım. Akşam akşam canımı sıkan mevzuya bak. Şu an baktım, manzara aynen şu;

''Galatasaraylılara 2 kötü haberim var !

1- Süper Kupada Maçınız Bizimle
2- O maçta Beraberlik Yetmiyor ;)

Duvar Fotoğrafları
Galatasaraylılara 2 kötü haberim var !

1- Süper Kupada Maçınız Bizimle
 2- O maçta Beraberlik Yetmiyor ;)''


Bir alttaki haber ne dersin?

''Hatay'ın Dörtyol İlçesi'ne bağlı Kuzuculu Beldesi'nde, Amanoslar Dağları'nın eteğinde göreve giden jandarma özel hareket timine teröristlerce yapılan roketatarlı saldırı sonucu 1 binbaşı, 1 üsteğmen ve 1 teğmenimizin şehit olduğu, 2 askerimizin de yaralandığı haberini büyük bir üzüntüyle öğrendik.  Bu hain terörist saldırıyı lanetliyor; şehitlerimize Allah'tan rahmet, yaralı askerlerimize acil şifalar, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Milletimize başsağlığı diliyoruz.''

Hangi küfürü etsem, ne desem ne söylesem boş. Samimiyete bakar mısın? Üzüntüsüne bakar mısın?
Bir çok olay-haber- twitter ya da facebook'ta aynı şekilde ilerliyor. Ya hiç görmeyin, duymayın o berbat hayatı yaşamaya devam edin ya da görüyorsanız her şeyi görün. Bu mu lan acınız? 3 dakika.

Ama hayat devam ediyor? Bu hayat değil. Bu 'acıyı paylaşmak, yaşamak' hiç değil.
Sıfat bulamıyorum vallaha. Bu iki linki yayınlayan kişi 3 dakika ara ile yayınlamış.
Yani 3 dakika da o acıyı unutup birden futbola dönüyor ve şunu yapıyor.  ;)

Eğer onlardan biri isen yapma şunu yapma. Görünen resim bu.

Kocaman bir hiç.

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Kıyılmazım

Seni Seviyorum.

Bunun bir çok anlamı var biliyor musun? Öyle anlamlara geliyor ki, öyle bir şekle bürünüyor ki, o anlamlarını söylenirken ve duyarken değil bir zaman sonra anlıyorsun.

İhanet eden birisi söyler, ihanetini saklamak için.
Sadece et için söyler, gözleri köreltmek için.
Sadece giderken söyler, 'seni yalnız bırakmıyorum' demek için.

Uzar gider bu liste. Peki ya en gerçeği hangisi. Onu da sen bul. Niye yazdım peki? hahah sadece şu son satırı yazmak için yazdım. O en gerçeğini biliyor çünkü, o da öyle seviyor çünkü.

Seni seviyorum.

11 Mayıs 2012 Cuma

Sınav

Bak bu vereceğim bilgiler çok engin tecrübesi olan bir insana ait. Özel yani her yerde bulamazsın, okuyamazsın. Eğer herhangi bir sınava hazırlanıyorsan daha doğrusu hazırlanamıyorsan, işin içinden çıkamıyorsan, stres üstüne stres yaşıyorsan oku. Hepsini uygula demiyorum. En azından birkaç tanesini yapmayı dene. Hangileri olacağına sen karar ver. Listedeki yiyeceklerin içeceklerin bir çoğu bana ters hahah (zaten bir şey yemiyorum sigaradan başka) Yürüyüşe çık mesela, 15 dakika yürü, aynı yolu 15 dakika geri geleceğini hesap et. Etti mi sana 30 dakika. İyi gelir, düşünürsün boş boş. Kendinle konuşursun, gülersin, üzülürsün belki ama iyi gelir yürümek. Engin tecrübesi olan insan her gün 1 saat bisiklete biniyor. Bostancı sahilden başlayıp gidebildiği yere kadar, tanımayan yok onu. Bazen bir bilenin söylediklerini uygulamalı.

