Başlık babamla benim favori isyan cümlemizdir anneme karşı. Hahah ikisini beraber çok güzel gaza getiriyorum. Annem başlıyor konuşmaya, durdurana aşk olsun. En sonunda araya giriyorum ve babama bu cümleyi söylüyorum. 'Hep kahır hep kahır' babam aynen başlıyor kasetten. 'Kırk senedir çektiğimi bir ben bilirim' üçümüz beraber gülüyoruz. Babam devam ediyor. 'Evinizin önünden geçerken elin ayağına dolaştı, görür görmez vuruldun.'' O değil harbi ciddi ciddi adam felaket yakışıklıymış. Gram abartmıyorum. Annem diyor ki; bilseydim evlenir miydim. Yalan, lan evlenirdi. bal gibi evlenirdi. Babamdan aynı cümlenin değişik versiyonu geliyor sonra. 'o benim 40 yıllık hayat arkadaşım.' Annem gülüyor, 'yemezler yemezler' der gibi.
Ayrıca ya da beraberce dün gece Sevmek Zamanı adlı şahaseri izledim. Yok böyle bir film. Replikler çok az ve kısa. Boşroldeki adam kadının resmine aşık oluyor. Benden farksız hahah. Yokluğuna aşık olduğum gibi. Film nedense kendini bir şekilde izlettirdi. Yani sebepsiz. Akıcı değil, komik değil, diyaloglar çok az ve biraz mantıksız. Sürekli bir tsm, alaturka çalıyor fonda. Belki de izlememe sebep buydu.
Ben şiyir yazacaktım niye bunları yazdım bilmiyorum.
''neyse o
bu şiirin fiyatı
şiirin pazarlığı olmaz
hem baksana şu yazıldığı kağıdın kenarlarına
özenle yakılmış yazılırken içilen sigaralarla
kimbilir kim tütüyordu burnunda
ne kadar daha böyle sürecek diyorlar
bilmiyorlar, sürmediğini bilmiyorlar.
sürülen tek şey acılar
nadasa bırakılmıyorlar
üstüne üstüne geliyorlar.
sen hiç bekledin mi
ben de
yanıldın, beklemedim.
bekleseydim gelirdi.
yine mi bekledin derdi
yine mi gelmedin derdim
derdim!
senin bir türlü gelmeyişin.
ünlem var orada
Türkçe güzel bir dil
bir çok kelimenin çok anlamı var
çok'a ne kadar değer verdiğin önemli
mesela konu sen olunca
bütün her şey çok
seni düşünmelerim
seni sevmelerim
seni öpüşlerim
hepsinin yanında bir çok var
seni çok düşündüm
seni çok sevdim
seni çok öptüm
gördün mü?
seni çok yazdım
''bazı geceler uyanıp sigara içiyorum karanlıkta.''
aynı ben
tıpkı ben
hatta bu benim
yok yani geceleri uykumdan uyanıp sigara içen benim
karanlıkta, karanlığımda
sigaranın adı bilindik bir marka değil
Anlatamama sigarası
herkes içmez bu sigaradan
direkt kana karışıyor
sonra gözyaşlarına
tadı biraz buruk
istersen ona sor
her yerde satılmıyor
tiryakisi de az
sadece anlatamayanlar içiyor
camdan dışarıya bakıp
tiryaki demişken
tiryakinin önde gideniyim
ama dudak tiryakisi
şimdi sen dudak tiryakisi deyince
sigara anladın di mi?
yok, değil.
ben o'nun dudaklarının tiryakisiyim
öpemediğimden mi dersin
bence de
bence de diyorum sana
desene bir şeyler söyle susma
onun diyorum da
onun olamamak kötü
sahi sen hiç o'nun oldun mu?
ama o senin o'n oldu
yani senin bir on oldu.
ama onun bir o'su olamadın.
alfabemde bir harf eksik benim
28 harf kullanıyorum
ne zaman elim o harfine gitse
içim acıyor, bazen kanıyor.
o'suz yazıyorum
o'nsuz yaşamak gibi bir şey işte
yani hayatım gibi yazdığım her şey anlamsız.
neyse çok uzadı bu şiir
sonuna renkli poşetlerden
bir kuyruk yapayım
çocukken uçurtmalara yaptığım gibi
belki gülümsetir
bir de selam çakarız
selamımı alıp
gülümser misin?
bence gülümsedin.
24 Eylül 2011 Cumartesi
23 Eylül 2011 Cuma
Seviyordum
Günlük rutin gazete okuma eylememi yaparken bir habere takıldım kaldım. Daha doğrusu bir istatistiğe. Son 7 yılda 4190 kadın öldürülmüş. Son 8 ayda 143 öldürülme olayı ve ölüm nedenlerinin ortak noktası kadına/kadınlara şiddet. Bir cümle aklıma kazındı.
''Karısı için ölen erkekten karısını öldüren erkeğe geçme izah edilmeden çözüm bulunamaz."
Uğruna ölürüm diyen insan, uğruna ölürüm dediği kadını gözünü kırpmadan öldürüyor. Gerçekten benim aklım bunu almıyor. Sevdiği için her şeyi göze alır insan. Bu illa ki eş ya da sevgili değil. Kim olursa olsun eğer onu kurtarma imkanı varsa bir şekilde kendi canını hiçe sayar ve gözünü kırpmadan ölme riskini umursamadan onun için her şeyi yapar. Ama gel gör ki artık durum değişti. Bir haber daha aynısının bir değişiği.
Kadın 3 kez kocasını şikayet etmiş. 'Şiddet görüyorum, öldürecek' diye karakola, savcılığa gitmiş. Suç duyurusunda bulunmuş. Kimse duymamış, sonuç sıfır, adam delil yetersizliğinden serbest bırakılmış. Ve Adam şu an suçlu. Çünkü delil elde edilmiş. Delil, ne olabilir? Evet karısını öldürmüş.
Hakim soruyor.
+ Eşini neden öldürdün?
- Seviyordum hakim bey.
Adamın cevaba bakar mısın? Bu da gerçek bir diyalog. Adam savunmasını bu şekilde yapıyor. Seviyordum.
Sevmek, öldürmek için yeterli bir neden. Sevmek eşittir öldürmek oldu bu diyarlarda.
Bu da link
''Karısı için ölen erkekten karısını öldüren erkeğe geçme izah edilmeden çözüm bulunamaz."
Uğruna ölürüm diyen insan, uğruna ölürüm dediği kadını gözünü kırpmadan öldürüyor. Gerçekten benim aklım bunu almıyor. Sevdiği için her şeyi göze alır insan. Bu illa ki eş ya da sevgili değil. Kim olursa olsun eğer onu kurtarma imkanı varsa bir şekilde kendi canını hiçe sayar ve gözünü kırpmadan ölme riskini umursamadan onun için her şeyi yapar. Ama gel gör ki artık durum değişti. Bir haber daha aynısının bir değişiği.
Kadın 3 kez kocasını şikayet etmiş. 'Şiddet görüyorum, öldürecek' diye karakola, savcılığa gitmiş. Suç duyurusunda bulunmuş. Kimse duymamış, sonuç sıfır, adam delil yetersizliğinden serbest bırakılmış. Ve Adam şu an suçlu. Çünkü delil elde edilmiş. Delil, ne olabilir? Evet karısını öldürmüş.
Hakim soruyor.
+ Eşini neden öldürdün?
- Seviyordum hakim bey.
Adamın cevaba bakar mısın? Bu da gerçek bir diyalog. Adam savunmasını bu şekilde yapıyor. Seviyordum.
Sevmek, öldürmek için yeterli bir neden. Sevmek eşittir öldürmek oldu bu diyarlarda.
Bu da link
21 Eylül 2011 Çarşamba
Yavaş
Bugün çenem mi düştü, zevzekliğim mi üzerimde bilemedim.
Dalyaço ile son sürat gidiyoruz. İbreye bakmıyorum bile, zaten baksam da bir anlamı yok. İnsan gibi hızlı sürüyor arabayı. Fonda Emel'in Hovarda şarkısı çalıyor. Deli bir gaz veriyor şarkı, ikimizde eşlik ediyoruz ve son sürat devam ediyor gitmeye ben de içimden ona saydırmaya.
