''Sahil kenarında yürüyorum tek başıma. Başımı düşüncelerimden kaldırdığımda etrafa bakınıyorum. 3 engelli arkadaşın önünden geçiyorum 2 kız 1 erkek. Oturmuşlar bir şeyler konuşuyorlar. Önlerinden geçerken yüzlerine bakmıyorum, sadece engelli olduklarını fark ediyorum. Hep beraber sırtlarını denize dönmüş yolu seyrediyorlar ve gelip geçen insanları. En sonda oturan kızın yanındaki sandalye boş. Tam uzaklaşmak üzereyken o kız bir şey söylüyor.
'Güçsüzüm.'
Bu kelimeyi duyar duymaz geri dönüyorum. Yanındaki boş sandalyeyi yabancı varlığımla dolduruyorum. Oturuyorum, şaşırıyor bu yabancı samimiyete, gülümsüyorum. O sahilde tek başına dolaşan insan düşüncesi gidiyor yüzümden. Güzel kızın yüzündeki hüzünlü güzellik bir gülümseme getiriyor yüzüme.
'Neyin var.' diyorum.
'Güçsüzüm.' diyor tekrardan.
Ellerimi gösteriyorum.
'Bak, ben de.' diyorum.
'Tut, tut ellerimden, korkma tut' diyorum, titreyen ellerimi göstererek.
'Yalnızım' diyor.
'Gözlerime bak' diyorum.
'Ağlamıyorum ama gözlerimden akan bir şeyler var senin gibi.' diyorum.
O da gülümsüyor bu lafıma, anlıyor ne demek istediğimi.''
Yorgun ve bitkin bir günün sonunda gördüğüm garip bir rüya. Evet, ilk defa bir rüyayı tüm detaylarıyla hatırlıyorum. Garip kısmı bu mu yoksa rüyanın kendisi mi bilemedim. Ayrıca şu atasözünü unutmayın.
Viski tüm kötülüklerin anasıdır.
16 Eylül 2012 Pazar
30 Ağustos 2012 Perşembe
İ Spit On Your Grave
Bu filmi blogda daha önce yazmış mıydım hatırlamıyorum. Eğer izlemediysen lütfen izle. Bir insan olarak bazı sahnelere dayanamayabilirsin.
İşte bir insan olarak dayanamayacağın sahneler ikiye ayrılmış bu filmde.
1. sahne tecavüz sahneleri. Şu an filmi düşünüyorum ve aklımda kalan; tecavüze uğrarken kadının suratını çamurun içine batırışları. Nehire daha doğrusu ölüme atlayışı, ormanın içinde kendinden geçmiş bir şekilde yarı baygın yürüyüşü. Ben bu sahnelere dayanamadım.
2. sahne ise tecavüz edenlerin öldürülme sahneleri.
Ben olsam ne yapardım diye düşünüyorum. Gerçeği söyleyeyim silah bile tutamam ben, cidden. Tutamadım da. Bir zamanlar zorla silah tutmuştum, zoraki. Onun dışında ömrüm boyunca elime bile almadım. Bir canlıya yaptığım en büyük işkence ise sivrisineklere yaptığımdır başka bir şey değil. Gel gör ki, filmi düşünüyorum.
Gazetelerde, televizyonlarda her gün tecavüz-kadına şiddet-kadınların ölüm haberlerini okuyorum. Her gün giderek artıyor. Artacak, azalmayacak bunu da iyi biliyorum.
Düşünemiyorum. İnsanın düşünme yetisini kaybettiği zamanlar oluyor. Kız kardeşim olsaydı diyorum. Onun gözlerine bakamazdım, ölürdüm o an orada. Dayanamam ben gerçekten dayanamam. Birisinin hasta olduğunun haberini bile alınca panik oluyorum. Elim ayağıma dolaşıyor. Hastaneye gidemiyorum. Birisi ''iyi'' diye beni arasın, haber versin diye bekliyorum.
Yazmak istediğimi bile yazamadım, sadece saçmaladığımın farkındayım. Filmi izlemediyseniz izleyin, lütfen.
- O sadece masum bir kız.
+ Ben de öyleydim.
İşte bir insan olarak dayanamayacağın sahneler ikiye ayrılmış bu filmde.
1. sahne tecavüz sahneleri. Şu an filmi düşünüyorum ve aklımda kalan; tecavüze uğrarken kadının suratını çamurun içine batırışları. Nehire daha doğrusu ölüme atlayışı, ormanın içinde kendinden geçmiş bir şekilde yarı baygın yürüyüşü. Ben bu sahnelere dayanamadım.
2. sahne ise tecavüz edenlerin öldürülme sahneleri.
Ben olsam ne yapardım diye düşünüyorum. Gerçeği söyleyeyim silah bile tutamam ben, cidden. Tutamadım da. Bir zamanlar zorla silah tutmuştum, zoraki. Onun dışında ömrüm boyunca elime bile almadım. Bir canlıya yaptığım en büyük işkence ise sivrisineklere yaptığımdır başka bir şey değil. Gel gör ki, filmi düşünüyorum.
Gazetelerde, televizyonlarda her gün tecavüz-kadına şiddet-kadınların ölüm haberlerini okuyorum. Her gün giderek artıyor. Artacak, azalmayacak bunu da iyi biliyorum.
Düşünemiyorum. İnsanın düşünme yetisini kaybettiği zamanlar oluyor. Kız kardeşim olsaydı diyorum. Onun gözlerine bakamazdım, ölürdüm o an orada. Dayanamam ben gerçekten dayanamam. Birisinin hasta olduğunun haberini bile alınca panik oluyorum. Elim ayağıma dolaşıyor. Hastaneye gidemiyorum. Birisi ''iyi'' diye beni arasın, haber versin diye bekliyorum.
Yazmak istediğimi bile yazamadım, sadece saçmaladığımın farkındayım. Filmi izlemediyseniz izleyin, lütfen.
- O sadece masum bir kız.
+ Ben de öyleydim.
27 Ağustos 2012 Pazartesi
Okumak
Okumak derken, kastım okul okumak değil. Okumak, gerçek anlamda okumak. Anlayarak, bilerek, özümseyerek, özünü içine çekerek. Günün birinde ihtiyacın olan cümleyi hafızandan çıkararak sözcüklere dökerek.
Bugün yine Mor İnsan ile buluştum (bir kaç yazı aşağıda) İnsanların 1,5 ay gibi bir sürede bitireceği bir kitabı 4,5 saatte bitirdiğini söyledi. '3 kelime için 1 saatimi harcadım ve toplamda 5,5 saatte okudum kitabı' dedi. Okudum derken gerçekten okuduğunu belirtti. Bunları kendini övmek için de anlatmıyor. Adamın önünde bilmem nerenin prof. hocaları ilik düğmeliyor. Övünse düşün sen gerisini ne masallar anlatır. Kitaptaki bütün boşlukları, yazılması gerekenleri, soruları her şeyi cevaplayarak, doldurarak. Düşün işte ya normalde 1,5 ay boyunca bitirilmesi programlanmış bir kitap.
5,5 saatte oku, çözümle ve anla. Güzel adam öyle bir konu hakkında yazıyor ki, yazdığı alanda kendisini değerlendirecek kişinin bilgisi hiç yok. Öyle de mütevazı ki, gülümsüyor sadece. 'O da öğrenmiş olur' diyor.
O konuşurken bir yandan onu dinliyorum, bir yandan da okurken hiç okumadığımı düşünüyordum. Sadece okuduğumuzu sanıyoruz. Bir bütünden bir cümleyi alıp, anladığımızı sanıyoruz. Okumuyoruz ve bu yüzden anlamıyoruz. Anlamadığımız için de anlam veremiyoruz. (Bu satırları yazarken sigaradan kül düştü, artık emekli ihtiyarlar gibiyim sigara külünü düşürmeye başladım.)
Öfke
Hırs
Kıskançlık
Kibir
bunlardan bahsetti. Doğru yerde doğru zamanda kullanmalısın yoksa seni bitirir dedi. Okumalı dedi, bir kitap listesi dağıttı. İnşallah okuyacağım. Hahah yok yok roman, şiir değil. Olsaydı yazardım faydalan diye. Hani hayatta bazı insanlar bir kahraman edasıyla çıkar ya karşına.Onun gittiği yoldan, ayak izlerini takip ederek gitmek istersin. Öyle bir insan. Eğer hayatınızın bir döneminde size göre her şeyiyle yani yaptıklarıyla, anlattıklarıyla, kattıklarıyla, yaşadıklarıyla, yaşattırdıklarıyla mükemmel diyebileceğiniz birisi çıkarsa karşınıza yapışın yakasına, yakışın yakasına. Ben yakışmaya çalışıyorum hahah. Çekirge diyor bana.
Bu akşam terasta denize karşı 4 kişiydik. Ben, Yılmaz, Evrim ve Mor insan.
Ayrıca bir kadına içten edilen iltifatın sonunda, o kadının yüzünde güller açıyor. Açtırdım yani hahah.
Başım nasıl çatlıyor bu güzel güne rağmen yazayım. Okumak üzerine yazacaktım ama hatlar karıştı.
Haydi güzel günler.
Bugün yine Mor İnsan ile buluştum (bir kaç yazı aşağıda) İnsanların 1,5 ay gibi bir sürede bitireceği bir kitabı 4,5 saatte bitirdiğini söyledi. '3 kelime için 1 saatimi harcadım ve toplamda 5,5 saatte okudum kitabı' dedi. Okudum derken gerçekten okuduğunu belirtti. Bunları kendini övmek için de anlatmıyor. Adamın önünde bilmem nerenin prof. hocaları ilik düğmeliyor. Övünse düşün sen gerisini ne masallar anlatır. Kitaptaki bütün boşlukları, yazılması gerekenleri, soruları her şeyi cevaplayarak, doldurarak. Düşün işte ya normalde 1,5 ay boyunca bitirilmesi programlanmış bir kitap.