YÜRÜYÜŞÜN FAYDALARI
1- Yürüyüş kan akımını ve kan damarlarında akan kanın miktarını artırarak dolaşımı iyileştirir,
kalp-damar ve beyinde oluşabilecek damar hastalıkları riskini azaltır.
2- Kalp kası dahil, vücut kaslarını kuvvetlendirerek daha etkin çalışmalarını sağlar.
3- Her bir kasılmada kalbin pompaladığı kan miktarını artırarak, dinlenirken kalp atım sayısını
(nabzı) azaltır.
4- Egzersiz ve stres durumunda arteryel kan basıncında (tansiyonda) oluşan yükselmeyi azaltır.
5- Kan basıncını düzenler.
6- Kalp kasının yan damarlardan beslenmesini destekler. Böylece kalbin ana damarlarında
oluşacak tıkanıklıkların vereceği zararı azaltır.
7- Şişmanlık riskini azaltır.
8- Sindirimi kolaylaştırır.
9- Beyne daha çok oksijen gitmesini sağlayarak,zihinsel keskinlik ve yaratıcı düşünce
potansiyelini yükseltir.
10-Lenfatik dolaşıma yardımcı olur.
11-Egzersiz sırasında ve sonrasında metabolizmayı uyarır.
12-Solunum kapasitesini ve aerobik gücü artırır.
13-Büyümeyi ve travma sonrası toparlanmayı olumlu etkiler.
14-Kan yağlarının (trigliserid) düzeyini düşürür.
15-HDL/LDL (iyi huylu-kötü huylu kolesterol) dengesini düzenler.
16-Koordinasyona olumlu etki yapar.
17-Eklem ve kasların esnekliğini artırarak, bel ve boyun ağrılarını hafifletir.
18-Kemiklerin sertleşmesini ve kuvvetlenmesini sağlar.
19-Dayanıklılığı artırır.
20-Yorgunluk duyumunu engeller.
21-Uykusuzluğu azaltır, rahatlamaya yardımcı olur.
22-Vücudun doğal keyif verici hormonları olan endorfinlerin salınımını sağlar.
23-Yaslanma sürecini geciktirerek, genç görünüm sağlar.
24-Moral, özgüven ve iyimserliği artırır.

Güçlü bir hafıza için...

Avokado : Kısa süreli bellek için gereklidir
Isırgan otu : Sınavlara hazırlananlar ısırgan çayı içebilir
Yabanmersini: Beynin kanla daha iyi beslenmesini sağlar.
Kabak : Sık sık tüketilmesi hafıza için son derece faydalıdır.
Limon : Dil öğrenirken her gün bir bardak limon suyu yararlıdır.
Soğan : Aşırı yıpranmaya ve fiziksel yorgunluğa karşı faydalıdır.
Havuç : Hatırlama yeteneğinizi artırır
Ceviz, fındık, fıstık: Sinirleri kuvvetlendirir, öğrenmeyi kolaylaştırır.
Lahana : Sinirliliği giderir, daha stressiz öğrenilir...
Armut : Beyin aktivitelerini güçlendirir.
Beyaz et : Beynin ihtiyacı olan hormonların üretimini tetikler.
Kereviz : Sinir sistemini kuvvetlendirip beyin aktivitelerini hızlandırır.
Susam : Gün aşırı tüketilmesi, sinir sistemi üzerinde olumlu etkiler yapıyor

Beynimizi daha etkin nasıl kullanabiliriz? Bilgiyi ömür boyu unutmamak üzere bilinç altımıza nasıl yerleştirebiliriz? Lazım olduğunda nasıl o yerden çıkartıp kullanabiliriz?

Bir şeyi öğrenmek için üç defa tekrarlamak gerekiyor.. En iyi yöntem de şu.. Bilgiyi beyne yükle..
Herhangi bir konuda çalıştıktan sonra uyu..

Burası çok önemli..
Uyu..
Sabah kalk, aynı konuyu bir kez daha çalış..
Bir hafta sonra yine..
Artık unutmana imkân yok..
Peki uyumak niye mi önemli?

Aslında beyin uykuda öğreniyor.. Beyne yerleştirdiğiniz bilgiler uyku sırasında kısa dönemli
hafızadan uzun dönemli hafızaya geçiyor.. Oraya yerleşiyor..
Gözler kapanınca bilinç kapanıyor ama bilinçaltı çalışıyor.. Bilgi bilinç altına yerleşince de bir daha
çıkmıyor.. Yani unutmuyorsunuz..

Kediler üzerinde bir araştırma yapılmış.. Kedileri iki gruba ayırmışlar.. Aynı şeyleri öğretmeye
çalışmışlar.. Birinci gruptaki kedilere her öğrettikleri şeyden sonra uyumaları için izin vermişler.. İkinci
gruptakiler daha az uyumuş, bol bol çalışmış..
Sonuç.. Uyuyanlar daha hızlı kavramış.. Daha başarılı olmuş..
Diyorlar ki stres altındayken bir şeyi öğrenemezsin.. Çünkü stres altındayken vücut kimyasal bir
madde salgılıyor.. O madde öğrenmeyi, hatırlamayı engelliyor..
Hafıza şampiyonları yeni bir şey öğrenirken derin bir transa giriyormuş..
Yani bilgiyi doğrudan bilinç altına gönderiyorlar..
Nasıl mı?
Üç defa derin nefes alın, rahatlayın.. Beyninizi öğreneceğiniz şeye odaklayın..

Hepsi bu..
Bir de uzun çalışmanın da çok yararlı olmadığını söylüyorlar.. Saatlerce masa başında kalmanın..
Örnek mi?

Bir saat kesintisiz çalışacağına her 20 dakikada bir beş dakika mola ver.. Beyni rahatlat, çok
daha iyi öğrenirsin..
Bir konferansa, seminere katılmışsınızdır veya uzun bir toplantıya..
Konuşmaların başını ve sonunu net biçimde hatırlarsınız.. Peki ya ortasını?
Uçar, gider!
Beyin almaz.. Hafıza algılamaz..
Küçük bir ipucu daha.. Öğrenirken o bilgiye duygular kat.. Beyninde resmet.. İstersen komik hale
getir, abart..
Sonra o halini düşünerek kullan..