İnan o an aklımdan kaza yapsak kurtulamayız diye geçiriyorum ciddi ciddi. Gözümün önüne gazete manşetleri geliyor. ''İkizler ......'' Sadece hız değil yaptığı. Makas atıyor. Öyle şahine doluşup gezen ufak veletler modu da değil, misafirlikten çıktık eve gidiyoruz. Adam araba sürerken kendinden geçiyor. Alıştım, bir şey demiyorum. Ama aklımdan kaza ihtimali geçiyor. Zaten kemeri de bu yüzden hep takarım, taktım da. Dünyanın en iyi şöförü bile olsa o kemeri takın.
Ve bil bakalım ne oldu. Aptala malum oldu ne olacak. Yine ucuz kurtulduk. Ne arabaya ne bize bir şey olmadı. Uçmaktan, takla atmaktan, duvara toslamaktan bütün ihtimallerden ucuz kurtulduk. Araba 8 çizdi, gittiğimiz istikametin tersine döndük ve kaldırıma çıktık. Şimdi karşıma geçmiş gülüyor. Kanki omzuna bir şey oldu mu diye soruyor zevzek hatta zevzeğin önde gideni, flamalısı. O değil suçu da yok çengelköy hıyarının. Hızlı gitmesi vs. gram suçu, hatası yok. Kızamadım da içimde kaldı ahah.
Yavaş gidin yavaş.
Dalyaço ile son sürat gidiyoruz. İbreye bakmıyorum bile, zaten baksam da bir anlamı yok. İnsan gibi hızlı sürüyor arabayı. Fonda Emel'in Hovarda şarkısı çalıyor. Deli bir gaz veriyor şarkı, ikimizde eşlik ediyoruz ve son sürat devam ediyor gitmeye ben de içimden ona saydırmaya.
İnan o an aklımdan kaza yapsak kurtulamayız diye geçiriyorum ciddi ciddi. Gözümün önüne gazete manşetleri geliyor. ''İkizler ......'' Sadece hız değil yaptığı. Makas atıyor. Öyle şahine doluşup gezen ufak veletler modu da değil, misafirlikten çıktık eve gidiyoruz. Adam araba sürerken kendinden geçiyor. Alıştım, bir şey demiyorum. Ama aklımdan kaza ihtimali geçiyor. Zaten kemeri de bu yüzden hep takarım, taktım da. Dünyanın en iyi şöförü bile olsa o kemeri takın.
Ve bil bakalım ne oldu. Aptala malum oldu ne olacak. Yine ucuz kurtulduk. Ne arabaya ne bize bir şey olmadı. Uçmaktan, takla atmaktan, duvara toslamaktan bütün ihtimallerden ucuz kurtulduk. Araba 8 çizdi, gittiğimiz istikametin tersine döndük ve kaldırıma çıktık. Şimdi karşıma geçmiş gülüyor. Kanki omzuna bir şey oldu mu diye soruyor zevzek hatta zevzeğin önde gideni, flamalısı. O değil suçu da yok çengelköy hıyarının. Hızlı gitmesi vs. gram suçu, hatası yok. Kızamadım da içimde kaldı ahah.
Yavaş gidin yavaş.
Bunu da İzleyin
İ Spit On Your Grave
Filmden tek spoiler;
- o sadece masum bir kız.
+ ben de öyleydim.
Bu aralar dram, gerilim, psikolojik, intikam, romantik komedi (her zamanki gibi) sarmış durumdayım.
Bu film hepsini (komedi hariç) içeriyor. İzleyen bir çok insan sahneler abartılmış demiş, vahşi falan bulmuş.
Ama şu diyalog her şeyi özetliyor. Bence değil, herkes hak ettiğini öyle ya da böyle buluyor. Film bile olsa.
Sıradaki Die Welle bakalım bu nasıl bir film.
O değil de birazdan bir yere gideceğim içimde gram heycan yok e' siz işte.
Mütemadiyen ömürleşiyorum gedikleşiyorum.
Haydi güzel günler size.
Filmden tek spoiler;
- o sadece masum bir kız.
+ ben de öyleydim.
Bu aralar dram, gerilim, psikolojik, intikam, romantik komedi (her zamanki gibi) sarmış durumdayım.
Bu film hepsini (komedi hariç) içeriyor. İzleyen bir çok insan sahneler abartılmış demiş, vahşi falan bulmuş.
Ama şu diyalog her şeyi özetliyor. Bence değil, herkes hak ettiğini öyle ya da böyle buluyor. Film bile olsa.
Sıradaki Die Welle bakalım bu nasıl bir film.
O değil de birazdan bir yere gideceğim içimde gram heycan yok e' siz işte.
Mütemadiyen ömürleşiyorum gedikleşiyorum.
Haydi güzel günler size.
İzleyin
Oldboy filminden. İntikam ve dram bir arada.
''Sevgilim nerede merak ediyorum
gece giderek ıssızlaşıyor
gözlerimizle konuştuğumuz sözcükler
ellerimizle de hissedilebilir
pek çok geceler geçti
sana olan duygularım hala değişmedi
gözyaşları sel oldu aktı gözlerimden
ama hala özlediğim bir yüz var.''
La Fille Sur Le Pont/ Birlikte olup, birlikte olamamanın Fransızcası.
Nueve Reinas/ Olağan Şüphelilerin bir değişik versiyonu.
''Sevgilim nerede merak ediyorum
gece giderek ıssızlaşıyor
gözlerimizle konuştuğumuz sözcükler
ellerimizle de hissedilebilir
pek çok geceler geçti
sana olan duygularım hala değişmedi
gözyaşları sel oldu aktı gözlerimden
ama hala özlediğim bir yüz var.''
La Fille Sur Le Pont/ Birlikte olup, birlikte olamamanın Fransızcası.
Nueve Reinas/ Olağan Şüphelilerin bir değişik versiyonu.
19 Eylül 2011 Pazartesi
Yatış
Epey bir zaman önce yazmıştım. Sık sık aynı rüyayı görüyorum diye. Aklım beş değil onbeş karış havada olduğundan sürekli uçuyorum. Özellikle hani o gün yatağa rahat ve huzurlu, sinirsiz, stressiz girdiysem kesinlikle uçuyorum. O sokak senin bu sokak benim havalarda gezip tozuyorum.
Şimdi ise farklı bir şey var bünyede. Yatış şeklim daha doğrusu uyanış şeklim ya da uyandığım an durduğum pozisyon. ahaha yok yok amuda falan değilim. Öyle gece yattığım pozisyonun tam terside değil. Dur, geleceğim. Bazıları vardır; başının altındaki yastık ayaklarının arasında, üstündeki battaniye komple altında ya da baş ve ayaklar yer değiştirmiş bir şekilde uyanır. Benimkisi ise hayli garip. Yani bana garip geliyor.
Çok kere kendim değil de bir başkası uyandırdıysa fark ediyorum bunu. Hep aynı şekilde uyanıyorum. tamam geldik hahah.
Şu şekilde; sırt üstü uyanıyorum, dümdüz bir şekilde ellerim göğsümün üzerinde kenetlenmiş, parmaklar birbiri üzerine geçmiş ve tam göğsümün üzerinde. Bu sabah uyandığımda yine bu şekildeydim. Garip, acayip bir huzur var. Anlamıyorum, anlam veremiyorum ama çok kez bu şekilde uyanıyorum.
En iyisi bi sigara içmek.
Şimdi ise farklı bir şey var bünyede. Yatış şeklim daha doğrusu uyanış şeklim ya da uyandığım an durduğum pozisyon. ahaha yok yok amuda falan değilim. Öyle gece yattığım pozisyonun tam terside değil. Dur, geleceğim. Bazıları vardır; başının altındaki yastık ayaklarının arasında, üstündeki battaniye komple altında ya da baş ve ayaklar yer değiştirmiş bir şekilde uyanır. Benimkisi ise hayli garip. Yani bana garip geliyor.
Çok kere kendim değil de bir başkası uyandırdıysa fark ediyorum bunu. Hep aynı şekilde uyanıyorum. tamam geldik hahah.
Şu şekilde; sırt üstü uyanıyorum, dümdüz bir şekilde ellerim göğsümün üzerinde kenetlenmiş, parmaklar birbiri üzerine geçmiş ve tam göğsümün üzerinde. Bu sabah uyandığımda yine bu şekildeydim. Garip, acayip bir huzur var. Anlamıyorum, anlam veremiyorum ama çok kez bu şekilde uyanıyorum.