5,5 saatte oku, çözümle ve anla. Güzel adam öyle bir konu hakkında yazıyor ki, yazdığı alanda kendisini değerlendirecek kişinin bilgisi hiç yok. Öyle de mütevazı ki, gülümsüyor sadece. 'O da öğrenmiş olur' diyor.
O konuşurken bir yandan onu dinliyorum, bir yandan da okurken hiç okumadığımı düşünüyordum. Sadece okuduğumuzu sanıyoruz. Bir bütünden bir cümleyi alıp, anladığımızı sanıyoruz. Okumuyoruz ve bu yüzden anlamıyoruz. Anlamadığımız için de anlam veremiyoruz. (Bu satırları yazarken sigaradan kül düştü, artık emekli ihtiyarlar gibiyim sigara külünü düşürmeye başladım.)
Öfke
Hırs
Kıskançlık
Kibir
bunlardan bahsetti. Doğru yerde doğru zamanda kullanmalısın yoksa seni bitirir dedi. Okumalı dedi, bir kitap listesi dağıttı. İnşallah okuyacağım. Hahah yok yok roman, şiir değil. Olsaydı yazardım faydalan diye. Hani hayatta bazı insanlar bir kahraman edasıyla çıkar ya karşına.Onun gittiği yoldan, ayak izlerini takip ederek gitmek istersin. Öyle bir insan. Eğer hayatınızın bir döneminde size göre her şeyiyle yani yaptıklarıyla, anlattıklarıyla, kattıklarıyla, yaşadıklarıyla, yaşattırdıklarıyla mükemmel diyebileceğiniz birisi çıkarsa karşınıza yapışın yakasına, yakışın yakasına. Ben yakışmaya çalışıyorum hahah. Çekirge diyor bana.
Bu akşam terasta denize karşı 4 kişiydik. Ben, Yılmaz, Evrim ve Mor insan.
Ayrıca bir kadına içten edilen iltifatın sonunda, o kadının yüzünde güller açıyor. Açtırdım yani hahah.
Başım nasıl çatlıyor bu güzel güne rağmen yazayım. Okumak üzerine yazacaktım ama hatlar karıştı.
Haydi güzel günler.
25 Ağustos 2012 Cumartesi
Uçmak
Bu kaçıncı yazışım bilmiyorum.
Yine rüyamda uçuyordum hahah. Oturduğum mahallede sokak aralarında süpermen ya da superman gibi uçuyorum. Acayip zevkli bir şey. Görüp görebileceğim en güzel rüyalardan. Uyanınca acayip bir etki. Bir rahatlık, boşluk, mutluluk, sessizlik, sakinlik, kedi gibiyim.
Yerden 3-4 metre yükseliyorum, aynı süpermen gibi omuzlar önde vücut dümdüz arkada. Yürür gibi havada gidiyorum. Olayın güzelliği etrafta insan yok. Onlardan saklıyorum uçtuğumu hahah. Uçarken beni en çok zorlayan şey havaya ilk kalkış anı hahah, epey bir zorlanıyorum. Hani bir şeyin üzerinden atlarken tüm gücünü toplar ve ileriye doğru zıplarsın ya aynen böyle. Tüm gücümü toplayıp havaya atıyorum kendimi. Baya uçtum. sonra dalyaço'yu gördüm, diğer insanları gördüm ve yere kondum. Rüyamda dalyaço uçtuğumu biliyor ve yere iniş yaparken beni görüyor. Sanki devlet sırrı gibi bir şey ve ikimiz sinsi sinsi gülüyoruz. Bir de dalyaço'ya yastık veriyorum buna bir anlam veremedim. Rüyanın en anlamsız kısmı bu yastık verme olayıydı ahahah.
Anlamlı rüyaya bakar mısın?
Uçmak güzeldir. Haydi güzel uçmalar size.
Yine rüyamda uçuyordum hahah. Oturduğum mahallede sokak aralarında süpermen ya da superman gibi uçuyorum. Acayip zevkli bir şey. Görüp görebileceğim en güzel rüyalardan. Uyanınca acayip bir etki. Bir rahatlık, boşluk, mutluluk, sessizlik, sakinlik, kedi gibiyim.
Yerden 3-4 metre yükseliyorum, aynı süpermen gibi omuzlar önde vücut dümdüz arkada. Yürür gibi havada gidiyorum. Olayın güzelliği etrafta insan yok. Onlardan saklıyorum uçtuğumu hahah. Uçarken beni en çok zorlayan şey havaya ilk kalkış anı hahah, epey bir zorlanıyorum. Hani bir şeyin üzerinden atlarken tüm gücünü toplar ve ileriye doğru zıplarsın ya aynen böyle. Tüm gücümü toplayıp havaya atıyorum kendimi. Baya uçtum. sonra dalyaço'yu gördüm, diğer insanları gördüm ve yere kondum. Rüyamda dalyaço uçtuğumu biliyor ve yere iniş yaparken beni görüyor. Sanki devlet sırrı gibi bir şey ve ikimiz sinsi sinsi gülüyoruz. Bir de dalyaço'ya yastık veriyorum buna bir anlam veremedim. Rüyanın en anlamsız kısmı bu yastık verme olayıydı ahahah.
Anlamlı rüyaya bakar mısın?
Uçmak güzeldir. Haydi güzel uçmalar size.
24 Ağustos 2012 Cuma
Kabul Görmek
Yazmıştım daha önce okumayanlar bilmez hahah. Ne iğrenç di mi okuyanlar bilir, lan neyi bilir söyle işte.
Halen gazeteleri elime alıp okuyabiliyorum, elimin altında internet olmasına rağmen hemen hemen her gün gazete okuyorum. Tabii okumak istediğin haberleri değil okumak istemediğin ne kadar yalan dolan varsa onları yazıyorlar ayrı konu. Haftasonu ekleri ve köşe yazıları en çok okuduğum kısımlar. Güzel, doğru ve ilginç ne kadar haber ve bilgi varsa buradalar çünkü.
Dün internet hakkında bir yazı okumuştum. Şimdi arşimed gibi buldum buldum diye bağırıyorum. Çağ teknolojik bir çağ evet hepimiz interneti kullanıyoruz. Fakat bu kullanmak boyutunda değil artık. Bunu aştı ve bambaşka bir hâl aldı. Eskiden fakir insanlar zenginlerin kölesi olurdu. Şimdi zengin insanlar dahil herkes internetin kölesi oldu. Heh işte bunun sebebini buldum.
İnternet, senin sosyal durumunla, işinle, okuduğun okulla, bilginle, ilgilenmiyor. Seni direkt kabul ediyor. Sana sınırsızca bir özgürlük alanı sunuyor. O gerçek hayatında bulamadığın özgürlüğü internette buluyorsun. Ve en önemli kısmı seni kimse yargılamıyor, yargılayamıyor, karışmıyor, karışamıyor.
İnternette kabul görüyorsun. Yazdıklarınla, sana ait olmasa bile insanlar seni çok mühim bir şey yapmışsın gibi alkışlıyor, beğeniyor, destekliyor. Halbuki gerçek hayatın bambaşka. En kötü tabirle bombok.
Garip, gerçek hayatta artık kabul görmemen çok garip. İnsanlar seni kale almıyor. Herkes kendini kendi hapishanesine hapsetmiş ve dünyaya cam bir ekrandan bakıyor. Dünyamız camdan bir ekrandan ibaret.
"internette kimse benim dün duş alıp almadığımı, kokup kokmadığımı umursamıyor. kimse beni yargılamıyor, burada kabul görüyorum!"
Keşke hepimiz gerçek hayatta kabul gören insanlar olsak, olabilsek. Dünya ve biz hatta her şey bambaşka olurdu.
Halen gazeteleri elime alıp okuyabiliyorum, elimin altında internet olmasına rağmen hemen hemen her gün gazete okuyorum. Tabii okumak istediğin haberleri değil okumak istemediğin ne kadar yalan dolan varsa onları yazıyorlar ayrı konu. Haftasonu ekleri ve köşe yazıları en çok okuduğum kısımlar. Güzel, doğru ve ilginç ne kadar haber ve bilgi varsa buradalar çünkü.
Dün internet hakkında bir yazı okumuştum. Şimdi arşimed gibi buldum buldum diye bağırıyorum. Çağ teknolojik bir çağ evet hepimiz interneti kullanıyoruz. Fakat bu kullanmak boyutunda değil artık. Bunu aştı ve bambaşka bir hâl aldı. Eskiden fakir insanlar zenginlerin kölesi olurdu. Şimdi zengin insanlar dahil herkes internetin kölesi oldu. Heh işte bunun sebebini buldum.
İnternet, senin sosyal durumunla, işinle, okuduğun okulla, bilginle, ilgilenmiyor. Seni direkt kabul ediyor. Sana sınırsızca bir özgürlük alanı sunuyor. O gerçek hayatında bulamadığın özgürlüğü internette buluyorsun. Ve en önemli kısmı seni kimse yargılamıyor, yargılayamıyor, karışmıyor, karışamıyor.
İnternette kabul görüyorsun. Yazdıklarınla, sana ait olmasa bile insanlar seni çok mühim bir şey yapmışsın gibi alkışlıyor, beğeniyor, destekliyor. Halbuki gerçek hayatın bambaşka. En kötü tabirle bombok.
Garip, gerçek hayatta artık kabul görmemen çok garip. İnsanlar seni kale almıyor. Herkes kendini kendi hapishanesine hapsetmiş ve dünyaya cam bir ekrandan bakıyor. Dünyamız camdan bir ekrandan ibaret.
"internette kimse benim dün duş alıp almadığımı, kokup kokmadığımı umursamıyor. kimse beni yargılamıyor, burada kabul görüyorum!"