Bir daha hiç unutmazsın..

8 Mayıs 2012 Salı

İyi ki

Başka bir şey bu. Bunu hep söylüyorum nasıl anlatsam, ne desem, ne söylesem eksik kalacak.

Vardır hayatınızda böyle insanlar. Yere göğe sığdıramadığınız, dev olduğundan değil. Kalbinin büyüklüğünden. Öyle büyük, öyle güzel ki. Kalbi, kalbi. Hep kalbine bakmış, hep kalbine göre hareket etmiş. Evet, gözyaşları çok. Kalbindekiler onu çok ağlatmış. Ama bütün güzelliği ağladıklarından geliyor. Onu ağlatanlar tüm güzellikleri, iyilikleri hak ediyor. O, onların güzellikleri haketmelerine rağmen hakedememelerine ağlıyor. Biliyorum onun gözyaşları boşuna akmıyor. Diyorum ya ne söylesem eksik kalacak. Güzelliğini hiçbir söz tamamlayamayacak.

Hayatınızda, kalbinizde ve aklınızda varsa böyle insanlar sıkı sıkı sarılın onlara. Yanında olamasanız da her zaman yanında olduğunuzu hatırlatın. Hayat; insanı her zaman güzelliklerle karşılaştırmıyor. Karşılaştırdıklarını da erkenden ayırıyor. Hayat fazla mutluluğa gelemiyor, tahammül edemiyor. Benim hayatımda var böyle bir kaç güzel insan. Ne kadar uzak olursam olayım, sıkı sıkı sarıldığım.

O yüzden eğer kazandıysanız, asla kaybetmeyin. Ve evet ona göre abartsanız bile, boşverin yüceltin.
Varın yüceltin. O, tavus kuşu misali hep ayaklarına baksa bile, ne çıkar siz bir kere onun kalbini gördünüz.
 

                                                                                                                                                 İyi ki Varsın.



Kırmızı Gözyaşlı Kız

Bir kız çocuğu tanıyorum
Gözyaşlarının rengi farklı
Ne yeşil ne mavi
Ne siyah ne de kahverengi
Yalnızlığı vermiş ona o rengi
Mutsuzluğu
Kimsesizliği
Bitmeyen bilmeyenleri
Acıları daha da koyulaştırmış
Tek başınayken
Ağlarken
Üzülürken
Aynaya bakarken
Sadece kendisi görüyor
Gözlerinin gerçek rengini
Ve ikimizden başkası bilmiyor
Yüzünü boşver
Sahte gülümsemelerini geç
Arada attığı kahkahalarını da unut
Çünkü o İçi kan ağlayan
Kırmızı Gözyaşlı Kız.

3 Mayıs 2012 Perşembe

Yokluğun

Başlığa bak başlığa (boğ beni ama sana) hahah. Bugün boş boş otururken uzun zamandır
'Yokluğun' yazmadığımı fark ettim. Israr üzerine (ahaha ısrarmış, ısrara gel) dayanamadım ve yazdım.

Yokluğun; uykusuz saatler. Sigara ve nescafe.
Yokluğun; bir teras katında tek başınalık. Manzara sensizlik.
Yokluğun; vapur düdükleri. Yokluğun hep benim olduğum kıyıda, sense karşı.
Yokluğun; martıların çığlıkları. Onlar bile yokluğunda çığlık çığlığa.
Yokluğun; her sabah duyulan ezan sesi. Mutsuz uyunmuyor.
Yokluğun; bence. Çözemiyorlar tam anlamıyla bir bilmece.
Yokluğun; iki adım ötemdeki papatyalar. Merak ettiysen seviyor çıkıyor.
Yokluğun; dehliz, içine düştüğüm.
Yokluğun; anlamadığım bir şarkının en güzel mısrası.
''Seni sonsuza kadar seviyorum, seveceğim.''
Yokluğun; / a rağmen gülümsemek.
Yokluğun; saatlerce sarılıp dinlemek istemek güneşin batışında.
Yokluğun; ağlama demek değil, ağlarken beraber ağlamak.
Yokluğun; dolma. Gözlerimden yaptığım. Gözlerimin dolması.
Yokluğun; teyel. Beni sensizliğe atan.
Yokluğun; karınca. Neli olduğu bilirsin.
Yokluğun; hahahah. İnan duyuyorum.
Yokluğun; yazdığım bütün yokluğunlar.
Yokluğun; kalabalığa bakıp içimden söylediğim ''siz ne diyorsunuz lan'' bakışları.
Yokluğun; dünyaya, insanlara, hayata Fransız kalmak.
Yokluğun; düşündürüyor. Yokluğunda bunca sevilen, varlığında kim bilir nasıl sevilir?
ve
Yokluğun; halen eti gofredo.