En iyisi bi sigara içmek.
17 Eylül 2011 Cumartesi
İnanmak
''İnanmak için görmek değil, görmek için inanmak gerek.''
Siz ya da başkaları ne yaparsınız bilmem ama ben, görmek için inanmanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Yani görmeden de inanabilirim ve bu sözü çok seviyorum. Bugün kafam allak bullak oldu. Yo yo konu din meselesi falan değil sadece inanmak üzerine. Bir söze, olaya, kişiye herhangi bir inanma durumu. Bazen kırmamak için susarım ve karşımdakinin istediği, duymak istediği cevapları veririm. Bilinçli yaparım bunu. Onun istediği cümleleri kullanırım ve haklısın derim. Bilirim, kırarsam bitiririm ve kesinlikle virgül yerine noktayı koyarım. Öyle deli bir inadım vardır. Var var bakmayın böyle yazdığıma haha. Neden onun istediği cevapları veriyorum da kendi cevaplarımı vermiyorum. İşte cevabı bu sözün içinde gizli.
O, onlar daha doğrusu; inanmak için görmek istiyor.
Ben, görmek için inanmanın yeterli olduğunu düşünüyorum.
Anlaşamadık zaten evet haklısınız dedim, sustum. Susmak en zor olan ama en güzel cevapmış.
Ve hani öyle bir ah ettim ki inandım dediğim şey eğer bir gün olursa hiçbirisinin haberi bile olmayacak ve onlar sekiz gözle haber bekliyorlar hahah. Neyse anlatamadım ama anlattım. Tek demek istediğim, inandığınız şey her ne ise bırakın başkalarının sözlerini, gözlerini görmesine gerek yok. İnanmak yeterli bazen, inanın. :)
Siz ya da başkaları ne yaparsınız bilmem ama ben, görmek için inanmanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Yani görmeden de inanabilirim ve bu sözü çok seviyorum. Bugün kafam allak bullak oldu. Yo yo konu din meselesi falan değil sadece inanmak üzerine. Bir söze, olaya, kişiye herhangi bir inanma durumu. Bazen kırmamak için susarım ve karşımdakinin istediği, duymak istediği cevapları veririm. Bilinçli yaparım bunu. Onun istediği cümleleri kullanırım ve haklısın derim. Bilirim, kırarsam bitiririm ve kesinlikle virgül yerine noktayı koyarım. Öyle deli bir inadım vardır. Var var bakmayın böyle yazdığıma haha. Neden onun istediği cevapları veriyorum da kendi cevaplarımı vermiyorum. İşte cevabı bu sözün içinde gizli.
O, onlar daha doğrusu; inanmak için görmek istiyor.
Ben, görmek için inanmanın yeterli olduğunu düşünüyorum.
Anlaşamadık zaten evet haklısınız dedim, sustum. Susmak en zor olan ama en güzel cevapmış.
Ve hani öyle bir ah ettim ki inandım dediğim şey eğer bir gün olursa hiçbirisinin haberi bile olmayacak ve onlar sekiz gözle haber bekliyorlar hahah. Neyse anlatamadım ama anlattım. Tek demek istediğim, inandığınız şey her ne ise bırakın başkalarının sözlerini, gözlerini görmesine gerek yok. İnanmak yeterli bazen, inanın. :)
16 Eylül 2011 Cuma
Karışık
Bazen çok güzel duruyorum. Kırmızı ışık yanıyor resmen hayatımda. Öylece kıpırtısız, sakin, sessiz duruyorum. Bir adım ileriye gitmiyorum. Yeşili yakmak elimde ama canım istemiyor, gerçekten istemiyor. Belki bir şeylerin devam etmesi için gerekli. Fakat sonuna bakınca görünen resim hep aynı. Kocaman boş bir tual ya da tuval bakamam şimdi yazım şekline. Böyle bir tembellik işte. Yazarken böyle ikilemde kalınca deli oluyorum ayrıca. Evet resim aynı, elde var sıfır yani elde var hüzün. Yok girmeyeceğim şiire falan. Akşam insanın bir tanesi uzaklardan geliyor, onunla görüşeceğim. İnsan derim kendisine, anla işte. Defno'mun babası. Hani derler ya 'Alimden zalim doğar, zalimden alim'. ikisi de değil fakat bu insanın dünyalar tatlısı bir kızı var. Öyle böyle değil, fotoğraflarımı görünce gülüyormuş.
Link verip vermemek arasında kaldım. Arasıra zaytung haberlerini okuyorum. Öyle bir ironi, komedi, acı var ki haberlerinde. Gülsem mi ağlasam mı çelişkisini yaşıyorsun. Aslında Türkiye'nin, Türk insanın tipik özelliğini en güzel şekilde anlatıyor. Ayran yok içmeye Ferrari kiralıyor misali. Haberin bir kısmını alıntılıyorum.
Başlığı şu şekilde;
''Dört Senedir İşsiz Gezen Serhat Günışık , Şike Soruşturmasının Türk Futbolunun Marka Değerini Düşürmesinden Endişe Ediyor.
3 Temmuzdan bu yana Türkiye'nin gündemine oturan şike soruşturmasında son günlerde sıcak gelişmeler yaşanırken, Türk futbolunun marka değerinin düşmesinden büyük endişe duyan işsiz genç Serhat Günışık (29) sık sık gittiği kahvehanede yaptığı açıklamalarla suskunluğunu bozdu. Okeye döndüğü esnada, Türkiye Süper Ligi'nin ekonomik hacminin geçtiğimiz 5 senelik süre zarfı içerisinde milyar dolar seviyesini geçmiş olduğunun altını özellikle çizen Günışık, bu tip krizlerden minimum zararla çıkabilmek adına UEFA tüzüğünün 23. maddesinin C bendini işletmenin her zaman son seçenek olması gerektiğini hatırlattı ve Türk futbol camiasındaki herkesi sağduyulu olmaya davet etti.
Olayları çok yönlü olarak değerlendirdi
Cebinde, yanında bulunsun diye eşinden aldığı 20 lira dışında para olmayan Serhat Günışık, Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'nden men edilmesinin ve Bank Asya 1. Ligi'ne düşürülmesinin doğuracağı maddi zararın iyi hesaplanması gerektiğini belirttiği konuşmasında, tüm yönleriyle yaşanan süreci değerlendirdi. Doğru bir analiz yapmak için olayları şikeye adı karışan kulüpler, isimler, TFF, UEFA ve FIFA açısından ayrı ayrı gözden geçirmenin önemine değinen Serhat Günışık, "Ortada Türk futbolunun yara alabileceği, çok hassas bir konu var. Bu noktada herkese eşit mesafede kalarak en doğru teşhisleri koymak için elimden geleni yapıyorum" diyerek hassasiyetini gözler önüne sererken, arkadaşlarına "İstasyon yapmayın beyler" şeklinde uyarılarda bulunmayı da ihmal etmedi.
Selçuk Üniversitesi Kamu Maliyesi Bölümü'nü 7 senede bitiren işsiz genç, geçtiğimiz aylarda çıkan yasa ile birlikte şike davalarına artık ağır ceza mahkemelerinin bakması, federasyonun yetki alanı, UEFA'nın benzer vakalardaki tutumu ile ilgili detaylı bilgiler vererek devam ettiği konuşmasına daha sonra verdiği şu örneklerle devam etti:''
İşte böyle vahim bir tablo. Ülkecek (haha ülkecek ne ya) bu haldeyiz. Ne acı değil mi?
Ayrıca dizileriniz batsın emi.
Link verip vermemek arasında kaldım. Arasıra zaytung haberlerini okuyorum. Öyle bir ironi, komedi, acı var ki haberlerinde. Gülsem mi ağlasam mı çelişkisini yaşıyorsun. Aslında Türkiye'nin, Türk insanın tipik özelliğini en güzel şekilde anlatıyor. Ayran yok içmeye Ferrari kiralıyor misali. Haberin bir kısmını alıntılıyorum.
Başlığı şu şekilde;
''Dört Senedir İşsiz Gezen Serhat Günışık , Şike Soruşturmasının Türk Futbolunun Marka Değerini Düşürmesinden Endişe Ediyor.