Keşke hepimiz gerçek hayatta kabul gören insanlar olsak, olabilsek. Dünya ve biz hatta her şey bambaşka olurdu.
7 Ağustos 2012 Salı
Yoldaşım
Basit gibi gözüken fakat sizin için çok anlamlı olan şeyler eminim vardır. Hayatınızda, geçmişinizde, hayallerinizde, bir kitabın arasında, bir çekmecenin içinde, birisinin bakışlarında, sözlerinde. Bir başkasına çok basit gelen, sizin içinse milyon tane anlama gelen bir şey. Şey diyorum çünkü her şey olabilir bu. Bir hediye, eşya, nesne, söz. Liste uzar, uzar, uzar da gider.
46 yaşıma geldim. (Buna cidden inananlar oluyor, Allah iyiliğinizi versin, emi.) Hayatım boyunca bana söylenen milyon tane hitap olmuştur. Çoğu iyidir, güzeldir, hoştur. Duyunca insanın yüzünde tebessüm oluşturur. Gerçekten böyle. Hepsi ayrı bir yer eder, beynimde. Şimdi 'bunlar neler' deme hahah unuttum. Ben gibi aklım da yerinde değil. Aklım ve kendim, kendimizde değiliz. Geçelim.
Yoldaşım.
Hani şu rus filmlerindeki gibi bir yoldaş, yoldaşım değil. Hep duyulur ya ''yoldaş bilmem ne'' yok, çok farklı bu.
Hahah neyi fark ettim şu an? Anlatamadığımı. Anlatılmıyor işte. Ben, bu ''Yoldaşım'' kelimesini dün okudum/gördüm/duydum/hissettim. Bana bin tane, milyon tane içten sevgi sözcüğü söylese herhangi biri bunun kadar anlamlı olamazdı. Çok anlam çıkarabilirsin içinden ya da hiçbir şey. Öylesine bir kelime diyebilirsin ya da büyük anlamlar yükleyebilirsin.
Bana öyle güzel, öyle anlamlı geldi ki. O an donup kaldım. Donmuş palyanço. Hahah. Şu an nasıl terliyorum biliyor musun? Yok bilemezsin, göğsümden aşağıya sanki spor yapmışım gibi nokta nokta terler iniyor. Dün gece 40 dereceye yakındı herhalde ateşim. 40 olmasa da 38 vardı. İyiyim şimdi. Bunu da geçelim.
Evet, yoldaşım.
Yoldaşım; seninle sonsuza dek aynı yolda olacağım.
Ne zaman üzgün olsan, ne zaman mutsuz olsan, ne zaman gülmek istesen, ne zaman ne olsun istersen yanındayım.
Hahah palyanço sözü. Seni seviyorum.
46 yaşıma geldim. (Buna cidden inananlar oluyor, Allah iyiliğinizi versin, emi.) Hayatım boyunca bana söylenen milyon tane hitap olmuştur. Çoğu iyidir, güzeldir, hoştur. Duyunca insanın yüzünde tebessüm oluşturur. Gerçekten böyle. Hepsi ayrı bir yer eder, beynimde. Şimdi 'bunlar neler' deme hahah unuttum. Ben gibi aklım da yerinde değil. Aklım ve kendim, kendimizde değiliz. Geçelim.
Yoldaşım.
Hani şu rus filmlerindeki gibi bir yoldaş, yoldaşım değil. Hep duyulur ya ''yoldaş bilmem ne'' yok, çok farklı bu.
Hahah neyi fark ettim şu an? Anlatamadığımı. Anlatılmıyor işte. Ben, bu ''Yoldaşım'' kelimesini dün okudum/gördüm/duydum/hissettim. Bana bin tane, milyon tane içten sevgi sözcüğü söylese herhangi biri bunun kadar anlamlı olamazdı. Çok anlam çıkarabilirsin içinden ya da hiçbir şey. Öylesine bir kelime diyebilirsin ya da büyük anlamlar yükleyebilirsin.
Bana öyle güzel, öyle anlamlı geldi ki. O an donup kaldım. Donmuş palyanço. Hahah. Şu an nasıl terliyorum biliyor musun? Yok bilemezsin, göğsümden aşağıya sanki spor yapmışım gibi nokta nokta terler iniyor. Dün gece 40 dereceye yakındı herhalde ateşim. 40 olmasa da 38 vardı. İyiyim şimdi. Bunu da geçelim.
Evet, yoldaşım.
Yoldaşım; seninle sonsuza dek aynı yolda olacağım.
Ne zaman üzgün olsan, ne zaman mutsuz olsan, ne zaman gülmek istesen, ne zaman ne olsun istersen yanındayım.
Hahah palyanço sözü. Seni seviyorum.
3 Ağustos 2012 Cuma
Bazen
Bazen ölüyorsun
bir tek sen biliyorsun öldüğünü
aksilik nefes aldığın halde
mimiklerin donuk sadece
belli bir noktaya bakıyorsun
boşluk diyor insanlar o noktaya
sense kim bilir neleri düşünüyorsun
virgül gibi takılıp kaldığın sonlarda
bazen ölüyorsun
sen ölürken hayat devam ediyor
hayatına devam ediyorsun
hayatına devam ediyor
hayata devam ediyorlar
anlayacağın devam eden bir şey hayat
tıpkı senin devamlı ölmen gibi
ölüp ölüp bin kez dirilmen gibi
bazen ölüyorsun
nabzını bile yoklamak gelmiyor içinden
nabzına iyi gelecek bir şey yok
içinde siren sesleri
bütün yollar kapalı
işte ne oluyorsa oluyor o anlarda
o geliyor o anlarda aklına
ve duran kalbin sırf içinde o var diye
başlıyor yeniden atmaya
bazen ölüyorsun
en derin uykundan uyandırıyorlar
yatman bile onlara dert
hep aynı şey
ne çok uyuyorsunlar
lan ne uyuması
ölüme yattım
ölüyorum ben diyemiyorsunlar
bazen bir mezar buluyorsun kendine tam ölmelik
gömüyorsun kendini bir kaç günlüğüne
insana mezarda bile rahat vermiyorlar
arıyorlar soruyorlar
bulana kadar kazıyorlar da kazıyorlar
seni canlı canlı öldürüyorlar
bazen ölüyorsun
işte şimdi o bazendeyim
bazen ölüyorum.
bir tek sen biliyorsun öldüğünü
aksilik nefes aldığın halde
mimiklerin donuk sadece
belli bir noktaya bakıyorsun
boşluk diyor insanlar o noktaya
sense kim bilir neleri düşünüyorsun
virgül gibi takılıp kaldığın sonlarda
bazen ölüyorsun
sen ölürken hayat devam ediyor
hayatına devam ediyorsun
hayatına devam ediyor
hayata devam ediyorlar
anlayacağın devam eden bir şey hayat
tıpkı senin devamlı ölmen gibi
ölüp ölüp bin kez dirilmen gibi
bazen ölüyorsun
nabzını bile yoklamak gelmiyor içinden
nabzına iyi gelecek bir şey yok
içinde siren sesleri
bütün yollar kapalı
işte ne oluyorsa oluyor o anlarda
o geliyor o anlarda aklına
ve duran kalbin sırf içinde o var diye
başlıyor yeniden atmaya
bazen ölüyorsun
en derin uykundan uyandırıyorlar
yatman bile onlara dert
hep aynı şey
ne çok uyuyorsunlar
lan ne uyuması
ölüme yattım
ölüyorum ben diyemiyorsunlar
bazen bir mezar buluyorsun kendine tam ölmelik
gömüyorsun kendini bir kaç günlüğüne
insana mezarda bile rahat vermiyorlar
arıyorlar soruyorlar
bulana kadar kazıyorlar da kazıyorlar
seni canlı canlı öldürüyorlar
bazen ölüyorsun
işte şimdi o bazendeyim
bazen ölüyorum.
21 Temmuz 2012 Cumartesi
Vazgeçtim
| Bir şeyler ayrı :) |
Bu sözü en sevdiğim düşünür, bi tanem, canımın içi, saçlarımdan sonra başıma gelen en bi güzellik söyledi. Yazılı olan tarihten yaklaşık olarak 2 ay önce. Kitabın son sayfasına yazdım. O gece son ana kadar kafam bir dünyaydı. Sabah bir cafeye uğradık, sigaramı unuttum. Akşam yanlış otobüse bindim. Cumartesi gününden sonra salı gününün geldiğini bile söyledim farkında olmadan. Ama hepsine değdi.
Normalde odamın duvarına ne bir söz ne de bir poster asarım. Öyle bir alışkanlığım, göz zevkim yok, zaten görmüyorum hahah. Duvarlar bomboş. Boş duvarlarla konuşmaya alışkın olduğumdan olsa gerek. Orjinali duvarımda asılıydı. Her sabah uyandığımda bu söze baktım. Kendi kendime vazgeç dedim ve vazgeçtim. Evet 2 ay her şeyden vazgeçtim. Eğer bir şeyler elde etmek istiyorsan vazgeçmeyi bilmen gerekiyormuş. Bir şeyler kazanmak istiyorsan, bir şeyleri kaybetmeyi göze almalıymışın. Aldım, kaybettim. Kaybettiklerim pek umurumda değil. Çünkü büyük kayıplar değil, hatta kayıp değil. Rutin bir hayatın içinde kaybolanlar işte. Ama kazandığım şey benim için tanımlayamadığım bir büyüklüğün ilk adımı, ilk adımın ayak sesleri.
Bir diğer söz geliyor aklıma. ''Bin kilometrelik bir yol bir adımla başlar.''
İlk adımı attım haha çok temiz gaza geldim ayrı bir konu.
Başarmak güzel şey. Hele de herkesin zor dediği, çok zor dediği, başarması zaman ve emek isteyen bir olayı başarmak.