Ayrıca bugün aşkın en güzel tanımlarından birini duydum. Yazmazsam çatlarım, muhtemelen duymamışınızdır böyle bir tanım.
Dolu dolu bir adam söyledi. Ne anlam çıkarırsın sana kalmış.

''Tanımlanamamış bir büyüklüğü hesapsızca tüketmek ve üretmek hızıdır.''

Gerçekten aşk tanımlanamayan bir büyüklük ve biz bu büyüklüğü yanlış zamanda, yanlış kişilerle
yanlış yerlerde tüketiyoruz ve yeniden üretmeye çalışıyoruz tüketirken.
Tükenmeyin, tüketmeyin, tükenmeden beraber tüketin.


28 Nisan 2012 Cumartesi

Gülüşlerin


Gülüşlerin gülüş katıyor yüzüme. Senin sesini gülerken duymak mutlu ediyor beni.
Ansızın gelen misafirler gibi gülüşlerin. İçten bir hoşgeldin diyor yüzüm.
Sarılıyor, sarmalıyor. Dünyayı olmasa da dünyamı aydınlatıyor.
Ve benim dünyam dünyanın ta kendisi. Bir sigara yakıyorum efkârdan değil,
tek sebebi gülüşlerin. Senin gülüşlerin eşliğinde sigara içmek, bilemezsin tadını.
Tarif etmek gerekirse en basiti kahve ve sigara gibi. Sabah uyandığında pencereyi açıp
ne güzel bir gün demek gibi. Gülüşlerin güneş solgun dallarıma. Hayat veriyor
sararmış yapraklarıma. Filizleniyor hayatım senin gülüşlerinin ışığında.
Gülüşlerin güneş gri gökyüzümde.

Haha tamam be tamam uzatmıyorum. Bıktınız di mi benden, şiyirlerimden.
Ben de bıktım ama yapacak bir şey yok. Durup dururken yazıyorum arkadaş.

Sesin, gülüşlerin en güçlü antibiyotik bana hahah. :)
Tarihe kişisel bir not.

26 Nisan 2012 Perşembe

Yalnız Kenarı


Bir sigara yakıp deniz kenarındaki banklardan birine oturdum bugün.
Ne telaş içinde vapura yetişmeye çalışan insanları
Ne telaşla vapura yetişmiş insanları 
Ne çay bahçesinde bir şeyler yiyip içen insanları 
Ne vapurların peşinde uçan simit düşkünü martıları 
Ne balıkçı teknelerini 
Ne reislerini
Ne otobüs bekleyen mutsuz insanları 
Ne hayattan bezmiş tek başına başka bir bankta düşünen insanları 
Ne güneşi ne gökyüzünü
Ne denizin mavisini 
Ne iş çıkışı evine yetişmeye çalışan insanları
Ne beşyüze su satanları
Ne kuyrukta ömrünü harcayanları
Ne okuldan evine gitmeye çabalayan öğrencileri 
Ne de el ele yürüyen sevgilileri
Görmedi gözüm görmedi kimseleri
Kendi yalnızlığıma bakmaktan.

edit: çok az saçmalayıp gideceğim.

Yıllardır sigara içmeme rağmen dün dakikalarca sigaraya baktım yakmadan. Öyle duvara bakar gibi baktım.
Sonuç ne merak ediyorsun değil mi? Aynı anlamı veremezsen hiçbir şey ifade etmeyecek ayrı bir mevzu.

''Tütün bile kağıda sarılmış.''

19 Nisan 2012 Perşembe

Ben Bu Yazıyı da Sana Yazdım

Haha saat itibariyle palyaçoluğum üzerimde saçmalayacağım.

Sen yüzüme gülüş katansın.
Sen aklıma düşünce katansın.
Sen içime mutluluk katansın.
Sen ansızın gelen baharsın.
Sen sıcakta esen rüzgârsın.
Sen hayatın anlamısın.
Sen bütün boşluklarıma dolansın.
Sen uzakta olsan da en yakınsın.
Sen bu kalpte atansın.

Tamam daha fazla uzatmıyorum. Tarihe not düşüyorum sadece.
Mutluluğa garip anlamlar yüklediğimden.

İstanbul. Saat: 05:22
Telefonu kapattıktan sonra.

18 Nisan 2012 Çarşamba

Çığlık

Asıl çığlık bu. Bütün dünyanın görmesi gereken. Nedenleri, sebepleri, niçinlerini geçtim. Umurumda değil. Kim haklı, kim haksız. Ölüm var sonunda, 11 yaşında bir kız çocuğunun çığlıkları var. Neden sadece fotoğraf olarak kalıyor. Neden sadece ödüllerle anılıyor bunlar. İşte bahsettiğim bencillik bu. Evet tüm dünyanın görmesi, öğrenmesi için gerekli. Fakat bunu neden ödüllendiriyorlar aklım almıyor. Cezalandırılması gerekenler varken, sesini çıkartmak varken, bu fotoğrafın çekilmesine sebep olanlara gerekenlerin yapılması varken. cidden aklım almıyor.