3 Temmuzdan bu yana Türkiye'nin gündemine oturan şike soruşturmasında son günlerde sıcak gelişmeler yaşanırken, Türk futbolunun marka değerinin düşmesinden büyük endişe duyan işsiz genç Serhat Günışık (29) sık sık gittiği kahvehanede yaptığı açıklamalarla suskunluğunu bozdu. Okeye döndüğü esnada, Türkiye Süper Ligi'nin ekonomik hacminin geçtiğimiz 5 senelik süre zarfı içerisinde milyar dolar seviyesini geçmiş olduğunun altını özellikle çizen Günışık, bu tip krizlerden minimum zararla çıkabilmek adına UEFA tüzüğünün 23. maddesinin C bendini işletmenin her zaman son seçenek olması gerektiğini hatırlattı ve Türk futbol camiasındaki herkesi sağduyulu olmaya davet etti.
Olayları çok yönlü olarak değerlendirdi
Cebinde, yanında bulunsun diye eşinden aldığı 20 lira dışında para olmayan Serhat Günışık, Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'nden men edilmesinin ve Bank Asya 1. Ligi'ne düşürülmesinin doğuracağı maddi zararın iyi hesaplanması gerektiğini belirttiği konuşmasında, tüm yönleriyle yaşanan süreci değerlendirdi. Doğru bir analiz yapmak için olayları şikeye adı karışan kulüpler, isimler, TFF, UEFA ve FIFA açısından ayrı ayrı gözden geçirmenin önemine değinen Serhat Günışık, "Ortada Türk futbolunun yara alabileceği, çok hassas bir konu var. Bu noktada herkese eşit mesafede kalarak en doğru teşhisleri koymak için elimden geleni yapıyorum" diyerek hassasiyetini gözler önüne sererken, arkadaşlarına "İstasyon yapmayın beyler" şeklinde uyarılarda bulunmayı da ihmal etmedi.
Selçuk Üniversitesi Kamu Maliyesi Bölümü'nü 7 senede bitiren işsiz genç, geçtiğimiz aylarda çıkan yasa ile birlikte şike davalarına artık ağır ceza mahkemelerinin bakması, federasyonun yetki alanı, UEFA'nın benzer vakalardaki tutumu ile ilgili detaylı bilgiler vererek devam ettiği konuşmasına daha sonra verdiği şu örneklerle devam etti:''
İşte böyle vahim bir tablo. Ülkecek (haha ülkecek ne ya) bu haldeyiz. Ne acı değil mi?
Ayrıca dizileriniz batsın emi.
3 Eylül 2011 Cumartesi
Eksik
Bazen bir şeylerin eksik olduğunu hissedersin hayatında. Beklersin, beklersin, beklersin. Çok beklersin hahah. Dile bile getiremezsin, susarsın. Çünkü anlatılmaz. Anlatılır da sen anlatamazsın. Öyle bir anlatılmazlık. Ardı ardına anlatamama sigarası içersin. Ne çoka yarıyorsa.
Aslında pek bir şey yazasım yok bu aralar. Elim klavyeye gitmiyor. Ne diyordum? Eksik, evet sözleri cuk diye oturuyor. Bazen sözler cuk oturur. Ne yaparsan yap kalkmaz.
Aslında pek bir şey yazasım yok bu aralar. Elim klavyeye gitmiyor. Ne diyordum? Eksik, evet sözleri cuk diye oturuyor. Bazen sözler cuk oturur. Ne yaparsan yap kalkmaz.
16 Ağustos 2011 Salı
Her Şey Boş
''sanma ki sonsuza kadar sürecek şanın
ölüm olacak en büyük nişanın''
Her şey boş işte. Anlıyorsun ölüm kapını çaldığında. Ne kötüdür o ölüm sessizliğini yaşamak, mezar sessizliğine gömülmek. Haykırmak isterken susmak. Geçmiş geliyor aklına, yaşananlar tek bir kötü an hatırlamıyorsun.
Gururun, nefretin, kinin, çocukça verdiğin savaşlar, küsmelerin, kendinden nefret ettirdiklerin her şey boş geliyor. Kaçışların, susuşların, boş işte o nişanı takarken tek başınasın.
Anlıyorsun uğruna kendini yıprattığın, bitirdiğin, seni bitme noktasına getiren, seni parça parça yok eden, içini acıtan, üzen ne varsa dünyaya ait boş geliyor.
Dolu olan tek şey anlıyorsun ki ne kadar sevdiğin bir o kadar da sevildiğin. Bunun haricinde her şey boş.
Uğruna verdiğin savaşların,, başkalarının en önemli diye diye onlara ayak uydurarak beynini yiyip bitirme noktasına getiren düşüncelerin. Dert diye dertsizliği dert edinmen. Yarın işyerinde, okulda, evde nasıl üstesinden geleceğim diye kafaya taktığın aptal saptal şeyler. Çok önemliymiş gibi gözüken, yapamazsan dünyanın sonuymuş gibi gelen işler. Hepsi boş aslında. Dert bile değil, sadece biz dert ediniyoruz. Aslında biz dert ne demek bilmiyoruz, biliyor musunuz?
Yazdıklarımız, yaptıklarımız, onca şey boşa yaşanan bir hayat gibi geliyor. E o zaman ne yapalım? Yaşamayalım mı? Hayır, yaşayın. Ama gerçek dertler edinerek. Hayatı, dünyayı, insanları görerek. Görmüyoruz hiçbirimiz. Görmezlikten geldiğimiz için göremiyoruz. Hepimizin keyfi yerinde aslında. Hayatı da bir şekilde devam ettiriyoruz. Ama sorsan bana, sana, ona bir dünya derdimiz var. Yok mu?
Yok aslında. Biz hak ettiğimizden fazla iyi ve lüks bir hayat yaşıyoruz. Sahip olduğumuz lüksün bile farkında değiliz ve bu lüks içinde gözler öyle bir körelmiş ki herkes daha fazlasını ve daha iyisini istiyor. Sahip olduğumuz hiçbir şeyi beğenmiyoruz. Hep daha fazla hep daha iyisini istiyoruz, bunun için didinip uğraşıyoruz. Bu arada kendimize en gereksiz şeyleri dert ediniyoruz. Aslında hepsi boş.
Neden boş? Bu kısmı boşver boş işte. Dolu olan ne peki? O kısmı sen doldur.
ölüm olacak en büyük nişanın''
Her şey boş işte. Anlıyorsun ölüm kapını çaldığında. Ne kötüdür o ölüm sessizliğini yaşamak, mezar sessizliğine gömülmek. Haykırmak isterken susmak. Geçmiş geliyor aklına, yaşananlar tek bir kötü an hatırlamıyorsun.
Gururun, nefretin, kinin, çocukça verdiğin savaşlar, küsmelerin, kendinden nefret ettirdiklerin her şey boş geliyor. Kaçışların, susuşların, boş işte o nişanı takarken tek başınasın.
Anlıyorsun uğruna kendini yıprattığın, bitirdiğin, seni bitme noktasına getiren, seni parça parça yok eden, içini acıtan, üzen ne varsa dünyaya ait boş geliyor.
Dolu olan tek şey anlıyorsun ki ne kadar sevdiğin bir o kadar da sevildiğin. Bunun haricinde her şey boş.
Uğruna verdiğin savaşların,, başkalarının en önemli diye diye onlara ayak uydurarak beynini yiyip bitirme noktasına getiren düşüncelerin. Dert diye dertsizliği dert edinmen. Yarın işyerinde, okulda, evde nasıl üstesinden geleceğim diye kafaya taktığın aptal saptal şeyler. Çok önemliymiş gibi gözüken, yapamazsan dünyanın sonuymuş gibi gelen işler. Hepsi boş aslında. Dert bile değil, sadece biz dert ediniyoruz. Aslında biz dert ne demek bilmiyoruz, biliyor musunuz?
Yazdıklarımız, yaptıklarımız, onca şey boşa yaşanan bir hayat gibi geliyor. E o zaman ne yapalım? Yaşamayalım mı? Hayır, yaşayın. Ama gerçek dertler edinerek. Hayatı, dünyayı, insanları görerek. Görmüyoruz hiçbirimiz. Görmezlikten geldiğimiz için göremiyoruz. Hepimizin keyfi yerinde aslında. Hayatı da bir şekilde devam ettiriyoruz. Ama sorsan bana, sana, ona bir dünya derdimiz var. Yok mu?