Bazen Şebo'mun dediği gibi Sil Baştan başlamak gerek, hayatı sıfırlamak. Tam 5 yıl önce durduğum noktaya geri döndüm. Sil baştan başladım ve ilk adımı kazandım. Yüzümde kazanmanın ve başarmanın salak bir tebessümü var akşamdan bu yana. Evet uzun zaman sonra gülmelerimin yanında gerçek bir gülümseme var.
Ve sana ne desem az gelecek. Söz uçar yazı kalır.
Seni çok seviyorum.
20 Haziran 2012 Çarşamba
İyi Çek Filmini Bi Daha Bulaman
Uzun zaman sonra televizyonun kumandasını elime aldım. Bugünkü berbat haberleri, oyunları, masalları izledim. Susacağım yine, ne söylesem boş.
O klişe var ya gerçekten doğru. Biz büyüdük, büyüyoruz ve dünya kirleniyor. Baştan sona izlesem kesin ağlardım. Son 10 dakikası bile hüzünle karışık gülümsetti. Yaşlı insanlardaki o insanlık denen duygu, düşünce, saflık, doğallık, güzellik her ne dersen de o yok işte bizlerde. Varsa bile çok çok az. Bizim kitle halinde bambaşka dertlerimiz var. Bugün dünyanın yarısının derdi çeyrek finalistler kimler olacak/tı.
Neyse uzatmayacağım. Boş vaktimde baştan sona izleyeceğim bu belgeseli. Son 10 dakikasında bir görüntü vardı. Çocuklar Ömer Dede'ye öyle bir koştular ki öyle bir sarıldılar ki. Aklıma o yaşa gelirsem acaba öyle bir manzara ile karşılaşır mıyım? ben de aynısını yaşar mıyım diye bir soru geldi. Çünkü o manzaranın aynısına şahit olmuştum bir köy okulunda. Çocuklar arkadaşıma dokunmak, sarılmak için nasıl koştular anlatamam. Hani mutluluğun tanımını, mutluluğu arıyor ya şehir insanı. İşte mutluluk dediğimiz, arayıp bulamadığımız şey o görüntülerde fazlasıyla var. İnşallah yaşarım bir gün. Etrafınızda, yakınınızda yaşlı bir insan varsa ona yaşlı muamelesi yapmayın. Konuşun, paylaşın, anlattırın, dinleyin. Çayından bir yudum almadan ona ikram etmesi bile bir başka geldi, yok böyle bir güzellik. En güzel anılar, en güzel hikâyeler, en güzel hüzünler ve de en önemlisi gerçekler onların beyninde.
Haklısın, bulamayız Ömer Dede.
O klişe var ya gerçekten doğru. Biz büyüdük, büyüyoruz ve dünya kirleniyor. Baştan sona izlesem kesin ağlardım. Son 10 dakikası bile hüzünle karışık gülümsetti. Yaşlı insanlardaki o insanlık denen duygu, düşünce, saflık, doğallık, güzellik her ne dersen de o yok işte bizlerde. Varsa bile çok çok az. Bizim kitle halinde bambaşka dertlerimiz var. Bugün dünyanın yarısının derdi çeyrek finalistler kimler olacak/tı.
Neyse uzatmayacağım. Boş vaktimde baştan sona izleyeceğim bu belgeseli. Son 10 dakikasında bir görüntü vardı. Çocuklar Ömer Dede'ye öyle bir koştular ki öyle bir sarıldılar ki. Aklıma o yaşa gelirsem acaba öyle bir manzara ile karşılaşır mıyım? ben de aynısını yaşar mıyım diye bir soru geldi. Çünkü o manzaranın aynısına şahit olmuştum bir köy okulunda. Çocuklar arkadaşıma dokunmak, sarılmak için nasıl koştular anlatamam. Hani mutluluğun tanımını, mutluluğu arıyor ya şehir insanı. İşte mutluluk dediğimiz, arayıp bulamadığımız şey o görüntülerde fazlasıyla var. İnşallah yaşarım bir gün. Etrafınızda, yakınınızda yaşlı bir insan varsa ona yaşlı muamelesi yapmayın. Konuşun, paylaşın, anlattırın, dinleyin. Çayından bir yudum almadan ona ikram etmesi bile bir başka geldi, yok böyle bir güzellik. En güzel anılar, en güzel hikâyeler, en güzel hüzünler ve de en önemlisi gerçekler onların beyninde.
Haklısın, bulamayız Ömer Dede.
14 Haziran 2012 Perşembe
Geri Geri Yürü
Bugün, geçenlerde yazdığım 2 yazı içinde bahsettiğim büyük ve mor insanla konuşuyoruz. Ellerim dikkatini çekti. Arkadaş adam ilginç, bilgili, her konuda bir sözü mutlaka var ama boş değil. Ellerime baktı şöyle bi. Yetmedi o bakış. Sağ elimi ellerine aldı. Sanki tezgahtan domates seçer gibi ellerime bakıyor, inceliyor.
Durdu durdu ve başladı konuşmaya.
- Sen büyük bir hata yapıyorsun palyaço. Yazık.
Tabii ben bir şeycikler anlamadım. Trene bakar gibi bakıyorum.
- Parmakların çok ince ve çok uzun. Senden harika bir 'kontrbas' olur. Ellerin çok elverişli. Gitarı da mükemmel çalabilirsin. Var mı böyle bir şey, herhangi bir müzik aleti çalıyor musun?
+ Yok, çalmıyorum.
O an etrafta kim varsa ellerime bakıyor ahaha. Kıskandılar tabii. Yetmedi bu ele bakma hikâyesi. Bu sefer ters çevirdi elimi, avucumdaki çizgilere bakıyor.
- Sen daha önce ağır bir kaza ya da hastalık geçirdin mi?
+ Evet, direkten döndüm. (gülüşmeler) (röportajlarda yazıyorlar ya uyuz oluyorum ahah)
- Çok sağlıklı bir hayat yaşayacaksın sen ve en az 90 yıl. (lan ben 90 yıl dayanamam bu dünyaya)
El falıma baktı bir de. Herkes bu sefer yalvarıyor 'bizim de ellerimize bakın' diye.
- Onun elleri güzel, yapacak bir şey yok.
Ne kadar yaşacağımı da öğrenmiş bulunmaktayım. O yaşta bir palyaço hiç çekilmez herhalde. Yani ben 90 yaşında bir bana zor dayanırım ahaha. Hele iç sesime hiç dayanamam. 90 yaşında bir iç ses bütün gün kafa şey yapar ahaha anladın.
Ayrıca benim gibi çok sigara içmiyor yiyorsanız size önemli bir tavsiye. Hani bu kırmızımsı, mor soğan var ya ondan yiyin ya da yeyin. Gerçekten bak çok ciddiyim. Ben soğanın kokusuna karşı özel bir illet duyduğum için yemiyorum ama sigaranın zararını azaltmak istiyorsanız çok iyi geliyormuş. Kalp damarları tıkalı birisi fosur fosur sigara içiyor ve etkilenmiyormuş ya da zararını minimuma indiriyormuş. Dikkat et bak muş. Onun doğrucusuyum.
Son bir tavsiye daha. Şimdi bir sirkine git palyaço diyeceksiniz ama aklınızda olsun. Belki işinize yarar.
Kilo vermek istiyorsanız ve rejimdeyseniz, gün içinde diyet, spor, yürüyüş, koşu vs. her türlü naneli şeyi yapıyorsunuzdur ve bir türlü o kilolardan kurtulamıyorsunuzdur büyük ihtimal. Yürüyün diyeceğim ama farklı bir şekilde. GERİ geri yürüyün. Evet, bunu uygulayın. 2 kat kolari yaktırırmış bu size.
Daha neler neler anlatır da ne onun ne benim vaktim var. = ) Ama güzel insan.
Haydi görüşürüz.
Durdu durdu ve başladı konuşmaya.
- Sen büyük bir hata yapıyorsun palyaço. Yazık.
Tabii ben bir şeycikler anlamadım. Trene bakar gibi bakıyorum.
- Parmakların çok ince ve çok uzun. Senden harika bir 'kontrbas' olur. Ellerin çok elverişli. Gitarı da mükemmel çalabilirsin. Var mı böyle bir şey, herhangi bir müzik aleti çalıyor musun?
+ Yok, çalmıyorum.
O an etrafta kim varsa ellerime bakıyor ahaha. Kıskandılar tabii. Yetmedi bu ele bakma hikâyesi. Bu sefer ters çevirdi elimi, avucumdaki çizgilere bakıyor.
- Sen daha önce ağır bir kaza ya da hastalık geçirdin mi?
+ Evet, direkten döndüm. (gülüşmeler) (röportajlarda yazıyorlar ya uyuz oluyorum ahah)
- Çok sağlıklı bir hayat yaşayacaksın sen ve en az 90 yıl. (lan ben 90 yıl dayanamam bu dünyaya)
El falıma baktı bir de. Herkes bu sefer yalvarıyor 'bizim de ellerimize bakın' diye.
- Onun elleri güzel, yapacak bir şey yok.
Ne kadar yaşacağımı da öğrenmiş bulunmaktayım. O yaşta bir palyaço hiç çekilmez herhalde. Yani ben 90 yaşında bir bana zor dayanırım ahaha. Hele iç sesime hiç dayanamam. 90 yaşında bir iç ses bütün gün kafa şey yapar ahaha anladın.
Ayrıca benim gibi çok sigara içmiyor yiyorsanız size önemli bir tavsiye. Hani bu kırmızımsı, mor soğan var ya ondan yiyin ya da yeyin. Gerçekten bak çok ciddiyim. Ben soğanın kokusuna karşı özel bir illet duyduğum için yemiyorum ama sigaranın zararını azaltmak istiyorsanız çok iyi geliyormuş. Kalp damarları tıkalı birisi fosur fosur sigara içiyor ve etkilenmiyormuş ya da zararını minimuma indiriyormuş. Dikkat et bak muş. Onun doğrucusuyum.