Açtığım her gazete sayfasında ölüm haberi. Masum insanların boş yere ölmeleri. Dün okumuştum, bir doktor, 26 yaşında öldürülmüş. Bir kadın kocası tarafından 12 kere bıçaklanmış. Kahvaltı masasında adam kardeşini öldürmüş. Bir başkası, bir başkası, bir başkası.

Belki komik belki saçma gelecek şimdi şu  satırlar. Biraz önce bankaya giderken yolda genç bir kız gördüm. Eline eldivenleri takmış. Üzerinde tulum, şu 30 40 kg'lik bidonlardan birisini temizliyordu. Dışını, içini ovuyordu. Dünya geldi aklıma. Keşke bir cif olsa da bütün pisliklerini temizleyebilsek bir şekilde diye düşündüm. Evet, kafayı yiyorum. Nasıl yapacaksın palyaço hayal alemine dalma deme. Cif, bizleriz.

İnsanların, dünyanın başka yerlerinde yaşananlar üzerine düşünmesini istiyorum

Çenem çok düştü bugünlerde ama yazacağım. Kendini anlat deseler ya da kötü özelliklerini sırala deseler iddia ederim milyonlarca insan negatif anlamda bu özelliklerin arasına ''bencillik'' yani bencilliği eklemez. Koymaz, düşünmez bile, aklına getirmez. Çünkü, insan kendine ve etrafındakilere göre bencil değildir.

Düşünsene ne kadar iyisin? Paylaşımcısın, yardımseversin. Yok, gram ironi yok, dalga da geçmiyorum. Bu özelliklerin hepsi mevcut. Gerçekten iyisin, paylaşmayı sevensin, yardım edensin. Yeri geldiğinde, gelmediğinde, açık seçik ya da gizli bir şekilde bunları yapıyorsun.

Başlık eski bir entryimden alıntı. Ne kadar bencil olduğumu/zu hatırlattı yine. Ne kadar benciliz, ne kadar az düşünüyoruz. Tek düşündüğümüz kendimiz. Berbat hayatımız, güzelliğimiz. Tuttuğumuz takımın o haftaki durumu, siyasi partimizin durumu, takip ettiğimiz şarkıcının hayatı, aşkları, kaç aylık hamile olduğu. Dizilerin konusu, facebook'ta eklediğimiz arkadaşlarımızın fotoğrafları, ne kadar güzel çıktıkları. Twitter'da yazdığımız özsüz sözler, kaç kişini retweet yaptığı.

Benciliz biz
tek düşündüğümüz kendimiz.

O kadar çok ki derdimiz, başkalarının derdini düşünümez olduk. Hatta onlar bize dert bile değil. Akşam haberlerinde ekranda beliren 2 dakikalık bir görüntü ah'lar eşliğinde.

Nasıl hiçleşiyoruz farkında mısınız? Bizi hiçleştirmelerine günden güne izin veriyoruz. Susuyoruz, sustukça sesimizi unutuyoruz. Bağırdığımız tek yer stadyumlar artık. Üzüldüğümüz tek şey kaçan goller.

Garip lan sabahın 5: 30'u üzgünüm şiir yazamıyorum. Çemkireyim bir daha şiir yazarken iyiyidi ama.

Dünyanın başka yerlerinde yaşananlar üzerine düşünebilsek keşke. Dominik cumhuriyetinde aç kalan gönüllülere üzülmek yerine başka şeylere üzülsek. Ne kadar güzel bir dünya olurdu inanın tahmin edemiyorum.

Edit: Şu kuş sesleri olmasa durmam buralarda bir dakika, ciddiyim.

Şiir Yazarken İyiydi Ama

ahahah tamam gülüyorum, ediyorum da. Harbi şu an şu üstteki başlığa nasıl gülüyorum anlatamam. Sitemime bakar mısın?

Şiir yazarken iyiydi ama di mi? He. İlla güleceksiniz, illa hüzünleneceksiniz. Televizyondaki abuk subuk show programlarının yorumlarını okuyacaksınız. Maçları izleyip anında yorumlar bekleyeceksiniz değil mi? Ya da akp-cemaat karşıtı saçma sapan yazılar yazıp (nefret ederim her iki kurumdan da ayrıca belirteyim) Atatürk'ü seviyorum diye güzel yazılar yazmalıyız değil mi? İç burkan detayları yazacağız. Sonra, sonra nick altlarınızı şenlendireceğiz. Böyle iyi böyle güzel. Az kaldı zaten gideceğim, Vecihi 'giderimi' değil bu cidden gideceğim.