Yok aslında. Biz hak ettiğimizden fazla iyi ve lüks bir hayat yaşıyoruz. Sahip olduğumuz lüksün bile farkında değiliz ve bu lüks içinde gözler öyle bir körelmiş ki herkes daha fazlasını ve daha iyisini istiyor. Sahip olduğumuz hiçbir şeyi beğenmiyoruz. Hep daha fazla hep daha iyisini istiyoruz, bunun için didinip uğraşıyoruz. Bu arada kendimize en gereksiz şeyleri dert ediniyoruz. Aslında hepsi boş.
Neden boş? Bu kısmı boşver boş işte. Dolu olan ne peki? O kısmı sen doldur.
13 Ağustos 2011 Cumartesi
Yalnızlık
Kaledir ve tek başına korursun. Surlarına tırmanmak ister birisi, gözünün yaşına bakmadan aşağı atarsın. Bir başkası gelir fethetmek ister. O bayrağı oraya nasıl diktiğin aklına gelir, bu yalnızlık uğruna verdiğin savalar. Bir ordu gibi savaşırsın yine onunla tek başına ve ne olursa olsun galip gelirsin. Kalırsın yalnızlığınla başbaşa. Bir diğeri gelir, o kalenin içinde beraber yaşamak ister seninle. Sana yardım etmek ister. Yıkılan surlarını onarmak ister. Sormaz bile kimlerin yıktığını, öğrenmek istemez. Tek istediği harcı yaparken kattığın gözyaşlarına ortak olup seninle ağlamak. Daha güçlü daha sert olsun diye. Yok dersin, ısrar eder, sinirlenirsin. Kırarsın, kırmak istemediğin halde. Öyle bir alışmışsındır ki o yalnızlığa. Her gece nöbettesindir, karanlığa bakıp biri geliyor mu diye dalarsın boşluğa. Koruma içgüdüsü tetikte bekliyordur her an. Fakat, istersin ki tekrar gelsin o son biri. Sunsun sana zaferini. Diyemezsin bunu, unutamazsın o gururu alamazsın ayağının altına.
Yine kalırsın kalenle başbaşa. İhtişamına herkes şaşırır, öyle güzel görünür ki bu yalnızlık öteden, hayran hayran izlerler ve sen dört sur arasında çıldırırken tek başına, aklına gelir attıkların sur dışına. Pişman olursun fayda etmez. Yıllar geçer, geçerken bir haber bile vermez. Sarmaşıklar sarar her yanını, dört koldan. eski, tenha, kimsenin uğramadığı unutulmuş eski bir kale olursun.
Yıllar geçtikçe istersin ki biri gelsin, artık kapısını bile kitlemediğin kalene. Çeksin aşk denilen bayrağı göndere. Unutursun bir zamanlar çek git demelerini. Hepsi çekip gitmiştir. Aşk denilen bayrağı değil, seni bir başına bırakarak kalenle.
Fakat yine de içlerinden birisi halen bekliyordur, beyaz bayrak elinde. :)
Yine kalırsın kalenle başbaşa. İhtişamına herkes şaşırır, öyle güzel görünür ki bu yalnızlık öteden, hayran hayran izlerler ve sen dört sur arasında çıldırırken tek başına, aklına gelir attıkların sur dışına. Pişman olursun fayda etmez. Yıllar geçer, geçerken bir haber bile vermez. Sarmaşıklar sarar her yanını, dört koldan. eski, tenha, kimsenin uğramadığı unutulmuş eski bir kale olursun.
Yıllar geçtikçe istersin ki biri gelsin, artık kapısını bile kitlemediğin kalene. Çeksin aşk denilen bayrağı göndere. Unutursun bir zamanlar çek git demelerini. Hepsi çekip gitmiştir. Aşk denilen bayrağı değil, seni bir başına bırakarak kalenle.
Fakat yine de içlerinden birisi halen bekliyordur, beyaz bayrak elinde. :)
10 Ağustos 2011 Çarşamba
Ayla yu
Söylesene kalbin hangi yönde
adı ne hangi ülke
eğer istersem
verir misin vize
iç hatlar seferlerinden herhangi bir uçak
düşer mi gözlerine
yoksa tüm hatlar dolu mu sana giden
boş yer yok mu ülkende
mülteci olarak giriş yapsam
kalbinin sınır kapısından
kurtarır mısın beni
dikenli tenlere takılırsam
bir yudum su verir misin
dudaklarından
korkma fazlasını istemem
fakat benden söylemesi
dudaklarına böyle çabuk kanmam
yakalanırsam eğer
sensizlik kamplarında
alı koyulursam geri gönderilmek üzere
adresinde bulunamayan mektuplar gibi
tekrar okumak ister misin beni
okuyamadım diye hayıflanma
her satırımda yazan tek cümle seviyorum seni
birazdan sabah olacak
bu karanlıklara güneş doğacak
ay batıyor tam şuramda
ay battı tam şurama
bir toplu iğne
hatta çatal iğnenin diğer ucu
bense öteki
gel kapanalım artık birbirimize
sen tenime batan iğne
sen tenimde ağrı
gel de çivi çiviyi söksün
kanırtalım acılarımızı.
adı ne hangi ülke
eğer istersem
verir misin vize
iç hatlar seferlerinden herhangi bir uçak
düşer mi gözlerine
yoksa tüm hatlar dolu mu sana giden
boş yer yok mu ülkende
mülteci olarak giriş yapsam
kalbinin sınır kapısından
kurtarır mısın beni
dikenli tenlere takılırsam
bir yudum su verir misin
dudaklarından
korkma fazlasını istemem
fakat benden söylemesi
dudaklarına böyle çabuk kanmam
yakalanırsam eğer
sensizlik kamplarında
alı koyulursam geri gönderilmek üzere
adresinde bulunamayan mektuplar gibi
tekrar okumak ister misin beni
okuyamadım diye hayıflanma
her satırımda yazan tek cümle seviyorum seni
birazdan sabah olacak
bu karanlıklara güneş doğacak
ay batıyor tam şuramda
ay battı tam şurama
bir toplu iğne
hatta çatal iğnenin diğer ucu
bense öteki
gel kapanalım artık birbirimize
sen tenime batan iğne
sen tenimde ağrı
gel de çivi çiviyi söksün
kanırtalım acılarımızı.
8 Ağustos 2011 Pazartesi
Afrika, Açlık, Susuzluk, 5 TL
Halen, bilmeyen, duymayan, görmeyen insanlar olabilir diye düşünüyorum. Çünkü her şey olup bittikten sonra farkına varıyoruz. Arkadaşlar hiçbir şey yapamıyorsanız 5 tl gibi cüzi bir rakamı gözden çıkarabilirsiniz. Herkes yok şöyle yok böyle diye saçma sapan konuşuyor. Sanki milyarlarca para yardımı yapıyorlarmış gibi. Evet, toplamda büyük bir para ama ben inanıyorum ki o insanlara bir şekilde ulaşır ve bu ulaştırmaya çalışan kanalların bir çoğu resmi kanallar. Sözlükten alıntı yaptığım entrynin bir kısmı.5 tl belki bir çocuğun hayatını kurtarmaz ama hayatta kalmasını sağlayabilir. Umarım bir gün mevsim akdeniz olur onlar için. Kendimden bir şeyler katıp insanlara çok şey demek istemiyorum ama şu yazı gözlerime gözlerime sonra da beynime vurdu.
''Kaçan bir gol kadar üzülmedik değil mi ölürken çocuklar o güzel afrikada.''
Bir tek ölüm sırasında
kadınlara ve çocuklara
öncelik tanıyor dünya
Önce kadınlar ve çocuklar
toprak uğruna
toprak oluyorlar toprağa.
afrika yaz 5601 - (diyanet)
afrika yaz 2868 - (kızılay)
afrika yaz 3072 - (ihh)
afrika yaz 3005 (unicefturk) (aphelion'un tavsiyesiyle)
bankalar üzerinden (kredi kartı/havale/eft) için ilgili linkler
türk kızılayı
http://secure.kizilay.org.tr/nakdibagis.aspx?kodu=24
diyanet işleri başkanlığı
http://www.diyanet.gov.tr/...anligi-duyuru-11784.aspx
unicef turkiye'nin kampanyası (burky'nin tavsiyesiyle)
http://www.unicefturk.org/acildurum/
dünya gıda programı (kredi kartı ya da paypal ile ödeme yapılabiliyor ) (prodromal tavsiyesiyle)
http://www.wfp.org
kızılhaç
http://www.icrc.org/eng/donations/index.jsp
Ayrıca bu sitede biraz daha detaylı bilgi var isteyene.
http://somaliyeyardim.blogspot.com/
''Kaçan bir gol kadar üzülmedik değil mi ölürken çocuklar o güzel afrikada.''