Son bir tavsiye daha. Şimdi bir sirkine git palyaço diyeceksiniz ama aklınızda olsun. Belki işinize yarar.
Kilo vermek istiyorsanız ve rejimdeyseniz, gün içinde diyet, spor, yürüyüş, koşu vs. her türlü naneli şeyi yapıyorsunuzdur ve bir türlü o kilolardan kurtulamıyorsunuzdur büyük ihtimal. Yürüyün diyeceğim ama farklı bir şekilde. GERİ geri yürüyün. Evet, bunu uygulayın. 2 kat kolari yaktırırmış bu size.
Daha neler neler anlatır da ne onun ne benim vaktim var. = ) Ama güzel insan.
Haydi görüşürüz.
10 Haziran 2012 Pazar
Boş İşler
Kişiler ve Fikirler.
Senin için hangisi önemli? Neyi kimin söylediği mi yoksa kimin neyi söylediği mi, hangisi daha önemli.
Şu zamanda önemli olan Neyi kim söylemiş. Kişiler önemli. Ne söylediğinin pek bir önemi yok.
Unutuluyor; hatırlanacak, yer edecek, işe yarayacak bir şey söylemiyor. Boşluk üzerine inşa edilmiş bir
görüntü. Her bir kelime havada. Ne anlattığı, ne söylediği daha da önemlisi ne demek istediği önemsiz.
Şu bir kaç konu aşağıda sınav diye bir başlık atmıştım. Orada işe yarar birkaç bilgi vermiştim. Heh işte o bilgileri veren büyük adamla muhabbet ediyoruz. Aşırı zeki, hem komik hem de bilgili. Mor İnsan. Zordur mor insan olmak. Ama o olmuş. Bir hikâye anlattı. Hikâyenin başrolünde o var. Haklı, dibine kadar haklı. İstese hakkını sonuna kadar alabilir ve hikâyenin kötü adamını mahvedebilir. Tek yaptığı şey ''tanımamak'' olmuş.
- Merhaba, beni tanıdınız mı ben bilmem ne prof. bik bik bik.
+ Pardon, tanıyamadım.
- İsmim (bik bik bik) hani şu konu, hatırladınız mı?
+ Yine tanıyamadım.
Kötü adam suratı beş karış şekilde onu herkesin tanıdığı bir kalabalığın içinde nokta gibi ezilerek yok olmuş.
Hikâye daha güzel ama detayları vermeyeyim. Küçük bir detay sadece. Kötü adam yani prof'un ders olarak anlattığı saçmalığın kitabını büyük adam yazmış hahah.(buradaki büyüklüğü görebiliyor musun?)Hayatta bir insan bu kadar güzel ''hiç'' yerine konulamaz.
Büyük adam ise tek bir şey söyledi. ''İsteseydim ona her şeyi yapabilirdim. Fakat ben kişilerle değil fikirlerle ilgilenirim.'' dedi.
Buradan çıkaracağımız tema ise bir insan sizden saçma salak nefret ediyorsa ve üstelik haklıysanız, onunla kavga (tartışma) etmeyin. Tek bir söz bile söylemeyin. Onu tanımayın. Söyleyeceğiniz hiçbir cümle tanımamak kadar koymaz ona.
Kişilerle değil fikirlerle ilgilenin. Hayatta en sevdiğim şey dolu insanları oturup dinlemek. Acayip zevkli.
Ayrıca kel alaka, rüyamda (hayırdır inşallah deyin burada)öyle güzel bir gökkuşağı gördüm ki anlatamam yani o derece. Öyle büyüktü ki. Ve gökkuşağının altında bir sürü onlarca, yüzlerce hediye paketi vardı. İçlerinden beğendiklerimi alıyordum. Sonra dalyaço kahvaltı hazır dedi ahahaha.
Anlamına baktım şimdi. Aynen şunlar yazıyor. '' Rüyada gökkuşağı görmek, mutluluğun ve başarının işaretidir.''
Ayrıca serum tadı güzel olan meyvelerimizdendir. Mutlaka yeyin.
Acaba yeyin mi yoksa yiyin mi? ya da deyin mi diyin mi? çok takılıyorum ben buna.
Geçen gün de yayın ve yayım'a takılmıştım. Anbalaj ve Ambalaj bunlara epeydir takığım.
Ya görüyorsun di mi? Ne büyük dertlerim var. Boşuna beyazladı bu saçlar. Hepsi boş işler.
Senin için hangisi önemli? Neyi kimin söylediği mi yoksa kimin neyi söylediği mi, hangisi daha önemli.
Şu zamanda önemli olan Neyi kim söylemiş. Kişiler önemli. Ne söylediğinin pek bir önemi yok.
Unutuluyor; hatırlanacak, yer edecek, işe yarayacak bir şey söylemiyor. Boşluk üzerine inşa edilmiş bir
görüntü. Her bir kelime havada. Ne anlattığı, ne söylediği daha da önemlisi ne demek istediği önemsiz.
Şu bir kaç konu aşağıda sınav diye bir başlık atmıştım. Orada işe yarar birkaç bilgi vermiştim. Heh işte o bilgileri veren büyük adamla muhabbet ediyoruz. Aşırı zeki, hem komik hem de bilgili. Mor İnsan. Zordur mor insan olmak. Ama o olmuş. Bir hikâye anlattı. Hikâyenin başrolünde o var. Haklı, dibine kadar haklı. İstese hakkını sonuna kadar alabilir ve hikâyenin kötü adamını mahvedebilir. Tek yaptığı şey ''tanımamak'' olmuş.
- Merhaba, beni tanıdınız mı ben bilmem ne prof. bik bik bik.
+ Pardon, tanıyamadım.
- İsmim (bik bik bik) hani şu konu, hatırladınız mı?
+ Yine tanıyamadım.
Kötü adam suratı beş karış şekilde onu herkesin tanıdığı bir kalabalığın içinde nokta gibi ezilerek yok olmuş.
Hikâye daha güzel ama detayları vermeyeyim. Küçük bir detay sadece. Kötü adam yani prof'un ders olarak anlattığı saçmalığın kitabını büyük adam yazmış hahah.(buradaki büyüklüğü görebiliyor musun?)Hayatta bir insan bu kadar güzel ''hiç'' yerine konulamaz.
Büyük adam ise tek bir şey söyledi. ''İsteseydim ona her şeyi yapabilirdim. Fakat ben kişilerle değil fikirlerle ilgilenirim.'' dedi.
Buradan çıkaracağımız tema ise bir insan sizden saçma salak nefret ediyorsa ve üstelik haklıysanız, onunla kavga (tartışma) etmeyin. Tek bir söz bile söylemeyin. Onu tanımayın. Söyleyeceğiniz hiçbir cümle tanımamak kadar koymaz ona.
Kişilerle değil fikirlerle ilgilenin. Hayatta en sevdiğim şey dolu insanları oturup dinlemek. Acayip zevkli.
Ayrıca kel alaka, rüyamda (hayırdır inşallah deyin burada)öyle güzel bir gökkuşağı gördüm ki anlatamam yani o derece. Öyle büyüktü ki. Ve gökkuşağının altında bir sürü onlarca, yüzlerce hediye paketi vardı. İçlerinden beğendiklerimi alıyordum. Sonra dalyaço kahvaltı hazır dedi ahahaha.
Anlamına baktım şimdi. Aynen şunlar yazıyor. '' Rüyada gökkuşağı görmek, mutluluğun ve başarının işaretidir.''
Ayrıca serum tadı güzel olan meyvelerimizdendir. Mutlaka yeyin.
Acaba yeyin mi yoksa yiyin mi? ya da deyin mi diyin mi? çok takılıyorum ben buna.
Geçen gün de yayın ve yayım'a takılmıştım. Anbalaj ve Ambalaj bunlara epeydir takığım.
Ya görüyorsun di mi? Ne büyük dertlerim var. Boşuna beyazladı bu saçlar. Hepsi boş işler.
7 Haziran 2012 Perşembe
4 Haziran 2012 Pazartesi
2 Haziran 2012 Cumartesi
27 Mayıs 2012 Pazar
Romantik Film İzlemenin Bünyeye Yan Etkileri
Şöyle bi sevgilim olmadı repliği ile ortaya çıkıyor. Suratta salak bi sırıtış eşliğinde hayallere daldırıyor. Başrol oyuncularını sen ve o oynuyorsun falan. Sonra hüzüntülere gark ediyor.
Sana pasta yapan, kek, börek yapan, hepsini geçtin kız, kurabiye yapan bile olmadı. Akdeniz akşamları, bu şarkıyı sahilde kız tavlamak için değil, gözlerine bakıp seni sevdiği için söyleyen bir sevgilin olmadı. Hadi onu geç, parası olmadığı için kasım kasım aralık aralık kasılan bir adam değildi. Sana gül almak yerine papatya alsaydı ya bi tane. Di mi razıydın hepsine. Sen bi cafede oturup çay-simite razıydın onunla. Tek istediğin sevmekti di mi. ahaha
Dönüşü olmayan yollardan dönüp sana geldim demedi ya da seninim. Tadına baktı, acısını tattırdı sana hayatın. Şimdi otur romantik film izle ahaha. Sen böyle hayatın taaaa. Sonra film izleyince ağladığına kimse anlam veremez. Veremez elbette al duyguyu al duyguyu ver romantiği iç mi kalır insanda. İçin için ağlarsın.
'Aşkını bir sır gibi senelerce sakladım
Geceleri rüyamda ismini sayıkladım.''
Şarkı mı bu? evet.