Arkadaşım mutsuzsun, ama öyle saçma bir mutsuzluk ki seninkisi yüzüne söylemiyorum. Tüm besin kaynağın mutsuzluk. Beni geç, benimkisi bir delinin sayıklamaları başka bir şey değil kimse inanmasa da. Nasıl bir saçmalık üzerinde yaşıyorsun anlatamam. Senden sadece bunları yazman bekleniyor. Yok yeminlen o iki salak buton ilgilendirmiyor. Hayatta silmem, bütün entrylerimi silerim acımadan onu silmem, ki yapmışlığım var yani bilirsin hiç üşenmeden 2 bin entry sildim yine silerim. Yaklaşık iki saat oldu okuyalı halen düşünmelerdeyim ciddi ciddi. Buraya da yazacağım merak etme.

''İsrail, dünyanın Cem Garipoğlu'sudur.'' (kaknem)

Başka bir şey demeye ne tarihsel, ne de siyasi bilgim yetmiyor. Ama vicdanım bunu diyor.
Kaknem'ime ait bir tanım. Altına imzamı attığım, yanına kalbimi koyduğum bir tanım. Okumadıysanız okuyun, çünkü öyle güzel hiç kimse dökülmüyor.

Yargılama

Yalvarırım yargılama, cidden yargılama. Bırak insanların dış görünüşünü. Saçını, sakalını, bıyığını. Makyajını, elbiselerini. Bırak artık şu görüntü ve güzellik klişesini. Senin gözlerin güzelse eğer baktığın kişinin güzelliğini görürsün. Bak annesi  ne diyor; 'Nur yüzlü' Evet, şimdi sana da aynı onun gibi gelecek. Belki 'uzaylı' diyeceksin. Ya da Palyaço bi çay koy diyeceksin, de umurumda değil. Belki de başka bir sıfat kullanacaksın.

Cidden bırakın insanları dış görünüşüyle yargılamayı. Uzun zaman önce bıraktım ben. Evet, önceden yapardım, yalan yok. Jeton sonra sonra düşüyor. İnsan kendi olunca, kendi olursa mutlu oluyormuş. Bunu çok geç idrak ediyorsun. En mutlu insanlar, başkalarını umursamadan yaşayanlar. En basit örneğini vereyim. 'Türk erkekleri beyaz çorap giymesin.' Bütün dünyanın hastası olduğu tek adam Michael J. adam bütün konserlerinde, kliplerinde o beyaz çorabı ile beraberdi. Ama o mj değil mi? Şu sörvayvır, herkes saç sakal birbirine karışmış halde ama gayet normal geliyor değil mi? Fakat tanımadığımız, yolda sokakta, televizyonda gördüğümüz biri söz konusu olunca durum değişiyor. Sanatçı denilen ya da adının önüne 'ünlü' sıfatı eklenen birisi yaptığında gayet normal karşılanırken sen ya da ben yaptığımda neden saçma oluyor? Benim çok sevdiğim çengelköy hıyarı bir arkadaşım var. :) Yaşı da benden epey ufaktır. Giyim tarzı, saçı, sakalı, küpeleri, hayat görüşü, konuşmaları her şeyi bambaşkadır. Lakin, arkadaşların arasında en karizma kim desen onun adını söylerim. Bildiğin karizma. Fakat bir başkasına göre yargılayacak ya kesin uzaylı muamelesi görür. Adım gibi biliyorum.

Allah aşkına yapmayın. Bırakın, insan şu hayatta her şey olabilir. Gerçekten olabilir. Doktor olursun, bilim adamı olursun, çok zengin olursun, çok yakışıklı olursun. Aklına gelebilecek her şey olursun. Ama en zoru, bir insanın kendisi olabilmesidir. Bak işte o saçma sıfatı alanlar kendi olan insanlar.

"Hayatım boyunca kendi bildiğim gibi yaşadım. İnsanların bana karşı gösterdikleri tepkilere sürekli gülümseyerek karşılık vermeyi seçtim ve pişman değilim. Sadece kendim oldum. sadece ben."

Uyumuycam'cım bir soru sormuştu. Kim olmak isterdin? diye.
Epey düşünmüştüm ve şu cevap çıkmıştı ağzımdan. '':Kendim olamadım ki''
Bu yüzden ayrı bir severim kendi olabilen insanları. Etrafındakileri takmadan, umursamadan hayatını şekillendirip yaşayanları. Robot gibi yaşamadan, 'hayatım benim' deyip hayatını yaşayanları.

Ama olmuyor değil mi? Yaşayamıyoruz değil mi? Önünde maddi ve manevi engeller var değil mi?
Hepsi hikaye bana göre. Çünkü yaşadığımız hayat bizim değil. Hayatımız, hayatımız değil. Şu yukarıdaki cümlelere gelince en sevdiğim sözlerden birisidir. Hiç kimseyi umursamadan hayatını yaşayan bir adamın sözleri. Tüm dünyanın hayran olduğu bir adam. Zaten yaptıkları ve kendi olduğu için tüm dünya hastası.

Son olarak bir şey söyleyeyim de gideyim. Sen dünyalısın da ne oldu?