Bir tek ölüm sırasında
kadınlara ve çocuklara
öncelik tanıyor dünya
Önce kadınlar ve çocuklar
toprak uğruna
toprak oluyorlar toprağa.
afrika yaz 5601 - (diyanet)
afrika yaz 2868 - (kızılay)
afrika yaz 3072 - (ihh)
afrika yaz 3005 (unicefturk) (aphelion'un tavsiyesiyle)
bankalar üzerinden (kredi kartı/havale/eft) için ilgili linkler
türk kızılayı
http://secure.kizilay.org.tr/nakdibagis.aspx?kodu=24
diyanet işleri başkanlığı
http://www.diyanet.gov.tr/...anligi-duyuru-11784.aspx
unicef turkiye'nin kampanyası (burky'nin tavsiyesiyle)
http://www.unicefturk.org/acildurum/
dünya gıda programı (kredi kartı ya da paypal ile ödeme yapılabiliyor ) (prodromal tavsiyesiyle)
http://www.wfp.org
kızılhaç
http://www.icrc.org/eng/donations/index.jsp
Ayrıca bu sitede biraz daha detaylı bilgi var isteyene.
http://somaliyeyardim.blogspot.com/
5 Ağustos 2011 Cuma
Görünmez T
Sessiz sedasız geçiyor günlerin
ne arayanın var ne sorarın
ne arıyorsun ne soruyorsun
içindeki ses bastırıyor bütün sesleri
tek bir kelime duymak istemiyorsun
yazık değil mi
ertelediğin güzel günler
ertelediğin gülen gözler
bir mutluluğu erteliyorsun
ayıp değil mi sana
yakışıyor mu hiç
benden başkası dudaklarına
sessiz seda sız geçirme artık şu hayatı.
Bu yazılar şiir olmaz hahah.
ne arayanın var ne sorarın
ne arıyorsun ne soruyorsun
içindeki ses bastırıyor bütün sesleri
tek bir kelime duymak istemiyorsun
yazık değil mi
ertelediğin güzel günler
ertelediğin gülen gözler
bir mutluluğu erteliyorsun
ayıp değil mi sana
yakışıyor mu hiç
benden başkası dudaklarına
sessiz seda sız geçirme artık şu hayatı.
Bu yazılar şiir olmaz hahah.
Beklemek
Başlığa bakınca ilk akla gelen sevgili falan filan ama yok değil. Dilime dolanıp durdu bu beklemek hadisesi.
Garip mi değil mi bilemedim. Sanki bu dünyanın kanunu bu adı koyulmamış. Etrafındaki insanlar senden hep bir şeyler bekliyorlar. İstisnasız herkes ama herkes senden bir şeyler bekliyorlar. Sonu ne olursa olsun bir beklentileri var. Onca yılı onların beklentilerini karşılamak üzere tüketiyorsun, bitiriyorsun. Bazen çıldırtıyor beni bu bekleyenler. Ailen, iş arkadaşların, çocukluk arkadaşların, okul arkadaşların, akrabaların herkes işte. Delice beklentileri var senden. Daha iyi ve daha mutlu bir hayat sürmen için. Aslında bekledikleri senin daha iyi bir hayat sürmen değil, onların beklentilerini karşılaman. Onların istediklerini yerine getirmen. Kimse sana o soruyu sormuyor. Sen ne yapmak istiyorsun?
Herkes akıl veriyor. Sınavlara gir, kazan ve memur ol. Kimse sana memur olup olmak istemediğini sormuyor.
Şu bölümü seç. O bölümü seveceğini, sevdiğini, okumak istediğini duymak bile istemiyorlar.
Şu işe gir. O işte bir ömür boyu çalışmak istiyor musun? Bence hayır.
Şununla çık/evlen. Onunla anlaşabileceğini bile bilmeden. Maksat evlilik olsun.
Habire sırtına yüklüyorlar, bu yük altında omuzlarının çöktüğünü görmeden yıllarca.
Ve nedense sen bu beklentileri hep karşılamaya çalışıyorsun. Garip olan bu belki de. Hepsine tamam diyorsun. Sırayla yerine getirmeye çalışıyorsun. Olan sana oluyor. Sen, sen olmaktan çıkıyorsun. Seni değiştiriyorlar.
Sana senin istemediğin bir şekil veriyorlar. Ve sen bu şekilsizlik içinde yılları bitiriyorsun.
Herkes sana, senden beklentilerini sıralıyor. Beklenti listesininde onlarca madde var yerine getirmen gereken.
Kimse sana beklentilerini sormuyor, yapmak istediklerini. Bunları söylediğin zaman burun kıvırıyorlar. Burun nasıl kıvırılırsa ahaha iğrenç, neyse. En basit, en güzel belki de en saçma hayalini söylediğin zaman bile gülüyorlar. Bırak gülsünler.
İnsan hayır dedikçe daha güzel yaşıyor bence. Hayır demeyi öğrenmek bir o kadar da zor. Bazen acıtsa ve yalnız bıraksa bile insan hayır demeli. Belki de kendine yapacağı en büyük hayır, hayır demek. Bırak başkaları beklesinler, sen beklediklerini gerçekleştir. Onlar çok beklerler ve beklesinler.
Garip mi değil mi bilemedim. Sanki bu dünyanın kanunu bu adı koyulmamış. Etrafındaki insanlar senden hep bir şeyler bekliyorlar. İstisnasız herkes ama herkes senden bir şeyler bekliyorlar. Sonu ne olursa olsun bir beklentileri var. Onca yılı onların beklentilerini karşılamak üzere tüketiyorsun, bitiriyorsun. Bazen çıldırtıyor beni bu bekleyenler. Ailen, iş arkadaşların, çocukluk arkadaşların, okul arkadaşların, akrabaların herkes işte. Delice beklentileri var senden. Daha iyi ve daha mutlu bir hayat sürmen için. Aslında bekledikleri senin daha iyi bir hayat sürmen değil, onların beklentilerini karşılaman. Onların istediklerini yerine getirmen. Kimse sana o soruyu sormuyor. Sen ne yapmak istiyorsun?
Herkes akıl veriyor. Sınavlara gir, kazan ve memur ol. Kimse sana memur olup olmak istemediğini sormuyor.
Şu bölümü seç. O bölümü seveceğini, sevdiğini, okumak istediğini duymak bile istemiyorlar.
Şu işe gir. O işte bir ömür boyu çalışmak istiyor musun? Bence hayır.
Şununla çık/evlen. Onunla anlaşabileceğini bile bilmeden. Maksat evlilik olsun.
Habire sırtına yüklüyorlar, bu yük altında omuzlarının çöktüğünü görmeden yıllarca.
Ve nedense sen bu beklentileri hep karşılamaya çalışıyorsun. Garip olan bu belki de. Hepsine tamam diyorsun. Sırayla yerine getirmeye çalışıyorsun. Olan sana oluyor. Sen, sen olmaktan çıkıyorsun. Seni değiştiriyorlar.
Sana senin istemediğin bir şekil veriyorlar. Ve sen bu şekilsizlik içinde yılları bitiriyorsun.
Herkes sana, senden beklentilerini sıralıyor. Beklenti listesininde onlarca madde var yerine getirmen gereken.
Kimse sana beklentilerini sormuyor, yapmak istediklerini. Bunları söylediğin zaman burun kıvırıyorlar. Burun nasıl kıvırılırsa ahaha iğrenç, neyse. En basit, en güzel belki de en saçma hayalini söylediğin zaman bile gülüyorlar. Bırak gülsünler.
İnsan hayır dedikçe daha güzel yaşıyor bence. Hayır demeyi öğrenmek bir o kadar da zor. Bazen acıtsa ve yalnız bıraksa bile insan hayır demeli. Belki de kendine yapacağı en büyük hayır, hayır demek. Bırak başkaları beklesinler, sen beklediklerini gerçekleştir. Onlar çok beklerler ve beklesinler.