Yazmışım, ne zaman ve neden yazdığımı da hatırladım. Ben çok güzel romantik film izlerim, cidden. Yani arka arkaya hiç sıkılmadan saatlerce izleyebilirim. En son izlediğim romantik film geldi aklıma. Başroldeki kadın (sevgili) ölüyordu ve adam sıyırma noktasına geliyordu. Bir şekilde atlattı. O arada annesi vefat etti. Kendini toparladığında babasıyla bir konuşma geçiyordu aralarında. 10 yıl sonra.
- Buna nasıl dayandın.
+ Ben 10 yıldır ne yapıyorum zannediyorsun.
Gibi bir şeydi. Tabii yazınca hiçbir anlamı yok, filmi izlemeniz lazım. One Day.
Romantik film güzeldir.
Sana pasta yapan, kek, börek yapan, hepsini geçtin kız, kurabiye yapan bile olmadı. Akdeniz akşamları, bu şarkıyı sahilde kız tavlamak için değil, gözlerine bakıp seni sevdiği için söyleyen bir sevgilin olmadı. Hadi onu geç, parası olmadığı için kasım kasım aralık aralık kasılan bir adam değildi. Sana gül almak yerine papatya alsaydı ya bi tane. Di mi razıydın hepsine. Sen bi cafede oturup çay-simite razıydın onunla. Tek istediğin sevmekti di mi. ahaha
Dönüşü olmayan yollardan dönüp sana geldim demedi ya da seninim. Tadına baktı, acısını tattırdı sana hayatın. Şimdi otur romantik film izle ahaha. Sen böyle hayatın taaaa. Sonra film izleyince ağladığına kimse anlam veremez. Veremez elbette al duyguyu al duyguyu ver romantiği iç mi kalır insanda. İçin için ağlarsın.
'Aşkını bir sır gibi senelerce sakladım
Geceleri rüyamda ismini sayıkladım.''
Şarkı mı bu? evet.
Yazmışım, ne zaman ve neden yazdığımı da hatırladım. Ben çok güzel romantik film izlerim, cidden. Yani arka arkaya hiç sıkılmadan saatlerce izleyebilirim. En son izlediğim romantik film geldi aklıma. Başroldeki kadın (sevgili) ölüyordu ve adam sıyırma noktasına geliyordu. Bir şekilde atlattı. O arada annesi vefat etti. Kendini toparladığında babasıyla bir konuşma geçiyordu aralarında. 10 yıl sonra.
- Buna nasıl dayandın.
+ Ben 10 yıldır ne yapıyorum zannediyorsun.
Gibi bir şeydi. Tabii yazınca hiçbir anlamı yok, filmi izlemeniz lazım. One Day.
Romantik film güzeldir.
Yalan Birey
''Yaşamak istiyorsan, sıradan biri ol!''
''Zamanımızın gerçek bireyleri, kitle kültürünün kof, şişkin kişilikleri değil, ele geçmemek ve ezilmemek için direnirken acının ve alçalışın cehennemlerinden geçmiş fedailerdir.''
Birbirini tamamlayan iki söz. Yok, twitter özlü sözlerinden değil. Takip ettiğim bir blogta okudum biraz önce.
Zaten bu sözleri twitter ya da facebook'ta görmek imkânsız. Niye yazdım. İnsan bazen, bazı an sıradan biri olmak istiyor ahaha 'değilim ben sıradan'a' çıkıyor bu cümle ama evet sıradan değilim. Sıra vardı, kalabalığı gördüm, sıra öyle çok kalabalıktı ki beklemedim. Sıranın sonunda olup, başında ne olduğunu öğrenmeye ve beklemeye vaktim yok. Bir şey diyeyim, özenilen insanların ama gerçek anlamda özenilen insanların hiçbiri sıradan değil/dir. Yaşayanların ya da ölmüş olanların biyografilerine baktığın zaman çok farklı olaylarla karşılaşırsın. Ne yaşadıysa büyük yaşamıştır. Yoksulluğu, yalnızlığı, acıyı, çaresizliği hepsinin en büyüğünü yaşamıştır. Hep böyledir bu. Ve bu yaşadıkları ona yapılması imkânsız gibi gelen yapılamazı yaptırmıştır.Bu sayede güçlendikçe güçlenip direnmeye devam etmişlerdir. Bu onları daha güçlü birisi haline getirmiştir. Görünen bu.
Görünmeyen kısım ise ikinci cümle. Yalan olmuşlardır yani yalan bireyler. Yalan birer fedailer.
Zirvede yalnız kalmışlardır, etraftaki insan görünümlü ruhsuz kalabalığa rağmen. Kitle kültürene mahkum olmayın. Neyse daha fazla saçmalamayacağım.
Ayrıca yazmazsam çatlarım galiba, dün gece şu iki satırı yazdım.
-Sana-
''Senin nefesin kesildikçe
Ben ağaçlara koşuyorum.''
''Zamanımızın gerçek bireyleri, kitle kültürünün kof, şişkin kişilikleri değil, ele geçmemek ve ezilmemek için direnirken acının ve alçalışın cehennemlerinden geçmiş fedailerdir.''
Birbirini tamamlayan iki söz. Yok, twitter özlü sözlerinden değil. Takip ettiğim bir blogta okudum biraz önce.
Zaten bu sözleri twitter ya da facebook'ta görmek imkânsız. Niye yazdım. İnsan bazen, bazı an sıradan biri olmak istiyor ahaha 'değilim ben sıradan'a' çıkıyor bu cümle ama evet sıradan değilim. Sıra vardı, kalabalığı gördüm, sıra öyle çok kalabalıktı ki beklemedim. Sıranın sonunda olup, başında ne olduğunu öğrenmeye ve beklemeye vaktim yok. Bir şey diyeyim, özenilen insanların ama gerçek anlamda özenilen insanların hiçbiri sıradan değil/dir. Yaşayanların ya da ölmüş olanların biyografilerine baktığın zaman çok farklı olaylarla karşılaşırsın. Ne yaşadıysa büyük yaşamıştır. Yoksulluğu, yalnızlığı, acıyı, çaresizliği hepsinin en büyüğünü yaşamıştır. Hep böyledir bu. Ve bu yaşadıkları ona yapılması imkânsız gibi gelen yapılamazı yaptırmıştır.Bu sayede güçlendikçe güçlenip direnmeye devam etmişlerdir. Bu onları daha güçlü birisi haline getirmiştir. Görünen bu.
Görünmeyen kısım ise ikinci cümle. Yalan olmuşlardır yani yalan bireyler. Yalan birer fedailer.
Zirvede yalnız kalmışlardır, etraftaki insan görünümlü ruhsuz kalabalığa rağmen. Kitle kültürene mahkum olmayın. Neyse daha fazla saçmalamayacağım.
Ayrıca yazmazsam çatlarım galiba, dün gece şu iki satırı yazdım.
-Sana-
''Senin nefesin kesildikçe
Ben ağaçlara koşuyorum.''
17 Mayıs 2012 Perşembe
Milletimizin Başı Sağolsun 3 Dakika
Bak şimdi facebook denen zımbırtıyı cidden kullanmıyorum. Hesabım, profilim, fake profilim hiçbir şeyim yok. Canım istediğinde bakıyorum bir şekilde. Neyse mühim değil bu salak kısım. Akşam akşam canımı sıkan mevzuya bak. Şu an baktım, manzara aynen şu;
''Galatasaraylılara 2 kötü haberim var !
1- Süper Kupada Maçınız Bizimle
2- O maçta Beraberlik Yetmiyor ;)
Duvar Fotoğrafları
Galatasaraylılara 2 kötü haberim var !
1- Süper Kupada Maçınız Bizimle
2- O maçta Beraberlik Yetmiyor ;)''
Bir alttaki haber ne dersin?
''Hatay'ın Dörtyol İlçesi'ne bağlı Kuzuculu Beldesi'nde, Amanoslar Dağları'nın eteğinde göreve giden jandarma özel hareket timine teröristlerce yapılan roketatarlı saldırı sonucu 1 binbaşı, 1 üsteğmen ve 1 teğmenimizin şehit olduğu, 2 askerimizin de yaralandığı haberini büyük bir üzüntüyle öğrendik. Bu hain terörist saldırıyı lanetliyor; şehitlerimize Allah'tan rahmet, yaralı askerlerimize acil şifalar, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Milletimize başsağlığı diliyoruz.''
Hangi küfürü etsem, ne desem ne söylesem boş. Samimiyete bakar mısın? Üzüntüsüne bakar mısın?
Bir çok olay-haber- twitter ya da facebook'ta aynı şekilde ilerliyor. Ya hiç görmeyin, duymayın o berbat hayatı yaşamaya devam edin ya da görüyorsanız her şeyi görün. Bu mu lan acınız? 3 dakika.
Ama hayat devam ediyor? Bu hayat değil. Bu 'acıyı paylaşmak, yaşamak' hiç değil.
Sıfat bulamıyorum vallaha. Bu iki linki yayınlayan kişi 3 dakika ara ile yayınlamış.
Yani 3 dakika da o acıyı unutup birden futbola dönüyor ve şunu yapıyor. ;)
Eğer onlardan biri isen yapma şunu yapma. Görünen resim bu.
Kocaman bir hiç.
''Galatasaraylılara 2 kötü haberim var !
1- Süper Kupada Maçınız Bizimle
2- O maçta Beraberlik Yetmiyor ;)
Duvar Fotoğrafları
Galatasaraylılara 2 kötü haberim var !
1- Süper Kupada Maçınız Bizimle
2- O maçta Beraberlik Yetmiyor ;)''
Bir alttaki haber ne dersin?
''Hatay'ın Dörtyol İlçesi'ne bağlı Kuzuculu Beldesi'nde, Amanoslar Dağları'nın eteğinde göreve giden jandarma özel hareket timine teröristlerce yapılan roketatarlı saldırı sonucu 1 binbaşı, 1 üsteğmen ve 1 teğmenimizin şehit olduğu, 2 askerimizin de yaralandığı haberini büyük bir üzüntüyle öğrendik. Bu hain terörist saldırıyı lanetliyor; şehitlerimize Allah'tan rahmet, yaralı askerlerimize acil şifalar, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Milletimize başsağlığı diliyoruz.''