17 Nisan 2012 Salı

Kupa

Bazen kendini ortaya sürersin ama karşılığın hiçbir şey ifade etmez. Klişe ise klişe değişmez. Garip. Neden böyle diye yüzlerce, binlerce kez yazabilirim şu an. Yok yazmayacağım. Okuyamazsın, okusan bile anlayamazsın ama ben sordum. En fazla ne oldu diye sorarsın. Vereyim cevabı; bir şey olmadı, olmayacak asla. Bu mutsuzluk da garip bir şey. Küçültüyor, gittikçe küçülüyorsun. Neyse uzatıp daha fazla saçmalamak istemiyorum, güzel şarkı.


Ağla ma

Geçen gece bunu yazdım, niye yazdım neden yazdım bilmiyorum. Bir anda yazdım işte.

Gözlerin uzakta
Gözlerin boşlukta
Ne kadar inansan da
Gelmeyecekler bakma boşuna
Hüzünlü tebessümlerin
Eksik gülüşlerin
İstemesen de
Terk edip gidiyor en sevdiklerin
Alnına düşen saçların
Saklıyor kara yazını
Sen, 'bahara allah kerim' dedikçe
Yaşatıyor sana kara kışları
Ağla güzel kadın ağla
Ağlamak, hiç bu kadar yakışmadı
bir kadına.

Yalnızlık

Geçen gün okuduğum bir yazının en vurucu cümlesi buydu galiba. İlk önce ezberleyeyim dedim, içimden bir iki kere tekrar ettim. Aradan 5-10 dakika geçtikten sonra unuturum diye bir kağıda yazıp not ettim.

''En büyük yalnızlık yanlış kişiyle yaşamaktır.''

Yazının geneli insanların günden güne yalnız kalmak istemesi üzerine idi. İnsanlar git gide artan bir yalnızlık eğilimi gösteriyor. Herkes birbirinden kaçıyor. İyi günde ve kötü günde dahil. Uzaklaşmak istiyor, dinlemek, duymak istemiyor. İnsanlar birbirine dayanamıyor, tahammül edemiyor. mu? Herkes sorunlu, herkes dertli. Kime sorsan, sorma diyor. Hahah ben özellikle soruyorum bazen. Derdini dinledikten sonra derdine bir sana iki diyesim geliyor, susuyorum. Adam sanki dünyaları kaybetmiş, ömrünün en kötü anını anlatıyor. Ne olduğu önemli değil saçma sapan bir konu işte ve inanır mısın saatlerce konuşabiliyor bu konu üzerine. Yok, saatlerce dinlemiyorum. İlk beş dakikadan sonra bir şekilde uzaklaşıyorum.

'Sıkıldım' diye bir yazı kaleme almıştım, inanır mısın yazarken bile sıkıldım, yarım bıraktım. Sıkıntı olmayan sıkıntılar insanı sıkıyorlar. ahah aforizmaya gel. Vallahi deli ediyorlar beni. Sanırsın ki adam Afrika'daki açlık üzerine, savaş üzerine, ölümler üzerine konuşuyor. Diyelim ki bunun üzerine konuşuyor. Şunu diyor aynen; ''bilmem kaç bin mülteci gelmiş yine.'' Adamın derdine bakar mısın? Gelsin diyorum, gelsin valla gelsin. Adam hayatta kalmaya çalışıyor, kaçıyor. Ölmekten kaçıyor işte. Sana ne zararı var ki? Sahiplenmek böyle bir şey işte. Ama ölmek üzere olup hayatta kalmaya çalışan insanları değil, toprağı sahiplenmek. Bir şekilde hayattasın, her gün karnın doyuyor. Hayatını idame ettiriyorsun. Bilmem kaç bin kilometre ötedeki adamın sana ne zararı var ki? Uzar gider bu konu.

Yani diyeceğim; en büyük yalnızlık yanlış kişilerle yaşamaktır. Yanlış kişilerin yanlış düşünceleriyle aynı ortamda bulunmaktır hem de bir ömür. Bir ömrü tüketmek ve sonra bunun bir hata olduğunun farkına varmak ne acı değil mi? İşin teknolojik boyutuna gireyim mi? Yazının devamında bu da vardı. Teknolojinin insana ne kadar faydası olsa da daha çok yalnızlığa itiyor. Ayrıca fast food gıdalar da depresyon sebebi haha bilginiz olsun, fazla tüketmeyin. Güldüğüme bakma ciddiyim. Hızla tüketilen yani hızlı tüketim insanı mutsuzluğa sürüklüyor. Ardından da yalnızlığa.

Bir de istemek söz konusu. Bak bu yalnızlık değil işte. Yalnız kalmak istemek. Bu bir tercih, seçim, istek. Bilerek ve isteyerek. İstersen kaçmak, uzaklaşmak de. İnsanın kendi kendisini yalnız bırakması. Boşluktan elini eteğini çekmek. Çünkü görünen kalabalık ardında öyle bir boşluk var ki. Ne diyor Vaiz; "Boşların boşu, Vaiz diyor, boşların boşu, her şey boş!" İşte bu kalabalık boşluğun farkına varan yalnız kalmak istiyor ve kalıyor da. Sonra binbir tane sıfat ekleniyor kendini yalnız bırakan insana. Asıl sıfat eklenmesi gerekenler yalnız bırakanlar.