4 Ağustos 2011 Perşembe
Olmadığın Yerlerde Seni Aramak
Delilikse en büyük deliliğim bu.
Bazen eski bir türk filminde çıkıyorsun karşıma. gözlerinin rengini boşver. buğulu ve hüzünlü bakıyor. önemli olan sadece bu. buğusuna kocaman harflerle yalnızım yazmışsın. başını kaldırıp bakamadığından kimse okuyamadı bu yalnızlığı gözlerinden. daha dün demişim; sen, gördüğüm en cesur korkaksın diye. konu kendin olunca korkaklığın nasılda çıkıyor ortaya. en büyük sığınağına kaçıyorsun. kendine. insan bir tek kendine kalırmış, iyi biliyorsun bunu.
bazen okuduğum romanlarda çıkıyorsun karşıma. öyle ihtişamlı bir yalnızlık ki herkes aşık oluyor bu yalnızlığa. mutluymuş gibi görünen ama mutsuzluğu bir türlü okunmayan satırlar arasında. sayfa sayfa ilerliyorsun ve büyütüyorsun bu yalnızlığı. kelimelerle süslü bir yalnızlık. anlatılan hikaye eski bir acı, düşünüyorum da acılar bile eskiyor. sen halen yepyeni bir yalnızlık içindesin. tam bedenine göre her gün yıkayıp yıkayıp giydiğin bir yalnızlık.
bazen hüzzam makamında bir şarkısın dudaklarda. diyorum ki en sevdiği şarkı. söylendikçe acı, söyledikçe acı. acı bir şarkısın dudaklarımda. ne yaparsam yapayım sözlerini unutamıyorum. kalbimde çınlıyorsun inim inim. kim yazdırdı sana bu yalnızlık kokan şarkıları. kim sevdirdi söylesene, kimi sevdin böyle hüzzam makamında. öyle yalnızsın ki o herkesin olma istediği makamda.
bazen gece. gece gibi siyah hatta karanlık. ıssız bir karalık bu. leke gibi tüm bedeninde. sarıp sarmalamış seni. nereye kadar sürecek söylesene. gözyaşların çok şey anlatıyor di mi? ama dinleyen yok. çağlayan olmuş mübarek. herkes arkasındaki hazineyi istiyor. hazine damlalarda kimse bilmiyor. kimsenin aklına gelmiyor. bu da çok acı. kimsenin aklına gelmiyorsun. benimse gitmiyorsun.
bazen hüzün taşıyan bulutlardasın her gün oradan orada savruluyorsun rüzgarında. bardaktan boşalırcasına yağıyorsun yanaklarına.
bazen yıldızlara soruyorum, bazen kedilerle konuşuyorum. bazen bahçedeki güllere soruyorum. kıskanıyorlar seni en çok da kırmızı olanları. onlar bile sen gibi kokmuyor.
Bazen boş bir cafede tam karşımdaki duran sandalyede
bazen ufak bir çocuğun gülüşlerinde
bazen kırmızı ışıkta beklerken
bazen bakkaldan sigara alırken
bazen o sigarayı yakarken
bazen boş sokaklarda ansızın çıkacaksın diye karşıma
bazen insan kalabalıkları arasında
pardon deyip birbirimize çarpaçakmışsızcasına
zaten bu insan kalabalalıklarında çarpmadık mı biz bize
kısa olmadığın yerlerde seni arıyorum
ve ben nerde değilsen
orada arıyorum bensiz seni
gel de bul bizi.
Bazen eski bir türk filminde çıkıyorsun karşıma. gözlerinin rengini boşver. buğulu ve hüzünlü bakıyor. önemli olan sadece bu. buğusuna kocaman harflerle yalnızım yazmışsın. başını kaldırıp bakamadığından kimse okuyamadı bu yalnızlığı gözlerinden. daha dün demişim; sen, gördüğüm en cesur korkaksın diye. konu kendin olunca korkaklığın nasılda çıkıyor ortaya. en büyük sığınağına kaçıyorsun. kendine. insan bir tek kendine kalırmış, iyi biliyorsun bunu.
bazen okuduğum romanlarda çıkıyorsun karşıma. öyle ihtişamlı bir yalnızlık ki herkes aşık oluyor bu yalnızlığa. mutluymuş gibi görünen ama mutsuzluğu bir türlü okunmayan satırlar arasında. sayfa sayfa ilerliyorsun ve büyütüyorsun bu yalnızlığı. kelimelerle süslü bir yalnızlık. anlatılan hikaye eski bir acı, düşünüyorum da acılar bile eskiyor. sen halen yepyeni bir yalnızlık içindesin. tam bedenine göre her gün yıkayıp yıkayıp giydiğin bir yalnızlık.
bazen hüzzam makamında bir şarkısın dudaklarda. diyorum ki en sevdiği şarkı. söylendikçe acı, söyledikçe acı. acı bir şarkısın dudaklarımda. ne yaparsam yapayım sözlerini unutamıyorum. kalbimde çınlıyorsun inim inim. kim yazdırdı sana bu yalnızlık kokan şarkıları. kim sevdirdi söylesene, kimi sevdin böyle hüzzam makamında. öyle yalnızsın ki o herkesin olma istediği makamda.
bazen gece. gece gibi siyah hatta karanlık. ıssız bir karalık bu. leke gibi tüm bedeninde. sarıp sarmalamış seni. nereye kadar sürecek söylesene. gözyaşların çok şey anlatıyor di mi? ama dinleyen yok. çağlayan olmuş mübarek. herkes arkasındaki hazineyi istiyor. hazine damlalarda kimse bilmiyor. kimsenin aklına gelmiyor. bu da çok acı. kimsenin aklına gelmiyorsun. benimse gitmiyorsun.
bazen hüzün taşıyan bulutlardasın her gün oradan orada savruluyorsun rüzgarında. bardaktan boşalırcasına yağıyorsun yanaklarına.
bazen yıldızlara soruyorum, bazen kedilerle konuşuyorum. bazen bahçedeki güllere soruyorum. kıskanıyorlar seni en çok da kırmızı olanları. onlar bile sen gibi kokmuyor.
Bazen boş bir cafede tam karşımdaki duran sandalyede
bazen ufak bir çocuğun gülüşlerinde
bazen kırmızı ışıkta beklerken
bazen bakkaldan sigara alırken
bazen o sigarayı yakarken
bazen boş sokaklarda ansızın çıkacaksın diye karşıma
bazen insan kalabalıkları arasında
pardon deyip birbirimize çarpaçakmışsızcasına
zaten bu insan kalabalalıklarında çarpmadık mı biz bize
kısa olmadığın yerlerde seni arıyorum
ve ben nerde değilsen
orada arıyorum bensiz seni
gel de bul bizi.
2 Ağustos 2011 Salı
Doğurmasalarmış
Diyemiyorum ben. Bir çok insan böyle diyordur muhtemelen. Eğer ağzınızdan ansızın böyle bir kelime çıktıysa bile kötüsünüz demektir. Doğmak onların suçu değil ki. Onların yerinde kim olsa doğmak istemezdi. Onların ki yaşamaya doğmak değil, ölmeye doğmak. Açlıktan, susuzluktan bitap düşmek. Sonra salgın bir hastalık, çaresizlik. Ne hastane ne doktor ne de ilaç. Tek suçları doğmak yanlış yerde doğmak. Bir diğeri tenlerinin rengi. Zenci değil siyah inci demişti adamın birisi. Yaşamadan ölüyor inciler. Biz nelerin derdindeyiz insanlar nelerin derdin diyorum.
Akşam üzeri bir arkadaş aynen şunları diyor.
''samsungun bir telefonu var, 12 megapiksel 32 megabayt bütün özellikleri süper.''
diğeri onu destekliyor.
''evet evet, süper, manyak telefon.''
O anlarda daralıyorum ben, bu muhabbet epey bir sürüyor. Ne zaman bitecek diye düşünmüyorum. Bitmeyecek çünkü iyi biliyorum. Kaçıyorum, uzaklaşıyorum. Bir diğer tarafta şike, futbol muhabbeti. İyi geceler deyip uzaklaşıyorum. Cidden daralıyorum, adamların tüm muhabbeti telefon ve futbol üzerine. Eğer bu değilse muhabbet başka bir saçmalık. Uzatmıyorum listeyi anladınız işte.