Hangi küfürü etsem, ne desem ne söylesem boş. Samimiyete bakar mısın? Üzüntüsüne bakar mısın?
Bir çok olay-haber- twitter ya da facebook'ta aynı şekilde ilerliyor. Ya hiç görmeyin, duymayın o berbat hayatı yaşamaya devam edin ya da görüyorsanız her şeyi görün. Bu mu lan acınız? 3 dakika.
Ama hayat devam ediyor? Bu hayat değil. Bu 'acıyı paylaşmak, yaşamak' hiç değil.
Sıfat bulamıyorum vallaha. Bu iki linki yayınlayan kişi 3 dakika ara ile yayınlamış.
Yani 3 dakika da o acıyı unutup birden futbola dönüyor ve şunu yapıyor. ;)
Eğer onlardan biri isen yapma şunu yapma. Görünen resim bu.
Kocaman bir hiç.
14 Mayıs 2012 Pazartesi
Kıyılmazım
Seni Seviyorum.
Bunun bir çok anlamı var biliyor musun? Öyle anlamlara geliyor ki, öyle bir şekle bürünüyor ki, o anlamlarını söylenirken ve duyarken değil bir zaman sonra anlıyorsun.
İhanet eden birisi söyler, ihanetini saklamak için.
Sadece et için söyler, gözleri köreltmek için.
Sadece giderken söyler, 'seni yalnız bırakmıyorum' demek için.
Uzar gider bu liste. Peki ya en gerçeği hangisi. Onu da sen bul. Niye yazdım peki? hahah sadece şu son satırı yazmak için yazdım. O en gerçeğini biliyor çünkü, o da öyle seviyor çünkü.
Seni seviyorum.
Bunun bir çok anlamı var biliyor musun? Öyle anlamlara geliyor ki, öyle bir şekle bürünüyor ki, o anlamlarını söylenirken ve duyarken değil bir zaman sonra anlıyorsun.
İhanet eden birisi söyler, ihanetini saklamak için.
Sadece et için söyler, gözleri köreltmek için.
Sadece giderken söyler, 'seni yalnız bırakmıyorum' demek için.
Uzar gider bu liste. Peki ya en gerçeği hangisi. Onu da sen bul. Niye yazdım peki? hahah sadece şu son satırı yazmak için yazdım. O en gerçeğini biliyor çünkü, o da öyle seviyor çünkü.
Seni seviyorum.
11 Mayıs 2012 Cuma
Sınav
Bak bu vereceğim bilgiler çok engin tecrübesi olan bir insana ait. Özel yani her yerde bulamazsın, okuyamazsın. Eğer herhangi bir sınava hazırlanıyorsan daha doğrusu hazırlanamıyorsan, işin içinden çıkamıyorsan, stres üstüne stres yaşıyorsan oku. Hepsini uygula demiyorum. En azından birkaç tanesini yapmayı dene. Hangileri olacağına sen karar ver. Listedeki yiyeceklerin içeceklerin bir çoğu bana ters hahah (zaten bir şey yemiyorum sigaradan başka) Yürüyüşe çık mesela, 15 dakika yürü, aynı yolu 15 dakika geri geleceğini hesap et. Etti mi sana 30 dakika. İyi gelir, düşünürsün boş boş. Kendinle konuşursun, gülersin, üzülürsün belki ama iyi gelir yürümek. Engin tecrübesi olan insan her gün 1 saat bisiklete biniyor. Bostancı sahilden başlayıp gidebildiği yere kadar, tanımayan yok onu. Bazen bir bilenin söylediklerini uygulamalı.
YÜRÜYÜŞÜN FAYDALARI
1- Yürüyüş kan akımını ve kan damarlarında akan kanın miktarını artırarak dolaşımı iyileştirir,
kalp-damar ve beyinde oluşabilecek damar hastalıkları riskini azaltır.
2- Kalp kası dahil, vücut kaslarını kuvvetlendirerek daha etkin çalışmalarını sağlar.
3- Her bir kasılmada kalbin pompaladığı kan miktarını artırarak, dinlenirken kalp atım sayısını
(nabzı) azaltır.
4- Egzersiz ve stres durumunda arteryel kan basıncında (tansiyonda) oluşan yükselmeyi azaltır.
5- Kan basıncını düzenler.
6- Kalp kasının yan damarlardan beslenmesini destekler. Böylece kalbin ana damarlarında
oluşacak tıkanıklıkların vereceği zararı azaltır.
7- Şişmanlık riskini azaltır.
8- Sindirimi kolaylaştırır.
9- Beyne daha çok oksijen gitmesini sağlayarak,zihinsel keskinlik ve yaratıcı düşünce
potansiyelini yükseltir.
10-Lenfatik dolaşıma yardımcı olur.
11-Egzersiz sırasında ve sonrasında metabolizmayı uyarır.
12-Solunum kapasitesini ve aerobik gücü artırır.
13-Büyümeyi ve travma sonrası toparlanmayı olumlu etkiler.
14-Kan yağlarının (trigliserid) düzeyini düşürür.
15-HDL/LDL (iyi huylu-kötü huylu kolesterol) dengesini düzenler.
16-Koordinasyona olumlu etki yapar.
17-Eklem ve kasların esnekliğini artırarak, bel ve boyun ağrılarını hafifletir.
18-Kemiklerin sertleşmesini ve kuvvetlenmesini sağlar.
19-Dayanıklılığı artırır.
20-Yorgunluk duyumunu engeller.
21-Uykusuzluğu azaltır, rahatlamaya yardımcı olur.
22-Vücudun doğal keyif verici hormonları olan endorfinlerin salınımını sağlar.
23-Yaslanma sürecini geciktirerek, genç görünüm sağlar.
24-Moral, özgüven ve iyimserliği artırır.
Güçlü bir hafıza için...
Avokado : Kısa süreli bellek için gereklidir
Isırgan otu : Sınavlara hazırlananlar ısırgan çayı içebilir
Yabanmersini: Beynin kanla daha iyi beslenmesini sağlar.
Kabak : Sık sık tüketilmesi hafıza için son derece faydalıdır.
Limon : Dil öğrenirken her gün bir bardak limon suyu yararlıdır.
Soğan : Aşırı yıpranmaya ve fiziksel yorgunluğa karşı faydalıdır.
Havuç : Hatırlama yeteneğinizi artırır
Ceviz, fındık, fıstık: Sinirleri kuvvetlendirir, öğrenmeyi kolaylaştırır.
Lahana : Sinirliliği giderir, daha stressiz öğrenilir...
Armut : Beyin aktivitelerini güçlendirir.
Beyaz et : Beynin ihtiyacı olan hormonların üretimini tetikler.
Kereviz : Sinir sistemini kuvvetlendirip beyin aktivitelerini hızlandırır.
Susam : Gün aşırı tüketilmesi, sinir sistemi üzerinde olumlu etkiler yapıyor
Beynimizi daha etkin nasıl kullanabiliriz? Bilgiyi ömür boyu unutmamak üzere bilinç altımıza nasıl yerleştirebiliriz? Lazım olduğunda nasıl o yerden çıkartıp kullanabiliriz?
Bir şeyi öğrenmek için üç defa tekrarlamak gerekiyor.. En iyi yöntem de şu.. Bilgiyi beyne yükle..
Herhangi bir konuda çalıştıktan sonra uyu..
Burası çok önemli..
Uyu..
Sabah kalk, aynı konuyu bir kez daha çalış..
Bir hafta sonra yine..
Artık unutmana imkân yok..
Peki uyumak niye mi önemli?
Aslında beyin uykuda öğreniyor.. Beyne yerleştirdiğiniz bilgiler uyku sırasında kısa dönemli
hafızadan uzun dönemli hafızaya geçiyor.. Oraya yerleşiyor..
Gözler kapanınca bilinç kapanıyor ama bilinçaltı çalışıyor.. Bilgi bilinç altına yerleşince de bir daha
çıkmıyor.. Yani unutmuyorsunuz..
Kediler üzerinde bir araştırma yapılmış.. Kedileri iki gruba ayırmışlar.. Aynı şeyleri öğretmeye
çalışmışlar.. Birinci gruptaki kedilere her öğrettikleri şeyden sonra uyumaları için izin vermişler.. İkinci
gruptakiler daha az uyumuş, bol bol çalışmış..
Sonuç.. Uyuyanlar daha hızlı kavramış.. Daha başarılı olmuş..
Diyorlar ki stres altındayken bir şeyi öğrenemezsin.. Çünkü stres altındayken vücut kimyasal bir
madde salgılıyor.. O madde öğrenmeyi, hatırlamayı engelliyor..
Hafıza şampiyonları yeni bir şey öğrenirken derin bir transa giriyormuş..
Yani bilgiyi doğrudan bilinç altına gönderiyorlar..
Nasıl mı?
Üç defa derin nefes alın, rahatlayın.. Beyninizi öğreneceğiniz şeye odaklayın..
Hepsi bu..
Bir de uzun çalışmanın da çok yararlı olmadığını söylüyorlar.. Saatlerce masa başında kalmanın..
Örnek mi?
Bir saat kesintisiz çalışacağına her 20 dakikada bir beş dakika mola ver.. Beyni rahatlat, çok
daha iyi öğrenirsin..
Bir konferansa, seminere katılmışsınızdır veya uzun bir toplantıya..
Konuşmaların başını ve sonunu net biçimde hatırlarsınız.. Peki ya ortasını?
Uçar, gider!
Beyin almaz.. Hafıza algılamaz..