O değil de şu söze dönersem tekrardan ne kadar acı değil mi ya? Bir ömrü, (en fazla 30-40 sene) beraber yaşacağın insanı seçiyorsun ve o karardan geri dönemiyorsun mecburiyetten ötürü. Katlanmak zorundasın ve katlanıyorsun. Hani diyorlar ya 'çocuklarım için yaptım'. Ne acı lan bu. Çaresizlik resmen. Katlanmak dedim aklıma başka bir şey geldi. Cevaba  gel ahah en sevdiğim cevaplardan birisidir;

Erkek - Bana neden katlanıyorsun? Ama öyle bir cevap ver ki benimkiyle aynı olsun.
Kadın + Seni sevdiğim için.
Kadın - Peki sen bana neden katlanıyorsun?
Erkek + Ben sana katlanmıyorum ki.

Direkt ayrılık sebebi hahah. Katlanılmaz arkadaş. Eğer katlanıyorsan en büyük yalnızlığı yaşıyorsundur. Bütün saçmalığım üzerimde hahah güzel günler. :)

11 Nisan 2012 Çarşamba

Çifte Kumrular

Bizim apartmanın önü bahçeli. Erik ağacı, dut ağacı, incir ağacı, çiçek, böcek ne ararsan var. Bir de bunların devamlı misafirleri var. Kuşlar. Kuşlar evet, bahar geldi ya her sabah nasıl cıvıl cıvıllar. Yazın gece-gündüz-sabah-akşam odamın penceresini açık bırakıyorum. Sabah saatlerinde o ötmeleri yok mu? var. Ahah ne güzel.

Uzun zamandır her sabah ezanından sonra bir yerden, yakınlardan 'guguk guuuguguguk, guguguguk' diye sesler gelmekte. Pencereyi açıp bakıyorum etrafta kumru denilen o guguklar yok. Ama ses gitmiyor. Var yani bir yerlerde kumrular var hem de çifte. Kafayı mı yiyorum diyorum kendime ama sesi duyuyorum. Öyle de yakın geliyor ki anlatamam. Dakikalarca kumruları dinliyorum. Yavaş yavaş her şey yavaş yavaş oluyor merak etmeyin ahaha. Hüzünlüdür bu cümle güldüğüme bakma. Bir gün öğle vakti dışarıya çıkıyordum. Yine aynı sesi duydum. 'guguk guguguk' kafamı kaldırmamla bu çifte kumruları görmem bir oldu. Kendi salaklığıma gülüyorum. Kondukları yer yaklaşık olarak başımın 20 cm üzeri. Ben sağda solda arıyorum, onlar başımın üstünde. Ara ara yine geliyorlar ziyaretime ahahah.

9 Mart 2012 Cuma

Uzuv

Hemen hemen her gün gazete okuyorum. Sadece internetten değil yazılı olarak  4-5 tane gazeteyi okuyorum.
Okumak denirse ilgimi çeken köşeye (Haşmet Babaoğlu, Ayşe Arman, Hıncal Uluç, mutlaka okurum), habere bakıyorum. En sevdiğim gazeteler değil. Hafta sonu cumartesi ve pazar ekleri. İçeriği ne olursa olsun. Keyif ve kitap diye 2 ek var, hastasıyım. Bugün yine günlük rutinimi bitirmek üzereydim. Spor sayfasını açtım ve habere değil de fotoğrafa takıldım. Yok yok ağzı açık ayran budalası olarak değil. ''Neden'' diye. Her gün 8 Mart olsa bu ülkede hiçbir şey değişmeyecek. Başarılı bir tane sporcu yok ve başarılı olanlara da Türk pasaportu verip Türkiye adına yarışmalara sokuyorlar. Lakin gel gör ki aldığı dereceler, kazandığı madalyalar önemlli değil. Önemli olan kadın olması, vücudu, seksi bir pozu, eti.

Link bu- http://www.sabah.com.tr/SabahSpor/TumSporlar/2012/03/08/en-az-iki-madalya

Fotoğraf gazeteden bakınca insanın gözüne girsin diye büyük basılmış. Amacını düşündüm o fotoğrafı basmalarının. Amaç belli aslında. Normal bir fotoğrafını koyamazlar mıydı ayakta ya da koşmaya başlarken diye düşündüm. Ne bekliyorsun ki, kaza geçirdiğinde ya da hastaneye kaldırıldığında çıplak halinin fotoğrafları çekilen kadınların olduğu bir ülkedeyiz. Sporcu da olsan, sanatçı da olsan ne olursan ol uzuvların önemli olan.

Kısaca

Fotoğrafım
Email: sivilpalyanco@gmail.com