Bizim aslında tek derdimiz, derdimizin olmayaşı. Dertsizliği dert bellemişiz. Kendimize dertler icat ediyoruz ve bu sayede mutsuz oluyoruz. Yok ev taksiti, yok kredi kartı borcu, yok arabanın borcu. Uzat bu listeyi. Yazın yaptığın tatilin ikinci taksiti. Sonra markette ucuz çocuk bezi ara, fiyatları karşılaştır, bilmem ne.
Bir tarafta gerçek dertler, acılar. Bir tarafta hiçler. Hiçleri dert yapan bizler.
Önce kadınlar ve çocuklar ölüyor
Savaştan
Açlıktan
Susuzluktan
Tüm suçları masum olmaları.
Dayanabilirsen tıkla ve oku, bak.
Gerçekler Sadece
Gözlerine Dokunur
Akşam üzeri bir arkadaş aynen şunları diyor.
''samsungun bir telefonu var, 12 megapiksel 32 megabayt bütün özellikleri süper.''
diğeri onu destekliyor.
''evet evet, süper, manyak telefon.''
O anlarda daralıyorum ben, bu muhabbet epey bir sürüyor. Ne zaman bitecek diye düşünmüyorum. Bitmeyecek çünkü iyi biliyorum. Kaçıyorum, uzaklaşıyorum. Bir diğer tarafta şike, futbol muhabbeti. İyi geceler deyip uzaklaşıyorum. Cidden daralıyorum, adamların tüm muhabbeti telefon ve futbol üzerine. Eğer bu değilse muhabbet başka bir saçmalık. Uzatmıyorum listeyi anladınız işte.
Bizim aslında tek derdimiz, derdimizin olmayaşı. Dertsizliği dert bellemişiz. Kendimize dertler icat ediyoruz ve bu sayede mutsuz oluyoruz. Yok ev taksiti, yok kredi kartı borcu, yok arabanın borcu. Uzat bu listeyi. Yazın yaptığın tatilin ikinci taksiti. Sonra markette ucuz çocuk bezi ara, fiyatları karşılaştır, bilmem ne.
Bir tarafta gerçek dertler, acılar. Bir tarafta hiçler. Hiçleri dert yapan bizler.
Önce kadınlar ve çocuklar ölüyor
Savaştan
Açlıktan
Susuzluktan
Tüm suçları masum olmaları.
Dayanabilirsen tıkla ve oku, bak.
Gerçekler Sadece
Gözlerine Dokunur
İki Dilim Börek
Aklımda dönüp duruyor şu iki dize. Bana hiç güzel gelmiyor biliyor musunuz?
''Yanlış numaraymış bakışlarım
sana çevirdiğim için özür dilerim.''
''Yanlış numaraymış bakışlarım
sana çevirdiğim için özür dilerim.''
28 Temmuz 2011 Perşembe
İki Korkak
Nedense sustumu dinlerken yazdım ve nedense susuyorum.
''iki korkağız biz
cümlelerin arkasına saklanan
söylenmeyen söylenenlerden
anlam çıkarmaya çalışan
iki korkağız biz
gecelere sığınan
karanlıkta birbirimizi buluruz umuduyla
bir sigara daha yakan
iki korkağız biz
delicesine seven
buna rağmen
dile getiremeyen
iki korkağız biz
ilk adımı birbirimizden bekleyen
sırf bu yüzden
bir adım ileri gidemeyen
iki korkağız biz
birbirimizi aklımıza getirip
tebessüm eden
gülüşlerimizi
kulaklarımızda çınlatan
iki korkağız biz
öylesine büyük ki sevgimiz
acaba diye ikilemler içindeyiz
evet evet biz
iki korkağız biz
ben senden
sen benden korkuyoruz
bir türlü biz olamayan bizden
korkma yanımda sen olacaksın
gel artık korkma
sığınağın olayım sığın bana
gel gel
ilk defa
mutluluktan ağla.''
''iki korkağız biz
cümlelerin arkasına saklanan
söylenmeyen söylenenlerden
anlam çıkarmaya çalışan
iki korkağız biz
gecelere sığınan
karanlıkta birbirimizi buluruz umuduyla
bir sigara daha yakan
iki korkağız biz
delicesine seven
buna rağmen
dile getiremeyen
iki korkağız biz
ilk adımı birbirimizden bekleyen
sırf bu yüzden
bir adım ileri gidemeyen
iki korkağız biz
birbirimizi aklımıza getirip
tebessüm eden
gülüşlerimizi
kulaklarımızda çınlatan
iki korkağız biz
öylesine büyük ki sevgimiz
acaba diye ikilemler içindeyiz
evet evet biz
iki korkağız biz
ben senden
sen benden korkuyoruz
bir türlü biz olamayan bizden
korkma yanımda sen olacaksın
gel artık korkma
sığınağın olayım sığın bana
gel gel
ilk defa
mutluluktan ağla.''
27 Temmuz 2011 Çarşamba
Of Yaa Çok Sıcak
Bazen yemediğim iki lokma yemek bile fazlaymış gibi geliyor. Birazdan yemek yiyeceğim, yine bir parça yine bir lokma. Sevdiğim yemekler haricinde en güzel yemek olsa bir iki lokma yer bırakırım. Bu huyumdan nefret etsem bile yemek seçiyorum. Karnım aç olsa bile yemem. Öyle cins bir huyum vardır. Rahatım ya ondan belki de. Kıymetini bilmediğimden de olabilir. Açlığı, susuzluğu, parasızlığı bir lokma yemek bulamamayı bir çoğumuz yaşamıyoruz. İstediğimiz önümüzde, istemediğimiz reyonlarda, raflarda her an ulaşabiliyoruz. Bazen bize çok bile diyorum, hak etmiyoruz gibi geliyor.
Bir kaç haftadır gazete ve tv'lerde hasıraltı edilen sonlarda yer alan görüntüler ve haberler var. Biraz önce gazete okurken yine takıldım. İnsanlar açlıktan ölüyor. Ufacık bir çocuk açlık ve susuzluktan erimiş, sadece kemik kalmış. Bizse beğenmiyoruz. Tadını, tuzunu daha iyisini istiyoruz, yüzümüzü buruşturuyoruz. Sonra mutlu değilim diye isyan ediyoruz. Biz mutluluğuzun farkında değiliz ve kaybetmeden asla farkına varamayacağız. Yanlış yerde doğmak mı, şanssızlık mı, dünyanın, doğanın dengesi mi bilmiyorum. Bir tarafta bu sıcakta denizde güneşlenen, eğlenen, sınırsızca tüketen insanların görüntüsü, diğer tarafta bir lokma yemeğe, suya ihtiyacı olan insanların görüntüsüzlüğü. Evet, görüntüsüzlüğü. Görmezden geliyoruz, öyle bir zamanki unutmaya alışmışız. Yine unutulacak, ben dahil. Yemek kuyruğunun ucu bucağı görünmüyormuş.
Görmezden geldiğimiz için görünmüyor olsa gerek.
Bir kaç haftadır gazete ve tv'lerde hasıraltı edilen sonlarda yer alan görüntüler ve haberler var. Biraz önce gazete okurken yine takıldım. İnsanlar açlıktan ölüyor. Ufacık bir çocuk açlık ve susuzluktan erimiş, sadece kemik kalmış. Bizse beğenmiyoruz. Tadını, tuzunu daha iyisini istiyoruz, yüzümüzü buruşturuyoruz. Sonra mutlu değilim diye isyan ediyoruz. Biz mutluluğuzun farkında değiliz ve kaybetmeden asla farkına varamayacağız. Yanlış yerde doğmak mı, şanssızlık mı, dünyanın, doğanın dengesi mi bilmiyorum. Bir tarafta bu sıcakta denizde güneşlenen, eğlenen, sınırsızca tüketen insanların görüntüsü, diğer tarafta bir lokma yemeğe, suya ihtiyacı olan insanların görüntüsüzlüğü. Evet, görüntüsüzlüğü. Görmezden geliyoruz, öyle bir zamanki unutmaya alışmışız. Yine unutulacak, ben dahil. Yemek kuyruğunun ucu bucağı görünmüyormuş.
Görmezden geldiğimiz için görünmüyor olsa gerek.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)