Küçük bir ipucu daha.. Öğrenirken o bilgiye duygular kat.. Beyninde resmet.. İstersen komik hale
getir, abart..
Sonra o halini düşünerek kullan..
Bir daha hiç unutmazsın..
YÜRÜYÜŞÜN FAYDALARI
1- Yürüyüş kan akımını ve kan damarlarında akan kanın miktarını artırarak dolaşımı iyileştirir,
kalp-damar ve beyinde oluşabilecek damar hastalıkları riskini azaltır.
2- Kalp kası dahil, vücut kaslarını kuvvetlendirerek daha etkin çalışmalarını sağlar.
3- Her bir kasılmada kalbin pompaladığı kan miktarını artırarak, dinlenirken kalp atım sayısını
(nabzı) azaltır.
4- Egzersiz ve stres durumunda arteryel kan basıncında (tansiyonda) oluşan yükselmeyi azaltır.
5- Kan basıncını düzenler.
6- Kalp kasının yan damarlardan beslenmesini destekler. Böylece kalbin ana damarlarında
oluşacak tıkanıklıkların vereceği zararı azaltır.
7- Şişmanlık riskini azaltır.
8- Sindirimi kolaylaştırır.
9- Beyne daha çok oksijen gitmesini sağlayarak,zihinsel keskinlik ve yaratıcı düşünce
potansiyelini yükseltir.
10-Lenfatik dolaşıma yardımcı olur.
11-Egzersiz sırasında ve sonrasında metabolizmayı uyarır.
12-Solunum kapasitesini ve aerobik gücü artırır.
13-Büyümeyi ve travma sonrası toparlanmayı olumlu etkiler.
14-Kan yağlarının (trigliserid) düzeyini düşürür.
15-HDL/LDL (iyi huylu-kötü huylu kolesterol) dengesini düzenler.
16-Koordinasyona olumlu etki yapar.
17-Eklem ve kasların esnekliğini artırarak, bel ve boyun ağrılarını hafifletir.
18-Kemiklerin sertleşmesini ve kuvvetlenmesini sağlar.
19-Dayanıklılığı artırır.
20-Yorgunluk duyumunu engeller.
21-Uykusuzluğu azaltır, rahatlamaya yardımcı olur.
22-Vücudun doğal keyif verici hormonları olan endorfinlerin salınımını sağlar.
23-Yaslanma sürecini geciktirerek, genç görünüm sağlar.
24-Moral, özgüven ve iyimserliği artırır.
Güçlü bir hafıza için...
Avokado : Kısa süreli bellek için gereklidir
Isırgan otu : Sınavlara hazırlananlar ısırgan çayı içebilir
Yabanmersini: Beynin kanla daha iyi beslenmesini sağlar.
Kabak : Sık sık tüketilmesi hafıza için son derece faydalıdır.
Limon : Dil öğrenirken her gün bir bardak limon suyu yararlıdır.
Soğan : Aşırı yıpranmaya ve fiziksel yorgunluğa karşı faydalıdır.
Havuç : Hatırlama yeteneğinizi artırır
Ceviz, fındık, fıstık: Sinirleri kuvvetlendirir, öğrenmeyi kolaylaştırır.
Lahana : Sinirliliği giderir, daha stressiz öğrenilir...
Armut : Beyin aktivitelerini güçlendirir.
Beyaz et : Beynin ihtiyacı olan hormonların üretimini tetikler.
Kereviz : Sinir sistemini kuvvetlendirip beyin aktivitelerini hızlandırır.
Susam : Gün aşırı tüketilmesi, sinir sistemi üzerinde olumlu etkiler yapıyor
Beynimizi daha etkin nasıl kullanabiliriz? Bilgiyi ömür boyu unutmamak üzere bilinç altımıza nasıl yerleştirebiliriz? Lazım olduğunda nasıl o yerden çıkartıp kullanabiliriz?
Bir şeyi öğrenmek için üç defa tekrarlamak gerekiyor.. En iyi yöntem de şu.. Bilgiyi beyne yükle..
Herhangi bir konuda çalıştıktan sonra uyu..
Burası çok önemli..
Uyu..
Sabah kalk, aynı konuyu bir kez daha çalış..
Bir hafta sonra yine..
Artık unutmana imkân yok..
Peki uyumak niye mi önemli?
Aslında beyin uykuda öğreniyor.. Beyne yerleştirdiğiniz bilgiler uyku sırasında kısa dönemli
hafızadan uzun dönemli hafızaya geçiyor.. Oraya yerleşiyor..
Gözler kapanınca bilinç kapanıyor ama bilinçaltı çalışıyor.. Bilgi bilinç altına yerleşince de bir daha
çıkmıyor.. Yani unutmuyorsunuz..
Kediler üzerinde bir araştırma yapılmış.. Kedileri iki gruba ayırmışlar.. Aynı şeyleri öğretmeye
çalışmışlar.. Birinci gruptaki kedilere her öğrettikleri şeyden sonra uyumaları için izin vermişler.. İkinci
gruptakiler daha az uyumuş, bol bol çalışmış..
Sonuç.. Uyuyanlar daha hızlı kavramış.. Daha başarılı olmuş..
Diyorlar ki stres altındayken bir şeyi öğrenemezsin.. Çünkü stres altındayken vücut kimyasal bir
madde salgılıyor.. O madde öğrenmeyi, hatırlamayı engelliyor..
Hafıza şampiyonları yeni bir şey öğrenirken derin bir transa giriyormuş..
Yani bilgiyi doğrudan bilinç altına gönderiyorlar..
Nasıl mı?
Üç defa derin nefes alın, rahatlayın.. Beyninizi öğreneceğiniz şeye odaklayın..
Hepsi bu..
Bir de uzun çalışmanın da çok yararlı olmadığını söylüyorlar.. Saatlerce masa başında kalmanın..
Örnek mi?
Bir saat kesintisiz çalışacağına her 20 dakikada bir beş dakika mola ver.. Beyni rahatlat, çok
daha iyi öğrenirsin..
Bir konferansa, seminere katılmışsınızdır veya uzun bir toplantıya..
Konuşmaların başını ve sonunu net biçimde hatırlarsınız.. Peki ya ortasını?
Uçar, gider!
Beyin almaz.. Hafıza algılamaz..
Küçük bir ipucu daha.. Öğrenirken o bilgiye duygular kat.. Beyninde resmet.. İstersen komik hale
getir, abart..
Sonra o halini düşünerek kullan..
Bir daha hiç unutmazsın..
8 Mayıs 2012 Salı
İyi ki
Başka bir şey bu. Bunu hep söylüyorum nasıl anlatsam, ne desem, ne söylesem eksik kalacak.
Vardır hayatınızda böyle insanlar. Yere göğe sığdıramadığınız, dev olduğundan değil. Kalbinin büyüklüğünden. Öyle büyük, öyle güzel ki. Kalbi, kalbi. Hep kalbine bakmış, hep kalbine göre hareket etmiş. Evet, gözyaşları çok. Kalbindekiler onu çok ağlatmış. Ama bütün güzelliği ağladıklarından geliyor. Onu ağlatanlar tüm güzellikleri, iyilikleri hak ediyor. O, onların güzellikleri haketmelerine rağmen hakedememelerine ağlıyor. Biliyorum onun gözyaşları boşuna akmıyor. Diyorum ya ne söylesem eksik kalacak. Güzelliğini hiçbir söz tamamlayamayacak.
Hayatınızda, kalbinizde ve aklınızda varsa böyle insanlar sıkı sıkı sarılın onlara. Yanında olamasanız da her zaman yanında olduğunuzu hatırlatın. Hayat; insanı her zaman güzelliklerle karşılaştırmıyor. Karşılaştırdıklarını da erkenden ayırıyor. Hayat fazla mutluluğa gelemiyor, tahammül edemiyor. Benim hayatımda var böyle bir kaç güzel insan. Ne kadar uzak olursam olayım, sıkı sıkı sarıldığım.
O yüzden eğer kazandıysanız, asla kaybetmeyin. Ve evet ona göre abartsanız bile, boşverin yüceltin.
Varın yüceltin. O, tavus kuşu misali hep ayaklarına baksa bile, ne çıkar siz bir kere onun kalbini gördünüz.
İyi ki Varsın.
Vardır hayatınızda böyle insanlar. Yere göğe sığdıramadığınız, dev olduğundan değil. Kalbinin büyüklüğünden. Öyle büyük, öyle güzel ki. Kalbi, kalbi. Hep kalbine bakmış, hep kalbine göre hareket etmiş. Evet, gözyaşları çok. Kalbindekiler onu çok ağlatmış. Ama bütün güzelliği ağladıklarından geliyor. Onu ağlatanlar tüm güzellikleri, iyilikleri hak ediyor. O, onların güzellikleri haketmelerine rağmen hakedememelerine ağlıyor. Biliyorum onun gözyaşları boşuna akmıyor. Diyorum ya ne söylesem eksik kalacak. Güzelliğini hiçbir söz tamamlayamayacak.
Hayatınızda, kalbinizde ve aklınızda varsa böyle insanlar sıkı sıkı sarılın onlara. Yanında olamasanız da her zaman yanında olduğunuzu hatırlatın. Hayat; insanı her zaman güzelliklerle karşılaştırmıyor. Karşılaştırdıklarını da erkenden ayırıyor. Hayat fazla mutluluğa gelemiyor, tahammül edemiyor. Benim hayatımda var böyle bir kaç güzel insan. Ne kadar uzak olursam olayım, sıkı sıkı sarıldığım.
O yüzden eğer kazandıysanız, asla kaybetmeyin. Ve evet ona göre abartsanız bile, boşverin yüceltin.
Varın yüceltin. O, tavus kuşu misali hep ayaklarına baksa bile, ne çıkar siz bir kere onun kalbini gördünüz.
İyi ki Varsın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)